Sermayenin OHAL'i


14 Temmuz 2017 04:15

Başından bu yana yazıyorduk. Nihayet Erdoğan da altını çizme ihtiyacı hissetti. Yabancı sermaye temsilcilerine dönük konuşmasında “Grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifadeyle anında müdahale ediyoruz” diyerek sermayeye güvence verdi. Ne teknolojik altyapı, ne eğitimli iş gücü, ne şeffaflık, ne de vesayetten arındırılmış tarafsız, adil hukuk sistemi… 2002’den bu yana AKP’nin ideologluğuna soyunan liberal kesimin yaldızlayıp öne sürdüğü ne kadar kavram varsa bir kenara atıldı. Başladığımız noktaya döndük. Yabancı yatırımcıyı cezbetmek için eldeki yegane silah OHAL sopasıyla dizginlenen ucuz emek gücü.

Aslına bakılırsa Erdoğan ve diğer AKP kurmayları, Türkiye ekonomisinin önüne koydukları hedefi uzun zamandır vurgulamaktaydı. Erdoğan “üç çocuk” söylemini desteklemek için sıkça yüksek nüfus ve ucuz emek gücü ile ön plana çıkan Çin, Hindistan gibi ülkeleri örnek olarak vermekteydi. Suriyeli göçmenlerin iş gücü piyasasına bu yöndeki katkısı da AKP’li siyasetçiler tarafından övülmekteydi. Ucuz, güvencesiz emeğe dayalı her ekonomik model gibi burada da en önemli bileşen otoriter bir devlet mekanizması idi. 15 Temmuz sonrasında buradaki eksikler de giderildi. 

Burada iki önemli soru var. İlki, bu zamana değin aksi yöndeki tüm iddialara rağmen OHAL’in devletin FETÖ’den arındırılması amacıyla çıkarıldığı öne sürülürken, bu kez Erdoğan neden böyle bir çıkış yapma ihtiyacı hissetti? İkincisi, mevcut tablo ülkeye yabancı sermaye çekmenin bir aracı olarak kullanılabilir mi? 

Öncelikle şunu belirtmek lazım ki, kimi zaman Erdoğan öfkeyle sonradan kendini zora sokabilecek çıkışlar yapabiliyor. Bu konuşmanın da TÜSİAD cephesinden yapılan “OHAL uzatılmasın” çağrısına cevap niteliği taşıdığı açık. OHAL’in sermayenin çıkarlarıyla örtüştüğünün altını çizmek için engellenen grevleri hatırlatıyor. Yalan da değil. Gerek emek kesiminin örgütlülüğüne getirilen sınırlamalar ve uygulanan baskıyla gerekse de sermaye kesimine dönük kaynak transferleri iş çevrelerine önemli bir avantaj sağlıyor. Bu nedenle küçük ve orta büyüklükteki sermayenin iktidara halen önemli ölçüde destek verdiği görülüyor. 

Peki o zaman TÜSİAD neden OHAL’in uzatılmasından rahatsız? Uluslararası ortaklıkları bulunan ve dış pazarlara iş yapan büyük sermaye kesimine gelince işin rengi değişiyor. Sermaye her şeyden önce mülkiyet güvencesi ve öngörülebilirlik arayışında. Mevcut koşullarda siyasi iktidarla herhangi bir konuda ters düşen sermaye grubunun ülkede iş yapması giderek zorlaşıyor. Küçük sermaye radardan kaçabiliyor ama büyük sermaye için durum farklı. Geçmişte Doğan’a ve Koç’a dönük yapılan operasyonlar, son dönemde bankalara, holdinglere kayyum atanması gibi uygulamalar mülkiyet güvencesi konusunda soru işaretlerini arttırıyor. Adalet sisteminin giderek siyasetin tahakkümü altına girmesi ise hukuk normlarının geçerliliğini ortadan kaldırıyor, gündelik siyasi arayışlar etrafında şekillenen bir adalet mekanizması yaratarak öngörülebilirliği azaltıyor. Dahası iktidarın beslendiği ve daima canlı tutmaya çabaladığı siyasi tansiyon ve toplumsal kutuplaşma siyasi risk kaygısını üst seviyelere taşıyor. 
Öte yandan, dış politikada sergilenen kavgacı tutum, başlıca ticari partnerlerle gerginleşen ilişkiler durumu daha da zorlaştırıyor. Eyy Almanya, Eyy Hollanda, Eyy Rusya... söylemleriyle dışarıda düşman yaratarak kitleleri mobilize etme çabası ve konsolosluk önü protestoları bırakın yatırımcıları yabancı ülkelerin sıradan vatandaşlarını dahi can ve mal kaygısına sürüklüyor. Azınlıklar ve yakın zamana kadar ülkede mülk edinerek burada yaşamayı tercih eden yabancılar büyük hızla Türkiye’yi terk ediyor. Farklı yaşam biçimlerine dönük tahammülsüzlük ve otoriterleşen rejim kaçışı hızlandırıyor.

Ekonominin belki de başlıca sorunu ise eğitimsiz iş gücümüz. AKP iktidarı boyunca derinleşen eğitimde nitelik sorunu son dönemde yaşanan büyük beyin göçü ile apayrı bir boyut kazandı. Nitelikli iş gücü yetiştirmekte zorlandığımız gibi yetiştirdiğimizi de artık ülkede tutamıyoruz. Bu da yüksek teknoloji kullanan sektörlerin ülkeye taşınmasını zorlaştırıyor. 

Hal böyleyken emekçiyi ne kadar sopalarsan sopala ülkeye doğrudan yabancı sermaye girmiyor. Bu durum siyasi iktidarın geleceğini sıcak para girişlerine sıkı sıkıya bağlıyor. 

www.evrensel.net