Bütçe hakkı ve demokrasi


22 Temmuz 2017 05:00

Ulus devlet öncesi dönemlerde feodal bey ya da kral mutlak hâkim olarak, aynı zamanda toplumsal varlıkların da hâkimi idi. Kralın ya da feodal beyin hazinesinin krematistik olarak adlandırıldığı geçmiş dönemlerin sözde bütçelerinde halk mülkün sahibi olmadığı için, kralın mülk üzerindeki tasarrufunun denetimi de söz konusu değildi. Günümüzde ulus devletlerin ortaya çıkışı ile aynı anda mülkün sahipliği de asıl sahip olan halkın uhdesine geçmiştir. Böylece toplumun yöneticiler karşısındaki özgürlüğü, mülkün yönetiminin, yönetimin parasal görüntüsü olarak da bütçe hakkının halka geçmiş olması ile kazanılmıştır. 

Kameralistik yapı olarak bilinen yeni sistemde halktan toplanan vergiler de, yapılan harcamalar da yine halkın temsil edildiği parlamentolarda karar bağlanmaktadır. Bir anlamda ulusal servetin bir bölümünün harcama ve vergi sistemi ile yeniden dağıtıldığı bütçe üzerinde, hükümet organlarının, halkın temsilcisi olan parlamentonun verdiği yetki içinde davranma dışında bir yetkisinin olmadığı kuralı çağdaş devlet yapılarının vazgeçilemez demokrasi kuralı olarak yaşama geçirilmiş bulunmaktadır. 

Bütçe üzerinde halk adına halkın temsilcilerinin yetkisi o denli mutlaktır ki, bütçe oluşumu ve karara bağlanması üzerinde ne cumhurbaşkanının ne kabine üyelerinin ne de bürokrasinin söz hakkı vardır. Çünkü mülkün sahibi halktır, tüm siyasiler ve yöneticiler ise ancak belirli süre ile yönetimi elinde tutan emanetçilerdir. Geçen yıl çıkartılan bu yıl genişletilen Varlık Fonu İdaresi A.Ş ve yönetimindeki kaynakların ihdası, kullanımı ve denetimi itibariyle demokrasi ile yakından uzaktan ilgisi olmayan, krallık hâkimiyet ve yönetim biçimini simgeleyen krematistik sisteme geri dönüştür.

İktidara gelen siyasi kadronun iktidardan gitmesi de halkın özgür iradesi ile gerçekleşir. Kâğıt üzerinde fevkalade olağan ve demokrasi kurallarına uygun görülen bu söylemi son referandumu izleyen dönemde açıklanan bütçe verileri ile dikkate alırsak, halkın bir kenara itilerek, paralarının iktidar koltuğuna yapışma aracı olarak kullanıldığı anlaşılır. 

Şöyle ki, son referandum gerek Türkiye için gerekse AKP için fevkalade önemli idi. Zira Türkiye son referandumun sonucuna göre ciddi bir siyasi rejim değişikliğine gidiyor idi. Halkın önüne koyulan değişiklik önerisi demokrasinin genişletildiği ve toplumu daha müreffeh düzeye çekecek olumlu değişiklik olmayıp, kuvvetler ayırımına gidildiği ve tek adam yönetimi altında despotik bir rejime yönelişti. Böylesi değişikli önerisi demokratik anlayışa aykırı şekilde bizzat iktidar partisi tarafından yapılmış ve OHAL yönetimi altında halka dayatılmıştı. 

Son bütçe verilerinin önemli bütçe açığını ortaya koyması, hükümetin iktidardaki siyasi parti lehine propaganda aracı olarak halkın vergilerini kullandığını, kafasına göre harcama yapmış olduğunu göstermektedir. Görülüyor ki, referandumun OHAL altında yapılması çok ciddi demokrasi hatası olduğu kadar, iktidar partisi lehine propaganda aracı olarak bütçenin kullanılması da ikinci vahim demokrasi hatadır. Böyle bir yönetim anlayışı ve uygulamasından demokrasi çıkmayacağı açıktır. Bu durumun muhalefet tarafından dillendirilmemesi de başka bir demokrasi gafıdır. 

Halen var olan parlamento, mevcut yasalar muvacehesinde toplumun nitelikli temsilini gerçekleştirmekten uzak olduğu gibi, çoğunluk sandalyelerinde oturan AKP milletvekillerinin gelen ulu komuta göre davranması ve parlamentodaki çoğunluğu ile yukarıdan gelen hemen her emrin yasalaştırılarak geçirilmesinde başat olabilme kapasitesine sahip olmasınedeneiyle, bütçe üzerindeki müzakere ve kararlarla temsili sistemde halkın iradesinin kararlara yansıdığı savlanamaz. Zaten ondan dolayıdır ki, gerek harcamaların dağılımında gerek harcama yükünün, yani vergilerin toplumsal dağılımında adalet sağlan(a)mamaktadır. 

Buradaki mesele ülkenin ekonomik durumu ve buna bağlı olarak kaynak yetersizliği ile ilgili olmayıp, var olan kaynakların dağılım yanlışlığı, yani adaletsizlikle ilgilidir. Bütçe bir yasa olduğundan, bir kere parlamentodan geçip, Resmi Gazetede yayınlandıktan sonra hükümet de elini kolunu sallayarak oluşturduğu ve halkın gözünden kaçırdığı adaletsizliği keyfince uygulamada beis görmemektedir.

Siyasi süreçte oy verme kutsallığını meta gibi sahte ticaret oyununa dönüştürmenin yanında, varlık Fonu süslü adı altında toplumsal değerli varlıkların her türlü hukuksal tasarruf hakkının tedrici ve örtülü olarak başkanın uhdesine devrinin adı ve simgesi de demokrasi ve adil yönetim olmaktadır!

www.evrensel.net