IŞİD sonrası paylaşım mücadelesi ve bağımsızlık referandumu


19 Haziran 2017 04:16
Cropy

Bugün Katar krizinin gölgesinde kalmış gibi görünse de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin 25 Eylül’de ‘bağımsızlık referandumu’ yapma kararının önümüzdeki dönemin en önemli tartışma konularından biri olacağı kesin. Öncelikle şunu belirtelim, Kürtler Bölge’nin (Ortadoğu) yüz yıldır bitmeyen paylaşımından kendilerine ait olanı istiyorlar. Ancak şurası da açık ki yüz yıldır emperyalist güçler ve Bölge gericilikleri arasında paylaşım mücadelesine konu olan bu coğrafyada işler hak-hukuka göre yürümüyor. Dolayısıyla IŞİD sonrası paylaşımın erken ilanı olarak değerlendirebileceğimiz referandum kararı ve sonrasındaki gelişmelerin yönünün büyük oranda paylaşım mücadelesi içindeki bu güçlerin tutumu tarafından belirleneceğini söylemek kehanet gerektirmiyor. Her şeye rağmen şunun da altını çizmek gerekir ki, sonrasındaki gelişmeler ne olursa olsun bugün Kürtlerin bağımsızlık referandumu kararı almaları/alabilmeleri, Bölge’de 2011’den sonraki gelişmelerin ve bu gelişmeler içinde Kürtlerin önemli bir pozisyon kazanmasının sonucudur.

Önce Bölge’de egemenlik mücadelesi veren güçlerin bu karar karşısındaki açıklama ve tutumlarından başlayalım.

Referandum kararının açıklanmasının ardından ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nauert, önce “Irak Kürt halkının meşru arzusunu anlıyor ve destekliyoruz” sözleriyle Kürtlerin gönlünü aldıktan sonra  “önceliğimiz IŞİD’i yenmek ve istikrarı sağlamak. Referandum bizi önceliklerimizden uzaklaştıracak” diyerek ABD’nin ‘Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması’ tutumunun değişmediğini ortaya koyuyor.

Bölgesel egemenlik mücadelesinde ABD’nin en büyük rakibi Rusya, bu dönemde Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini giderek arttırdı. Haziran başlarında Petersburg’da Putin ve Dışişleri Bakanı Lavrov’la görüşen Kürdistan Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, bu görüşmelerden sonra Rusya’nın referanduma karşı olmadığı açıklamasını yaptı. Rusya’nın bu tutumu, Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da Kürtleri karşısına almamaya dayalı bir strateji izlediğini gösteriyor.

Konu ‘bağımsız Kürdistan’ olunca birçok konuda karşı karşıya gelen Türkiye ve İran’ın hemen birleştiğini/birleşeceğini tahmin etmek zor değil. Böylesi bir kararın kaçınılmaz bir şekilde kendi ülke sınırları içindeki Kürtlere yansıması olacağı için önümüzdeki günlerde Türkiye ve İran’ın ortak çıkarları etrafında birlikte tutum belirlemeleri beklenebilir bir durumdur.

Burada Bölge’deki etkisi sınırlı olmasına rağmen, en sert tepkilerden birinin referandum kararını “ateşle oynamak” sözleriyle değerlendiren Almanya’dan geldiğini belirtmek gerekiyor. Trump’ın ateşlediği Katar’ı kuşatma politikasına da karşı tutum alan Almanya’nın bu politikasını Bölge’nin S. Arabistan ve İsrail üzerinden yeniden dizayn edilmesine bir itiraz olarak okumak mümkün. Bu arada yeri gelmişken özellikle İsrail’in ve son dönemlerde S. Arabistan’ın da Kürdistan’ın bağımsızlık referandumuna destek veren ülkeler olduğunu da belirtmek gerekiyor.

Peki, bu hamle Irak Kürtleri ve Barzani yönetimi için ne anlama geliyor?

Bu sorunun yanıtını vermek/bulmak bakımından en dikkat çekici açıklama Başbakan Neçirvan Barzani’den geldi. Barzani, “Ülkelerin tepkileri çok normal” diyor ve ekliyor: “Hedefimiz, tüm dünyanın Kürtlerin ne istediğinden haberdar olmasıdır.”  Bu açıklama referandumun Kürtlerin stratejik hedefleri doğrultusunda atılmış taktik bir adım olduğunu gösteriyor. Nihayetinde herkesten önce referandum kararını alanlar, bu kararın bağımsızlığın ilan edilmesi anlamına gelmediğini biliyor. Ancak referandumla bağımsızlık konusunda Kürtlerin büyük bölümünün desteğinin alınmasının, merkezi hükümetle anlaşmazlıkların Kürtler lehine çözümü bakımından Barzani yönetiminin elini güçlendireceği tartışmasızdır.

 Bu arada 25 Eylül’de yapılması planlanan referandumun hemen ardından 6 Kasım’da Kürdistan bölgesinde başkanlık ve parlamento seçimlerinin yapılması kararının da alınmış olması, Barzani’nin bu referandumu iç politikada elini güçlendirmek için de kullandığını/kullanmak istediğini gösteriyor. Çünkü Kürdistan Bölgesi’nde Barzani’nin başkanlık süresinin dolduğu 2015’ten bu güne ciddi bir siyasi kriz yaşanıyor. Dolayısıyla bugün Barzani, başkanlık seçimlerinde aday olmayacağını söylese de seçimlerin bütün Kürtlerde heyecan yaratacak referandumdan sonra yapılmasının kendi siyasi etkisini-KDP’nin gücünü attıracağını biliyor.

Özetlemeye çalıştığız bu gelişme ve tartışalar, bağımsızlık referandumunun IŞİD sonrası paylaşım mücadelesinin erken ilanı olmanın ötesinde bu paylaşım mücadelesinin en can alıcı konularından biri olacağını gösteriyor.

Bu gelişme-tartışmalar ülkedeki emek ve demokrasi güçleri bakımından emperyalistlerin Bölge’ye müdahalesinin son bulması ve halkların kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi yönünde tutum almanın önemini gösteriyor. Ancak bunun da ötesinde ülke gericiliğin Kürt sorunundaki çözümsüzlükle iç içe geçen yayılmacı-savaşçı politikalarının son bulması talep ve mücadelesi daha bir önem ve aciliyet kazanıyor.

www.evrensel.net

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.