Bir garip toplusözleşme


03 Ağustos 2017 04:52

3 milyonu aşkın devlet memuru ve 2 milyon memur emeklisinin 2018-2019 yıllarını kapsayan 4. dönem toplusözleşme görüşmeleri başladı. Her ne kadar Hükümet ile memur konfederasyonları arasında, gerçek bir toplusözleşme uygulamasından uzak, mevzuat yapısı ve işleyişi açısından garip bir toplusözleşme düzeni olsa da, milyonlarca devlet memuru ve memur emeklisi toplusözleşme görüşmelerini yakından takip ediyor.

2013’ten itibaren iki yıllık yapılan ve dünya üzerinde eşi benzeri olmayan Türkiye’ye özgü toplusözleşme uygulaması, bu yıl ilk kez OHAL koşullarında yapılıyor. Geçtiğimiz süreçte OHAL KHK’leri ile 100 bini aşkın kamu görevlisinin idari ve siyasi kararlarla kamu görevinden ihraç edilmesi, iktidarın OHAL sürecini emek mücadelesini baskı altına almak, başta işçilerin grev hakkı olmak üzere, en temel sendikal eylemleri, sendikal hak ve özgürlükleri kısıtlamak için kullanması, bu dönem ‘toplusözleşme süreci’nin hangi şartlar altında yürütüldüğü hakkında yeterince ipucu veriyor.

Bugüne kadar en çok üyeye sahip ‘yetkili’ sendikalar ve üç konfederasyonun katılımıyla yapılan görüşmeler, bu yıl tam bir hukuksuzluk ve skandal niteliğinde uygulamalarla başladı. Çalışma Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı (DPB), hiçbir yetkisi olmadığı halde, görüşmelere katılacak olan KESK heyetini ‘OHAL KHK’leri ile kamu görevinden ihraç edildikleri gerekçesiyle geri çevirdi. DPB’nin hızını alamayıp ‘devlet memuru’ olmayan sendika uzmanlarını da ihraç edildikleri gerekçesiyle geri çevirmesi, meseleye ne kadar ‘ciddi’ yaklaştıklarını gösterdi.

Kamu emekçilerinin Hükümetin hedef tahtasında olan iş güvencesi başta olmak üzere, çalışma ve yaşam koşulları açısından son derece önemli bir dönemde, OHAL KHK’lerinin dayanak gösterilerek KESK heyetinin belirlenmesine yönelik hukuksuz müdahalenin asıl amacının KESK’i toplusözleşme görüşmelerinin dışında bırakmak olduğu çok açık.

OHAL KHK’leri ile gerçekleştirilen ihraçlar başta olmak üzere, iktidarın tamamen idari ve siyasi tasarruflarla hayata geçirdiği tüm antidemokratik uygulamaların, iş güvencesine yönelik saldırıların, sendikal hak ve özgürlüklere yönelik baskıların, geçmiş yıllara ait ekonomik ve sosyal kayıpları gündeme getirecek olan KESK’in masada olmaması, pek çok yönden sakat olan toplusözleşme sürecini ‘dostlar alışverişte görsün’ faaliyeti olmaktan öteye götürmeyecektir.

Hükümet ile masaya oturan sendikaların yüz binlerce kamu emekçisini ilgilendiren hukuksuz OHAL KHK’lerini ve iş güvencesinin gaspına yönelik saldırıları gündem yapmaktan uzak tutumu, toplusözleşme sürecinin büyük ölçüde ‘zam pazarlığı’na kilitlenmesine neden olacak.

Bu dönem, kendi üyeleri için iki kat daha fazla toplusözleşme ikramiyesi isteyerek ‘kendine Müslüman’ yandaş sendika ile Hükümet arasında öncekilerin benzeri bir toplusözleşme süreci yürütüleceği anlaşılıyor. Bütçe ile talepler arasındaki orantıya bağlı olarak masada anlaşma olmazsa, çoğu üyesini iktidarın belirlediği Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na gidilecek ve toplusözleşme süreci başından sonuna kadar iktidarın çizdiği sınırlar içinde gerçekleştirilecek. 

Türkiye’de yıllardır kamu emekçilerinin ekonomik, özlük, sosyal ve demokratik hakları ile ilgili ciddi sorunlar ve sıkıntılar yaşanıyor. 2002 yılından bu yana gerçekleştirilen ‘toplu görüşme/toplusözleşme’ uygulamalarında kamu emekçilerinin hiçbir sorununa ciddi yaklaşılmadı. Bugüne kadar imzalanan toplusözleşmelerde kazanan her zaman hükümet, kaybeden hep kamu emekçileri oldu. 

Taraflar arasında eşit koşullar altında yürütülecek, göstermelik değil gerçek bir grevli toplusözleşme süreci yaratılmadıkça, masada söylenen her iddialı sözün havada asılı kalması kaçınılmaz.

 

www.evrensel.net