Şimdiki zamanın memnunları


14 Haziran 2011 09:37

Her iki kişiden birisi şimdilik itirazsız: Yani çoğunluğun ruh hali edilgen ve şimdiki zamanın memnunu. “Ya gelecek” sorusu geniş kesimler için deneyimleri ışığında ertelenebilir bir soru. Uzamış baskıcı dönemlerin olağanı ‘soru soramamazlık’ devam ediyor.
Asistanlık yıllarımda dil öğreticim İngiliz bir İzmirli idi. Bana önerisi çokça soru sor olmuştu. Yıllardır yaşadığı ortak ülkeyi kavramıştı. Diyordu ki; “sizler az soru soran bir toplum olduğunuz için yabancı dil öğrenmekte zorlanıyorsunuz.” Üstelik yanılmadığını bir aylık Londra deneyimimde anlamıştım. Gramer ve kelime dağarcığım daha gelişkin olmasına karşın konuşmakta görece zorlanıyordum. Bir hafta sonu o güne kadar edindiğim tüm yazılı materyallerdeki soruları alt alta yazdım ve tekrar tekrar okudum. Birkaç gün içinde hem kur atladım hem de ortak gezilerimizin kent içi konuşmacısı oluverdim.
Yıllardır nerede ise her basın açıklamasını “olaysız bir şekilde “ ya da “olaylı bir şekilde sona erdi” olarak haberleştiren bağımlı medya izleyicisi soru sorsun da başına bir şey mi gelsin, değil mi? Üstelik erkek egemen ülkenin onsekizlik bıçkınlarına ayarlı düzeltici bir zorunlu askerlik dönemi soru sormanın değil itaatin düzenleyicisi.
 Ama bir kesim var ki sorabiliyor. Kürt çocukları daha dört yaşında soruyorlar:
- Bizim dilimiz neden yasak?
- Kravatlı devlet görevlileri dilimize neden nefretle yaklaşıyorlar?
- Biz Türklerin dilini öğreniyoruz da onlar neden üç kelime de olsa bizim dilimizi konuşmuyorlar?
- Türkler için yabancı dille eğitim veren okullarda önce dil eğitimi veriliyor da bizim gittiğimiz ilkokullarda neden Kürtler için Türkçe, Türkler için Kürtçe dil hazırlık müfredatı konmuyor?
- Anne köyümüzü askerler ne zaman yaktı?
- Babama işkenceyi hangi polis karakolunda yapmışlardı?
- Amcamın mezarı niye yok baba? Faili meçhul ne demek anne?
- Diğer partilerde neden eş başkan yok abla?
Kürt çocukların bu soru sorabilirliği nihayetinde 36 milletvekili ile meclise taşındı. Her iki kişiden birinin şimdiki zamanın itirazsızcısı olduğu pazar günü hayat sol, sosyalist katılımlı Kürtler ile tersine çevrildi. Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku insanlığın “iyi çocukları” olarak mecliste “birlikte başaracağız” demeye gidiyorlar.


Sağlıkta çoğunluğa ayarlı müşteri memnuniyeti

Vatandaş ne görüyor? Nerede ise her poliklinikte bir uzman hekim, monitörler, bilgisayarlar, şık giyimli tıbbi sekreterler. Ya ötesi?
Giderek ama özellikle de seçim sathına yaklaşıldığında birçok hastanede; daha ziyade eğitim hastanelerinde uzmanlar polikliniklere yığıldılar. Kimi hastanelerde yataklı birimler asistanlara yani tıpta uzmanlık öğrencilerine emanet edildi. Hastalar uzman katkısı olmaksızın şifa arayışına terk edilirken asistanlar uzman olmayan kliniklerde uzman olmayı bekleyeduruyorlar.
Dedik ya; her iki kişiden biri itirazsız. Ya sağlıkta? Peki, itiraz edilmeyen ne? Sözgelimi desem ki hangi hastanın bir uzman hekime ihtiyacı daha fazladır; klinikte yatan hastaların mı yoksa polikliniklere ayaktan tedavi amaçlı başvuranların mı? Cevabını kendi içinde saklayan bu soruda ne yazık ki son altı ay bir facia. Öyle eğitim hastaneleri var ki yatan hastaların olduğu kliniklere nerede ise uzman sokulmuyor. Kimler mi mağdurları; kalp hastaları, mide kanaması olanlar, kanser hastaları, ayağını kaybetmek üzere olan şeker hastaları ve daha niceleri...
Peki, uzman sayısı mı azaldı derseniz öyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Belki de sağlıkta dönüşümcüler bu söylediklerime itiraz edeceklerdir sayı bazında. Ama söyler misiniz tek bir hastanede bile yaşanmış olsa anlamı yok mu bu söylediklerimin?
Eğitim hastanelerinin poliklinikleri giderek birinci basamağa döndü. Aile hekimi veya sağlık ocağına başvurmadan canı isteyen koşuyor hastanelere. İşte sağlık ocağına dönüştürülmüş o eğitim hastanelerinin birçok polikliniğinde artık uzman hekimler görevli. Öte yandan yataklı klinikler kimi birimlerde uzmanlara adeta kapalı.
Düşünsenize sağlıktaki popülizmi! Halkın ekseriyeti polikliniklere mi geliyor yoksa hastanede mi yatmakta. Tabii ki polikliniklere geliyorlar. Öncelik hasta değil müşteri ekseriyetinin memnuniyeti bu düzende. Ve bu işin gönüllü taşeronları ise tam gün yasası sonrasının klinik şefleri. Tek başlarına “aslanlar gibi” hekimlik yaptıkları iddiası ile sisteme dair işbirlikçilikleri onlara puan yani ek ücret olarak geri dönüyor, ama şimdilik.
Yeni dönem bu ayrıntıların ışığında sağlıkta oldukça sancılı geçeceğe benziyor.
Daha nitelikli bir sağlık ortamı için haydi yeniden diri durmaya, mücadeleye!
Sağlıcakla kalın.

evrensel.net
www.evrensel.net