12 Temmuz 2017 08:15

İftira manşetleri

Paylaş

Büyükada’da 5 Temmuz’da polis baskını ile gözaltına alınan ve dün gözaltı süreleri 7 gün uzatılan insan hakları savunucularıyla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı açıklama ve iktidar medyası tarafından günlerdir atılan manşetlere bakıldığında, suç icat etmeye yönelik bir algının organize bir biçimde iktidar eliyle inşa edilmeye çalışıldığını görüyoruz.

Akşam gazetesinde 7 Temmuz’da Levent Albayrak imzasıyla ve ‘Tertip komitesi Büyükada’da’ başlığıyla manşetten yayınlanan haberde, “Kılıçdaroğlu İstanbul’a yaklaşırken, sinsi plan deşifre oldu, yeni Gezi provokasyonunun hazırlandığı belirlendi” ifadelerine yer veriliyor. Yani Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü ile insan hakları savunucularının toplantısı arasında kurgusal bir bağ ile çift taraflı bir itibarsızlaştırma yaratılmaya çalışılıyor. 

Henüz savcı karşısına bile çıkarılmamış insan hakları savunucuları hakkındaki bu haberde, bu kişilerin bırakılma ihtimali zaten dönemin iklimi nedeniyle kolaylıkla gözardı edilirken, suçlanan kişilerin kendilerine ya da kurumlarına ulaşarak onların görüşlerine de başvurma yönündeki gazetecilik ilkeleri de kasıtlı bir biçimde ihmal ediliyor. 

Akşam gazetesinde 8 Temmuz’da Muammer Başkan imzası ile ‘Harita üzerinde yakalandılar’ başlığıyla yayınlanan haberin alt başlığı da şöyle: “Büyükada’daki sır toplantıya katılanların önlerinde açılmış büyük bir Türkiye haritası üzerinde kaos planı yaptıkları sırada yakalandıkları belirlendi.” 

Manşette kullanılan fotoğrafta ikisi erkek, biri kadın üç kişi yüzleri belli olmayacak biçimde karartılmış ve ajan filmlerindeki gibi esrarengiz bir hava verilmiş olarak masadaki bir Türkiye haritası önünde çalışıyorlar. Ve spot: “Şüphelilerin, masadaki harita üzerinde İstanbul’dan başlayıp Türkiye geneline yayılacak yeni bir Gezi olayını organize ettikleri tespit edildi.”

Öncelikle manşete konulan fotoğraf bir mizansen görseli mi, yoksa gerçek mi, sorusunun yanıtı hakkında ancak yorum yapabilirsiniz. Çünkü bu karartmalı görseldeki 3 kişi gerçekten o toplantıdaki kişiler mi anlayamıyorsunuz. Gerçek fotoğraftan öte, algı inşa etmek üzere dijital olarak oluşturulmuş bir görsel de olabilir. 

O toplantıya katılan ve gözaltına alınan Özlem Dalkıran’ı 10 yıldır tanıyan, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser ile de iki kez röportaj yapmış bir gazeteci olarak, yöneltilen suçlamaların gerçekle hiçbir ilişkisi olamayacağına dair kanımı da bir kenara koyarak devam edeyim. Şu ana kadar Gezi’nin gerçekten organize edilerek, herşeyi ile öngörülebilir bir sosyal hareket olarak ortaya çıktığını ileri süren aklı başında bir yazar, siyaset bilimci ya da sosyolog oldu mu?

Bu manşeti atan Akşam gazetesi yönetici ve editörleri ile haberde imzası bulunan Muammer Başkan’ın, gözaltındaki kişilerle ilgili ‘masumiyet karinesi’ kriterlerini tamamen gözardı etmiş olması nasıl bir gazetecilik etiği ile açıklanabilir? 

Savcı dahi görmemiş insanları böyle bir manşetle hedef haline getirmek, onlara dair suç algısı oluşturmak ve yargının vereceği kararın da zeminini döşemekten başka nasıl açıklanabilir?

Akşam gazetesinin 9 Temmuz tarihli manşeti de, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, gözaltındaki insan hakları savuncularına dair yaptığı, “15 Temmuz’un devamı niteliğindeki bir toplantı” açıklamasından oluşuyor. Erdoğan’ın insan hakları savunucuları için kullandığı bu söylem, aynı konuşmada, 6 milyon kişinin oyuyla seçilmiş olan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a “terörist” demesi ya da gazeteci Deniz Yücel’i ‘ajan’ ilan etmesi ile uyumlu bir nefret söyleminin unsunları olarak karşımıza çıkıyor. Akşam gazetesi de bu söylemin kitleler nezdinde yeniden üretilmesini, gazeteciliğin mesleki ilkelerini ayaklar altına alarak yeniden üretiyor.

Star gazetesinin dünkü manşetinde ‘Büyükada’da İngiliz parmağı’ başlığı ile yayınlanan Şerife Güzel imzalı haber ise, ‘James Bond 007’ filmlerindeki senaryo özeninden bile çok çok uzak bir kurgu müsveddesi izlenimi veriyor. “İnsan hakları savunuculuğu görüntüsü altında Gezi benzeri kalkışma planlanan Büyük- ada’daki ihanet buluşmasının arkasından ABD’nin ‘CIA’ ve İngiltere’nin ‘MI6’ örgütleri çıktı” ifadelerine yer verilen haberden, tüm bunların nasıl ortaya çıkarıldığını öğrenemiyoruz. İktidar partisi AKP’nin Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz’ün, insan hakları savunucularına dair kanıt içermeyen suçlamaları haberin tek kaynağını oluşturuyor.

Bu arada, insan hakları örgütlerinin dün tüm bu suçlamaları ve iddiaları çürüten bir açıklama yaptığını da hatırlatalım. 

Ve bir soru ile noktalayalım: Eğer Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve partisinin, AB, İngiltere ve ABD ile ilişkilerinin normal seyrettiği bir zamanda olsaydık, uluslararası insan hakları örgütlerinin yöneticileri, insan hakları savunucuları ve Türkiye’de görev yapan yabancı gazetecilere böyle bir mualemeye, bu tür manşetlere tanık olunur muydu?

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa