Yorgunluk mu?


28 Temmuz 2017 04:15

Erdoğan partisinin düşmeye başlayan gücünü “metal yorgunluğu” örneği ile açıklıyor. Söylediklerine bakılırsa kadro yenilenmesi enerji tazelenmesi sağlayacak, yeniden yükselişe geçecekler ve eski güzel günlere ulaşacaklar! Bu kendi güçlerine umut pompalamayı amaçlayan boş bir hayaldir. Erdoğan, iktidarı ve partisi güçlerinin zirvesine ulaşmış ve oradan yavaş yavaş inişe geçmeye başlamışlardır. Ama bu inişin normal ve olağan bir iniş olmama ihtimali oldukça güçlüdür ve şimdi bu gidişi durdurmak için tüm imkanlar devreye sokulmaktadır.

Ama Erdoğan iktidarının halka verecek olumlu hiç bir şeyi kalmamıştır. Ne yapılan köprülere yenilerini eklemek, ne daha fazla tünel yapmak, ne de yeni yapılacak yollar ve inşaatlar bu gidişi tersine çeviremeyecektir. Erdoğan bu durumu fark edenlerin başında gelmektedir ve tüm imkanları, devleti bir bütün olarak kendi iktidarının bir aygıtına çevirmeye harcamaktadır. Yapılacak ilk seçimleri kazanmak onun için tek adam, tek parti iktidarını kurumsallaştırmanın en önemli ayağı olarak görülmektedir.

On binlerce tutuklama, yüz binlerce soruşturma ve tasfiye, gazetelerin, televizyonların kapatılması, gazetecilerin tutuklanması, Cumhuriyet davası gibi bir utanç ve hukuksuzluk davasının açılması, “değerli yalnızlığın” aşırı gerilimlere ve uluslararası düzeyde kolaylıkla itilip kakılan bir devlete dönüşmesi Erdoğan iktidarını her yönden yiyip bitiren etkenler durumundadır. Buna işçi ve emekçi halkın her geçen gün kötüleşen yaşam ve çalışma koşulları eklendiğinde, artık söz konusu olanın; parti kadrolarının yorgunluğu değil, destekçi kitlesindeki kopma eğiliminin güçlenmesi olduğu rahatlıkla görülebilir. Kitlelerin diğer kesimleri ise zaten bu durumun farkındadır.

Bütün bu etkenler hep birlikte, söz konusu olanın yeniden enerji toplayıp harekete geçilebilecek geçici bir yorgunluk olmadığını, her konuda en uçlara kadar götürülerek yapılan tüm zorlamalara rağmen artık denizin bitmekte göstermektedirler. Kuşkusuz bunları böyle tespit etmek Erdoğan iktidarının kendisini bekleyen kadere kolayca teslim olacağı anlamına gelmiyor. Aksine onlar daha büyük bir kin ve öfkeyle saldırmakta, ellerine geçirdikleri iktidarı ne pahasına olursa olsun korumanın mücadelesini vermektedirler.

Soruna buradan bakıldığında Türk, Kürt ve farklı milliyetten ve değişik inanç gruplarından halkın saldırıları püskürterek demokrasi ve özgürlükler mücadelesini geliştirebilmesinin koşullarının giderek daha fazla genişlediğini, ama buna karşın iktidarın çevresinde en gerici güçleri toplayarak bu mücadeleyi engelleme ve faşist bir rejim kurma saldırısının da sertleşeceğini görmek gerekiyor. Bu noktada halk hareketinin en büyük zaafının henüz birleşik bir muhalefet oluşturmayı başaramamak olduğunu görmek gerekiyor. Bu muhalefet şimdilik bazen aynı eylemde birleşse de, farklı yönlerden gelerek aynı hedefi döven darbeler indirmekle etkinliğini gösteriyor.

Ama Adalet Yürüyüşü ve Mitingi halk hareketinin taşıdığı potansiyeli ve eğer tüm halkın özlem ve taleplerini dikkate alan bir hareketlenme içine girilirse bunun nasıl gelişebileceğinin güçlü belirtilerini ortaya koydu. HDP’nin başlattığı “Vicdan ve Adalet Nöbeti”, faşist saldırıları püskürtme, demokratik hak ve özgürlükleri kazanma mücadelesinde yeni sayfanın açıldığını gösterdi. Bu mücadelenin önümüzdeki günlerde ve aylarda gelişip yaygınlaşacağı görülebiliyor. 

Ülke çeşitli mücadele biçimlerinin iç içe girdiği, parlamentoya olan ilgi ve dikkatin parlamento dışı yol ve yöntemlere kayma eğilimi gösterdiği, geleneksel tüm kurumlarda bir çözülme ve içeride hareketlenme -AKP içi dahil!- belirtilerinin ortaya çıktığı özgün bir süreçten geçmeye başladı. En gerici güçteki “yorulmanın” bütün bu etkenlerden ayrı düşünülemeyeceği ortadadır. Onlar yorulurken halk hareketi daha gücünün onda birini bile harekete geçirmemiştir. İşçiler başta olmak üzere daha büyük güçler harekete geçirilebilirse, faşist bir rejim kurmak isteyenlerin hevesleri kursaklarında kalacak, kesinlikle yenilgiye uğrayacaklardır.

www.evrensel.net