OHAL hedefleri


20 Temmuz 2017 05:00

20 Temmuz 2016’da ilan edilen ve bir yılı geriden bırakan OHAL sürecinde iktidar, hiçbir hukuki kaygı ya da engel tanımadan peş peşe çıkardığı 26 KHK ile kendi belirlediği kurallar dışında hiçbir hukuk kuralı, yasa ya da sınırlamayı dikkate almazken, emekçilerin en temel hakları ve güvencelerini yok sayarak, iş, ekmek, demokrasi ve adalet taleplerini görmezden gelmeyi sürdürüyor. 

İktidar, karşısında kendisini engelleyecek somut bir güç görmediği için, bir süredir kendi koyduğu kuralları, hatta yasaları bile hiçe sayan bir yönelime girdi. Bunun en somut sonuçlarını kamuda yaşanan kitlesel ihraçlarda görmek mümkün. Öyle ki, OHAL sürecinde çıkarılan 26 farklı KHK ile kamuda toplamda 111 bin 240 devlet memuru, yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli olan bütün haklarından mahrum edilerek kamu görevinden ihraç edildi. Üstelik ihraçların tamamı, devlet memurlarının görevine son verilmesi için gerekli olan hukuki şartların hiçbirine uyulmadan hayata geçirildi.  

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, tüm kamu kurumlarında, önceden hazırlıkları masa başında yapıldığı belli olan, büyük bölümü siyasi fişleme ve ihbarcılık sistemi üzerinden gerçekleştirilen ihraçların darbe girişimi ile uzaktan yakından ilgisi bulunmayanlara yönelerek sürdürülmesi, kamuda tarihin en büyük siyasi tasfiyesinin yaşanmasını beraberinde getirmiş durumda. 

Bugüne kadar çıkarılan ve konu bakımından darbe girişimi dışında pek çok alanda düzenleme yapan 26 KHK ile örneğin eğitim alanında ihraç edilenlerin (öğretmen, akademisyen, idari personel) sayısı, darbe girişimine katılma gerekçesiyle ihraç edilen asker ve polis sayısının iki katından fazlasını oluşturuyor. İktidarın ihraç mantığına göre bakacak olursak, 15 Temmuz darbe girişimini eli silahlı asker ve polisten çok, eğitimciler, sağlıkçılar, belediye emekçileri ve diğer sivil memurlar gerçekleştirmiş. Sadece bu veriler bile, tek başına iktidarın asıl amacının ne olduğunun anlaşılması açısından yeterli. 

Kamudan ihraç edilenlerin önemli bir bölümü normal koşullarda, hukuken asla suç olarak değerlendirilemeyecek suçlamalar üzerinden işten atıldı. Kamuda uzun süredir olduğu bilinen ‘fişleme’ ve ‘ihbarcılık’ mekanizmasının yaşanan ihraçlarda belirleyici olduğu çok açık. İhraç edilenlere yönelik somut bir suçlama yapılmaması, adil yargılama ve savunma hakkının tanınmamış olması, hepsinden önemlisi bütün hukuk mekanizmalarının iktidar tarafından kasıtlı olarak kilitlenmesi, tarihe geçecek nitelikte büyük bir hukuk skandalına imza atıldığını gösteriyor. Kamudan idari ve siyasi tasarruflar sonucunda ihraç edilenlere yönelik olarak bütün bu yaşananlar, yüz bini aşkın kamu personeli açısından açık bir ‘yargısız infaz’ yaşandığının en somut kanıtını oluşturuyor. 

Kamuda yaşanan ihraçlara yönelik hukuk dışılığı gizlemek ve kamudan ihraç edilenlere yönelik yargı sürecini uzatmak amacıyla kurulan OHAL Komisyonu, altı ay fiilen sürüncemede bırakıldıktan sonra, hafta başından itibaren başvuruları almaya başlasa da, iktidarın süreci mümkün olduğunca uzatmak için elindeki bütün olanakları kullanacağı anlaşılıyor. 

Kamuda yaşanan kitlesel tasfiye açısından bugünden geriye doğru baktığımızda, siyasi görüşü, etnik kimliği, dini inancı, hatta yaşam tarzı açısından iktidarın belirlediği sınırlar içinde olmayan ya da davranmayan herkes, her kurum hedef haline getirilmiş durumda. Bu nedenle bugüne kadar önünde diz çöktüremediği işçi ve emekçileri ihraçlarla tehdit ederek, korkutarak ve sindirmeye çalışarak aynı zamanda onların örgütlü mücadelesini zayıflatmayı ve sendikal mücadeleyi olabildiğince etkisiz hale getirmeyi hedefliyorlar.  

Bütün bu gelişmeler yaşanırken mücadele kaygısı olan sendikalar, diğer emek ve meslek örgütleri iktidarın emekçi kitleler arasında yeni bölünmeler yaratmak ve sendikal mücadeleyi etkisizleştirmek için atacağı adımlar karşısında uyanık olmak, yerellerden başlayarak her yerde ortak mücadele zeminleri yaratmak zorundalar.

www.evrensel.net