Savaş düşkünü ve iktidar borazanı “medya”!


03 Ağustos 2017 04:55

“Bir tarafta vizyon sahibi, yerli ve milli politikalarıyla güçlü Türkiye, diğer tarafta yıllar yılı Ortadoğu topraklarını içinden çıkılmaz savaşlara sürükleyen Batı! O Batı’nın planlarını bozan ülke Türkiye… İkircikli yapısıyla Türkiye’yi hizaya getirmeye çalışan ve tehditkâr üslupla Türkiye ve İslam âlemine nizam vermeye çalışıyorlar. Ancak oyunun kuralları değişti. Bundan sonra kuralları batı değil, Türkiye koyuyor!.“

Böyle midir? Ülkenin bütün tersanelerini, limanlarını, değerli arazilerini, koyları ve turistik deniz kıyılarını, enerji kaynaklarını ve ulaşım yollarını “babalarının mülkü“ gibi kullanma olanağına kavuşan, çıkardıkları yayınlarının kaynağı, iktidar tarafından oluşturulan petrodolar havuzundan akan gazete-televizyon silahsörleri, yedeklikleri sağlam tutmak için sürekli pişirip sekiz sutüne manşetten verdiklerine göre, “bir bildikleri var“dır! Ama böyle yaza-konuşa bu ülke halkının başına öyle büyük belalar açma olasılığı vardır ki, o belayı açanların hepsi kendi lüks yaşamlarında har vurup harman savurmayı sürdürürlerken, en yoksulları başta olmak üzere emekçi çocukları çöllerde binlerle yitip-gidebilir!

Artık “oyunun kuralları“nın değiştiğini ve bundan böyle kuralları “Türkiye’nin belirleyeceği“ yaygarasının şiddetinden bu kural belirleme hevesinin pahası kestirilemeyebilir. Ne de olsa, “Batı“nın geldiği, gittiği ve aslında hiç gitmediği yer(ler)e Osmanlı’dan sonra ve Osmanlı da olunmadan kural koymak pek çok paha gerektirir. Arap kral ve şeyhlerinin en militarist-en zenginlerinin Arap topraklarında “Osmanlı hanedan sevdalıları“nı istemeyecekleri kaç kez ilan edildi. Suriye’de işgal gücünü reddediş silahlarla gösteriliyor. İş oralarda söz sahibi olup kural balirlemeye geldiğinde Suudilerle, Mısır’la, Körfez Emirlikleriyle toplamı yüzlerce milyar doları bulan askeri donatım anlaşmaları hemen uygulamaya geçiyor/geçer!

Peki, bu müzmin ve asla onmaz Kürt düşmanlığı, Türkiye’nin kendilerini Osmanlı İmparatorluk sevdalıları olarak gören ve Saraylar yaptırıp milis giydiren güncel yöneticilerini ABD ile, Avrupa’nın büyük emperyalistleriyle, NATO’nun komutasıyla savaşacak denli çılgınlaştırabilir mi? Kürt düşmanlığı; Kürtlerin ulusal hak sahibi olmalarını engelleme askeri-politik ve kültürel “geleneği“, aklı ve gözü bu denli mi karartır, kör edebilir mi? Ya da yayılmacı-militarist emellerin yeniden depreştiği bir dönemde, içeride halk kitlelerinin bir bölümünü çok çeşitli nedenlerle yedekleyebilmenin hoyratlığıyla “kural koyuculuğa“ soyunulabilinir mi? Bu çünkü, büyük güç iddiasıyla pazarda ve savaş sahasında rakip görülenlerle savaşmayı gerektirir. 

Böyle bir çılgınlık akıl işi değil, ama akıl da pazarda satılmıyor. Türk İHA’larının isabetli atışlarıyla övünenler, yapay zekâ kullanımında da ileri teknolojide de, meydan okur göründüklerinden bin kez daha geridedirler. Bu işler “gaz vermek“le; rüşvet, iltimas, yolsuzlukla, kayıt dışı milyarları payedip saltanat sürmekle olmuyor. 

Siyasal iktidarın havuz medyası, “Bir tarafta vizyon sahibi, yerli ve milli politikalarıyla güçlü Türkiye,…diğer tarafta Batı“ yaygarasıyla uçurum harfiyatı yaparken, içeride ve dışarıda nemalanacak ne bulabilirim arayışındadır. Ülkeyi yağma sofrasına çevirmiş bir gücün koruması altında, devri saltanatın bitip-tükenmezliğine iman etmiş ve  sadece artık her tür baskı ve saldırının örtüsü olarak kullanılan “yerli ve milli“yi, yağmadan daha fazlasını kapmanın aracına dönüştürmüş bir dalavera imalathanesi durumuna gelmiştir. 

İktidar borazanı havuz hortumcularının, ülkenin ve halklarının yararına bir faaliyetlerinin olup olmadığını görmek için her işçi ve emekçi, onların, kendilerinin hakları, istemleri, ve bunun için yürüttükleri macadele karşısındaki tutumlarına bakmalıdır. Erdoğan iktidarının içeride  ve dışarıda izlediği ve ancak daha fazla baskıya neden olan politikalarının jandarmalığını üstlenmiş bu bol maaşlı, avantalı, sırtı pek-karnı tokların yaygaralarındaki tehlikeyi görmek için, en iyi yol budur. Bu gazete ve televizyonlarla ağızlarından “milli ve yerli“ lafı düşmeyen yazar-yorumcularının işçi grevleri, hak direnişleri, iktidarın giderek yoğunlaşan baskı ve yasakları karşısındaki tutumuna bakarak, kimden yana ve ne için “yüksekten konuşup“ atıp-tuttukları daha net görülebilir. Bu da, bu yalan deryasının kokuşup zehirli etkisiyle insanları uyuşturmasına karşı atılmış önemli bir adım olur.
 

www.evrensel.net