Darbe girişiminin üstündeki siyasi gölge


17 Temmuz 2017 05:00

Erdoğan iktidarı, 15 Temmuz darbe girişiminin birinci yılını ne kadar bir güç gösterisine çevirmeye çalışırsa çalışsın olmuyor. Çünkü bir yıldır yanıtlanmayan sorular bu gösterilere gölge düşmesini engelleyemiyor.

Darbe günü bir binbaşı (O.K.) MİT’e ihbar yapıyor, bu ihbardan sonra MİT Müsteşarı ve Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay karargahında saatlerce görüşme yapıyor ve MİT Müsteşarı’nın Genelkurmay’dan ayrılmasından sonra darbeciler Genelkurmay Başkanı’nı derdest edip darbe girişimini başlatıyor.

Darbe girişiminin imamı olduğu söylenen Adil Öksüz gözaltındayken Başbakanlık Müsteşarı İhsan Sarıkoca, Öksüz ile görüşüyor ve bu görüşme ile ilgili bilgileri Cumhurbaşkanı’na ilettiğini söylüyor. Ama Öksüz nasıl oluyorsa serbest bırakılıyor.Sarıkoca’nın son KHK ile ihraç edilmesi de bu konudaki soru işaretini büyütüyor.

Bunları da geçtik. Bu darbe girişiminin bastırılmasından sonra darbenin siyasi ayağının araştırılması için verilen önergeler iktidar partisi tarafından engelleniyor. Başbakan “bu darbenin siyasi ayağı yoktur” açıklamasını yapıyor.

Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11 yıl boyunca Gülencilerin (FETÖ) iktidar ortağı yapılması konusunda “Kandırıldık. Rabbim bizi affetsin” diyor.

Ama gel gör ki 11 sene boyunca AKP-Erdoğan’la iktidarı paylaşan FETÖ’nün askeri, polisi, öğretmeni, futbolcusu, gazetecisi her şeyi var var ama bir siyasi uzantısı yok!

Pardon, yanlış söyledik; FETÖ’nün AKP’de siyasi uzantıları yok.

Peki, nerede var?

AKP ile iktidar ortağı oldukları dönemde yargıyı ele geçiren Gülencilerin (FETÖ) binlerce temsilcisini ‘KCK operasyonları’ adı altında hapislere doldurduğu HDP/DBP’de var.

Başka?

“Bu darbe, kontrollü darbedir. Asıl darbe 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL ile yapıldı” diyen ve buna karşı “Adalet Yürüyüşü” yapan Kılıçdaroğlu da FETÖ’nün siyasi uzantısı!

Ama iktidar, sütten çıkmış ak kaşık!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu darbe girişiminin karanlıkta bırakılmış noktalarına işaret eden ve iktidarın bunların aydınlatılmasını engelleyici tutumunu eleştirenleri hemen darbe destekçisi ilan ediyor, “şehitlerimize, gazilerimize saygısızlıktır” diyerek sanki bunları söyleyenler darbeye karşı sokağa çıkan halkı suçluyorlar gibi bir hava yaratmaya çalışıyor.

Oysa Kılıçdaroğlu’nun ‘kontrollü darbe’ tanımı çok net:“Öngörülen, önlenmeyen ve sonuçlarından yararlanılan darbeye, ‘kontrollü darbe’ denir” diyor Kılıçdaroğlu. Bu tanımda darbeye karşı sokağa çıkan halk değil, aksine halkın demokrasiyi savunma tutumunu kendi siyasi çıkarı için kullanmaya çalışan iktidar eleştiriliyor.

Bu tanımın üç unsuru var: Darbe girişiminin ‘öngörülmesi’, öngörüldüğü halde ‘önlenmemesi’ ve ‘sonuçlarından yararlanılması’.

Birinci olarak, darbe girişimini ihbar eden binbaşı bile YAŞ (Yüksek Askeri Şura) toplantısı öncesinde FETÖ’cü generallerin bir tertip düzenleyebileceğini söylüyor. Bu binbaşının öngördüğünü iktidarın öngörmemesi mümkün mü?

İkincisi, ihbar edildiği ve üstelik MİT Müsteşarı ile Genelkurmay Başkanı saatlerce toplantı yaptığı halde bu darbe girişiminin başlamadan önlenmesi için hiçbir adım atılmış mı? Hayır!

Üçüncüsü, bu darbe girişimi için “Allahın lütfu” diyen, girişimini hemen ardından OHAL ilan edip bir yıldır ülkeyi KHK’larla yöneten kim?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllardır kurmak istediği ancak buna karşı partisinden bile itirazların yükseldiği ‘cumhurbaşkanlığı/başkanlık sistemi’ bu süreçte şaibeli bir referandumla yasalaştırılmadı mı?

Öyle demokratik ve kuvvetler ayrılığına dayanan (Danıştay Başkanı Zerrin Güngör’ün kulakları çınlasın!) bir sistem ki bu, saraydan talimat geliyor, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının engellenmesi için meclisin 15 Temmuz etkinliğinden muhalefet partilerinin konuşması çıkarılıyor.

Sonra ülke o kadar bağımsız bir yargıya kavuşuyor ki, Cumhurbaşkanı mahkeme önüne çıkmamış parti başkanını (Demirtaş), gazetecileri doğrudan “terörist” ilan ediyor. Cumhurbaşkanı, hâlâ yürüyebildiği (aslında Adalet Yürüyüşü’ne katıldığı) için 75 yaşındaki Ahmet Türk’ün serbest bırakılmasını eleştirip Adalet Bakanı’na talimat veriyor!

Yetmiyor, cumhurbaşkanı OHAL’i işçilerin grevlerinin yasaklanması için kullandıklarını açık açık söylüyor.

Darbe girişiminden bir yıl sonra geriye dönüp baktığımızda ne görüyoruz?

Bu darbecilere yıllarca yardım yataklık eden siyasetçiler yerlerinde duruyor.

Ama bu ülkede demokrasi ve adalet isteyen, ekmeği için mücadele edenler tutuklanıyor, işinden atılıyor; “terörist”, “darbe destekçisi” ilan ediliyor.

Öyleyse sorulması gereken soru şudur: Eğer darbe girişimi engellendiyse bu ülke niye demokrasiye değil, bir dikta rejimine doğru gidiyor?

Yoksa yaşadığımız gerçekten Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi, öngörüldüğü halde önlenmeyip sonuçlarından yararlanılan bir darbe girişimi miydi? Bu soruların yanıtını bulmak için darbe girişiminin üstündeki siyasi gölgenin açığa çıkartılması gerekiyor.

www.evrensel.net