Solcu çevrelerle ilişkisi vardır


16 Temmuz 2017 04:15

Bakaya olduğu için tertiplerinden on gün geç gitti askere Ahmet Oktay. Ne doğru dürüst bot bulabildi ayağına ne de üstüne kamuflaj. Geç gitmenin bütün olumsuzluklarıyla çıktı o sabah eğitim alanına. Sivas 58. Er Eğitim Tugayı’nın Üçüncü Taburu’nda yerini buldu. 

Ceketinin kolları ve pantolonunun paçaları uzundu, haliyle postalları da. Şarlo’nun bir karikatürüne benzetiyordu kendini bu haliyle. Zamanla yer tutacak, ayağına uygun postallar bulacak, ceket ve pantolonunu üstüne göre bir güzel yaptıracaktı o da ayrı mesele.

Tüfeği, teçhizatı yoktu henüz. Eratla sabah eğitimine çıkmış, verilen komutlarla sağa sola dönüyor, yerinde sayıyordu. Dekovil Tepe’nin engebeli arazisinde ayağı kayan asker Ahmet düşmedi ama bu haline bakıp güldü kendine.

Bir sehpanın üstüne çıkıp eğitim yapan acemi askerleri gözleyen yüzbaşı yanına çağırdı onu: “Sen, tüfeksiz acemi buraya gel.” Nerelisin, ne iş yaparsın, tahsilin nedir gibi sorular sordu ona. İstanbulluydu, gazeteciydi ve liseden terkti. Gazetecilik kısmı yalandı tabii, o zaman gazeteci arkadaşları vardı olmasına ama dergilerde yazı ve şiirleri yayımlanıyordu şimdilik. Onu bölük odasına gönderdi yüzbaşı. Talim sonrasında gelip daktilonun başına oturttu ve “Sen burada yazıcılık yap, talime çıkma” emrini verdi. Gizli Çekmece kitabında zamana tanıklık etmiş ve bize aktarmış Ahmet Oktay.

Bölük yazıcılığından tabur yazıcılığına, oradan tümen yazıcılığına terfi etti. Ankara günlerinde okulu bırakıp Malul Gaziler Cemiyeti’nde kâtiplik yapmışlığı vardı. Resmi yazışma üslubunu, sıralama ve dosyalama usullerini biliyordu zaten. İngilizcesi de iyi sayılmazdı hani. Fena halde sükse yaptı. Fena halde el üstünde tutulur oldu kısa sürede.

Eğitim subayı olan binbaşı, Erzurum ve Ankara’da Üçüncü Ordu ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda yapılan toplantılara bile götürüyordu Ahmet Oktay’ı. Keyfi gıcırdı, yazıcı odasında işlerini yapıyor, eğitim alanının tozundan toprağından uzakta, rakı içmeye bile fırsat yaratıyordu askerliği süresince.

Bütün yazışmalar, gelen giden evraklar elinden geçiyordu tümen yazıcısı Ahmet Oktay’ın. O gün gelen dosyaları incelerken üstünde “sakıncalı er” yazan bir dosyaya denk geldi. “Sakıncalı er” demek sürgüne gönderilecek er demekti ve genellikle solcu olan kişileri kapsıyordu.

Dosyanın kapağını açıp baktı. Bumin Gaffar Çıtanak adıyla karşılaştığında duygularına yön veremedi, üzülse miydi, sevinse miydi bilemedi bir türlü. Bumin Gaffar, ünlü sinema oyuncusu Fikret Hakan’dan başkası değildi. “Yakın dostum olan Fikret’in bir zamanlar hayli önemsenmiş ve çevirileriyle dikkat çekmiş, Samet Ağaoğlu’nun bir öyküsünde anlattığı Bumin Gaffar Güney’in oğlu olduğunu da çok az kişi biliyordu o yıllarda.”

Dosyayı açıp okudu Ahmet Oktay, neden “sakıncalı er” demişlerdi Fikret Hakan’a? Herhangi bir somut veri yoktu dosyada, “solcu çevrelerle irtibatı vardır” diye yazıyordu sadece.  Aynı şey yıllar sonra Ahmet Oktay’ın da başına gelecekti. TRT yıllarında atama beklerken hakkında MİT raporu olduğunu öğrendi, kurum atamayı yapmak için bir formül arıyordu doğrusu. Ahmet Oktay’ın TRT’deki dosyasında da “Solcularla teması vardır” diye yazıyordu ve altında bir not: “Bu bilgiler hiçbir delile ve belgeye dayanmamaktadır.” 1970’li yılların sonları da harikaymış…

Fikret Hakan’ın dosyasını bir süreliğine dolaba kaldırdı Ahmet Oktay ve Dekovil Tepe’nin yolunu tutarak Birinci Tabur’daki arkadaşını görmeye gitti. Onca insan, aynı saç tıraşı, aynı elbiseler, aynı botlar, aynı güneş yanığı ve yorgunluk, aradığını bulmak kolay mı?

Ertesi günün akşamında talimden dönerken buldu Fikret Hakan’ı ancak. Sarılmalar, kucaklaşmalar, hal hatır sormalar… Uzun süre sonra askerde karşılaşmışlardı…

Askerlerin içinde durumu iyiydi Fikret Hakan’ın. Bunun dışında kimseyi ilgilendirmiyordu oyuncu olması. Hatta sağlık sorunları nedeniyle hastaneye yattıktan hemen iki gün sonra “soğuk algınlığı” teşhisiyle taburcu edilip bölüğüne gönderildi. 

Fikret Hakan’ın dosyasını uzun süre saklayamadı Ahmet Oktay. Bir süre sonra ortaya çıkarmak zorundaydı nihayet. Arada yaşanan zamanlar, bir araya gelmeler, ufak kaçamaklar pek tabii. 

“Solcu çevrelerle irtibatı vardır” diye dosyasında yazan Bumin Gaffar Çıtanak, yani Fikret Hakan fazla kalmadı orada, “sakıncalı er” olarak Muş’a sürüldü.
 

www.evrensel.net