15 Temmuz etkinlikleri ayrıştırdı mı birleştirdi mi?


17 Temmuz 2017 05:00

15 Temmuz darbe girişiminin etkinlikleri, bugünün “demokrasi ve birlik günü” olduğu söylemiyle düzenlenmektedir. Bu yüzden de etkinliklerde ve atılan nutuklarda en çok “birlik”ten, toplum olarak “bütünleşmek”ten söz edilmektedir.

Elbette burada daha önemli olan; onca ”birlik” haykırışına karşın, “15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümü etkinlikleri, ülkedeki birliği daha ileri mi götürdü yoksa bölünmeyi mi derinleştirdi?” sorusunun yanıtıdır.

Yandaş ve sermaye medyası ile AKP propagandasına bakarsanız; anmalara katılan kalabalıklar, yapılan konuşmalar, “Herkesin 15 Temmuz değerleri etrafında birleştiği”ni göstermektedir!

Ama olup bitenlere daha yakından baktığımızda; etkinliklerle birlikte, etkinliklerden birkaç gün öncesine göre bile hem siyasi partiler arasında hem de çeşitli toplum kesimleri arasındaki gerilimlerin daha da arttığını söylemek için kahin olmaya ya da ince araştırmalar yapmaya gerek yok.

Cumhurbaşkanının etkinlikler vesilesiyle yaptığı konuşmalara şöyle bir bakmak bile bu etkinliklerin partiler arasındaki görüş ayrılıklarını derinleştirdiği, toplum içindeki ayrışmaların arttığını yeterince göstermektedir!

KILIÇDAROĞLU’YU YENİKAPI’YA ÇAĞIRDIĞINA BİLE PİŞMAN!

Nitekim, Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuşmalarda; ana muhalefetle çatışmayı, bugünden alıp daha da gerilere götürdü; Yenikapı mitingine Kılıçdaroğlu’yu çağırdığına pişman olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı, “Milletimizin bu şanlı direnişine kara çalmaya çalışıyorlar. Bu terbiyesizliktir. Bu ahlaksızlıktır...Yenikapı buluşmasına bilseydim (Kılıçdaroğlu’nun darbe günü havaalanından ayrılıp gittiğini) davet etmezdim... Bu mücadele ödleklerin mücadelesi değildir. ‘Kontrollü darbe’ sözünü iki kesim ısrarla kullanıyor. Birincisi FETÖ’cüler ve onları destekleyen yabancılar, ikincisi ise ana muhalefetin başındaki bu zat kullanıyor...CHP’nin başındaki zat kontrollü bir şekilde oraya getirilmiştir. Sen o makama CD ile getirildin” diye bugünkü çatlağın derinliğini Yenikapı’ya, hatta daha da eskiye götürdü!

Aslında bu sözlerde Cumhurbaşkanının “kimlerle” ve “nasıl” bir “birlik” istediğini gösteren her şey var.

Elbette Cumhurbaşkanının politikalarını eleştirenlere yönelik üslubu yeni değil. Gezi’de, referandumda, “Adalet Yürüyüşü”nde, söyleyecek bir sözü kalmadığı her yerde CHP’ye, Kılıçdaroğlu’ya, muhalif gördüğü herkese siyasi literatür dışına çıkarak “ağzına ne gelirse” türünden hakaretler ve suçlamalar yaptığı biliniyordu.

‘TEK PARTİ TEK ADAM REJİMİ’ İÇİN BİRLİK İSTENİYOR

Ama “birlik günü” ilan edilen bir günde Kılıçdaroğlu’nun şahsında CHP ve 15 Temmuz “FETÖ”cü darbe girişiminin arkasındaki “karartılan” gerçeklerin ortaya çıkarılmasını savunanların, hak-hukuk-adalet talep edenlerin “FETÖ”cülükle suçlanması, Erdoğan-Bahçeli ittifakının “birlik-bütünlük’ çıtasını nereye koyduklarını gösterdi. Daha doğrusu AKP ve ortağı MHP’nin “nasıl bir birlik” daha da önemlisi “neyin etrafında bir birlik” istedikleri ortaya çıktıkça, ülke sathındaki siyasetten bilim-kültür-sanata, gündelik yaşamdan emek mücadelesine, hayatın her alanında bölünme de (bu da karşıtlarına yeni birlik için yeni bir zemin sunması demektir) derinleşip büyümektedir.

Bu süreçte, AKP ve MHP’nin söylediği bir çizgide birlik-bütünlük; Bahçeli MHP’si ile Erdoğan AKP’sinin bir birliği anlamına gelmektedir. Aslında Yenikapı’da onca demokrasi, ve darbe karşıtlığı altında saklanan buydu!

Çünkü Türkiye’de artık “birlik ve bütünlük”ten söz ederken, soyut, “Türkiye için”, “Bütün millet için” bir “birlik-bütünlük”ten değil, çok somut; “tek parti tek adam rejimi”ne giden yolda birlikte yürümek için mi, yoksa demokratik, özgürlüklerin gelişip serpildiği bir Türkiye mücadelesi yolunda bir birlik-bütünlük içinde olunacağından söz ediyoruz.

AKP-MHP ortaklığı, “tek parti tek adam rejimi” için birlik-bütünlük istemekte, bunun için de elindeki her aracı, kara propagandayı kullanmaktadır. Bunun için bütün muhalifleri “FÖTÜ’cü”, “darbe destekçisi” gibi ağır suçlarla suçlayarak, boyun eğdirerek, sindirerek birliği sağlamayı planlamaktadır.

“Ya bizden yanasınız ya da FETÖ’cüsünüz, terör destekçisiniz,, darbe destekçisiniz” biçimdeki sert ve kalın çizgi  çekilmesinin nedeni budur.  

15 TEMMUZ’UN YIL DÖNÜMÜNDE OLUŞAN ATMOSFER AYRIŞMAYI HIZLANDIRDIRACAK

Dahası 15 Temmuz etkinlikleri vesilesiyle bu ayrışma ve ayrıştırma daha açıkça görülür hale gelmiştir.

Cumhurbaşkanı himayesinde denilen Meclis bahçesinde düzenlenen etkinlikte CHP ve HDP’nin davet edilmemiş olması, davet edildikten sonra söz verilmeyeceğinin açıklanması, Mecliste bile partilerin konuşmasının sorun haline geldiğini göstermesi bakımından öğreticidir.

Haberlerde izledik; elbette ki, Meclis Başkanının 24 saatte üç kez görüş değiştirmesi, hele de böyle bir “birlik günü”nde, trajikomiktir. Ancak, Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’yu “Yenikapı Mitingi”ne çağırdığına pişman olduğunu açıklamasından sonra herkesin aklına Kılıçdaroğlu’nun törende konuşmasının engellenmesinin Erdoğan’ın emriyle  yapıldığı geldi.

Yani, AKP; “İç tüzükle” Meclise yeni ayar verirken, sınırlamalarını ana muhalefet liderini konuşturmamaya kadar vardıracağını göstermiştir.

Bu da önümüzdeki dönemde Mecliste ve “sahada” mücadelenin çok sertleşeceğini göstermiştir. Önümüzdeki dönemde bir yandan bölgedeki gelişmelerin geldiği boyut öte yandan “uyum yasaları” kapsamında çok önemli yasal düzenlemelerin gündeme getirileceği dikkate alındığında, “birlik” tartışmalarının daha da yoğunlaşması kaçınılmaz olacaktır. “Tek adam rejimi” saflarında “birlik” çözülürken, demokrasi mücadelesinin saflarının büyüyerek yenilenmesi, “birlik imkanları”nın artması önümüzdeki dönem açısından önemli olacaktır.

www.evrensel.net