Haziran bir yaradır şimdi


25 Haziran 2017 04:54

Orada yeni biçilmiş çimenlerin kokusu yayılırken zamana, oturup güneşin alnında tırpanını masatlıyor şair, eski fotoğrafların arkasına tarih yazıyor. Boşluğa bakıyor biri fotoğrafta, biri atların yelesine tutunmuş gibi, birinin gözünde denizi ilk defa görmenin hayreti, incirden ve zeytinden bahsediyor biri. 

Kucağında bir demet buğday var, başakları seviyor sanki, toprağın ve suyun içinden geçenleri okumak ister gibi bakıyor kurak tarlalara başka biri. Bıldırcınlardan haber verir gibi tedirgin gözleri, aniden göğe yükselecek bıraksan. Uysal ormanlar uğulduyor gölgesinin düştüğü yerde, evlerin bahçelerine harfler yakıştırıyor. Beklemenin yolculuğuna çıkmış, gitmek ya da dönmek değil meramı. Çakılı kalmanın anlamını soruyor yılkı atlarına. Doğrulup “Aşkın ve Suların Öğleni” için sözcükleri yoruyor. 

Doğan Ergül zamansız ağaçların çocukluğu gibi tarıyor baharın saçlarını. Az sonra sokakta karşılaşacakmış bir dostuyla sanki. Gözlerini uzağa dikip Kars’tan kalkan bir trenle Haydarpaşa’dan seslenecek İstanbul’a.

.  .  .

Taşın sabrı ve suyun sırrıyla yazılmış şiirler ıssız sokaklara çıkıp dut ve rüzgârla söyleşiyor. Kendini yakıyor aynada gece. Serin göllere doğru atını sürüyor Doğan Ergül, paslı nalla geçiyor eşikleri. Uzun bir yoldan bahsediyor dizeler, sanki bir nehirle arkadaş olacak, oradan denize dökülmenin adımlarıyla çağlayacakmış gibi. 

Çatlamış bir narın düşlerini görmek için yatıyor uykuya Doğan.  Bir kelebebeğin ömrüyle uyanıyor ve telaşla suluyor çiçekleri. Göğeren ekinlere bakıp hayret etmenin sevincini yaşarken dinlenmesi için içeri alıyor akşamı. Orada cam ışıyor ve duvarlar. Aynaların sustuğuna yanıt arıyor sessizce. Ateşböcekleri, yaralı ayağını yalayan bir köpek, “ışıyan ve mırıldanan” anlamlar uzanıyor incire.

Şaire sesleniyor şair. Eski atlaslardan bozma bir sabahın avlusunda dinlendiriyor öğleni. Göğsünde neleri büyütmüyor ki… Şeref Bilsel’e suyun ve dağın kalbinden yazıyor “Çiçeklerin açtığı” şiirinde:

yakamdan taşan nehir
avucumdaki el
eşitlik

Bir dağ başına çıkıp sise armağan ediyor varlığını. Atının karnında yatıyor uykulara. Sebepsiz değil hiçbiri. Çoğaltmak ve yeniden söylemek için yükleniyor kalbine. Gittikçe yavanlaşan hayatın akışına çomak sokmanın telaşıyla yele veriyor saçlarını. Güne taşan hüzünle adını koyuyor çocukların ve bakır başka bir renge bürünüyor ayrıntılarında.

Buralı. Sokakların kokusundan tanıyor İstanbul’u. Ceplerinde Karadeniz ezgileri taşıyor. Soru ve anlam arasında gidip geliyor, her adımında büyüyor gölgesi. Ama işte vicdanı uzakta olanı yakın etme ritmiyle çağlıyor şairin. Doğan bu, sokak kahvelerinde otururken Nil Nehri’ni okşuyor parmak uçlarıyla. Kan yok. Bağırış çağırış yok. Başka bir tılsımla dokunuyor, başka bir duyarlıkla yüzümüze vuruyor olan biteni. Masum kılmak için değil üstelik:
ortadoğu
yüzünü ay’la değiştiren
çocuk
Taşa yaslanıyor ve heves ediyor sabrı. Uysal yüzler görmeyi umuyor ama yorgunluk sonrasız günlere uyanıyor.

.  .  .

2 Haziran 2007 tarihinde aramızdan ayrıldığında yeni kitabı “Uykulu Yağmur” okurla buluşmak üzereydi. Yeni kitabı, diye yazdım; siz onu son kitabı diye okuyun. Son kitabına dokunamamış bir şairden bahsediyoruz…

Aynı dergilerde, yan yana sayfalarda olmanın saadetini yaşadık yıllarca. Aynı kürsülerde şiir okuduk. Aynı meyhanelerde dem tuttuk rakıyla. 

Ciddi bir matematikle yazdı şiirlerini. Kentin kıyısında bahçeli bir evde ve uzakta yaşamayı istedi. Hırçın sözcükleri tercih etti ama öfkeyi sakladı yazdıklarında. Bu yüzden olsa gerek şiirini okumaya başladığında bütün varlığıyla öfkeli bir ses çıkardı Doğan’dan. 

Ömrünün son aylarında Salih Aydemir sık sık ziyaret etti. Mesut Aşkın gidip geldi o bahçeli eve. Şeref Bilsel de vardı hastane günlerinde…

Edebiyatta duruşu olan muhalif bir şair olarak yumdu gözlerini hayata. Pişmanlıkla değil, yazarak yaşamanın huzuru ve erdemiyle veda etti.

Yitik Ülke Yayınları, ölümünden on yıl sonra, her iki kitabını bir araya getirerek “Güzü İnciten Yara” adıyla yayımladı. Haziran şairlerin ölüm ayı değil mi? Bir haziran sıcağında toprağa verdiğimiz şair bütün şiirleriyle bindiği atın yelesine tutunup sonsuzluğa doğru yol alıyor hâlâ.
yürürsek
duracak güz
neden ıslandığını bilmiyor zaman
yürürse sokakta kar
karanlıkta bir dize.
Unutmanın fiyakası nicedir kılıcını sallıyor başımızda. Doğan Ergül, bizim kuşağın iyi şairlerinden; haset ve kıskançlıktan uzak tuttu ömrünü. Anımsamak, okumak, itiraz etmek için şiire ve Doğan’a danışmak ne güzel bir olanak.

www.evrensel.net