OHAL sopası


15 Haziran 2017 04:30

15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 11 ay geçti. Darbe girişimini yıllardır yapmak istediklerini hayata geçirebilmek için önemli bir fırsat olarak değerlendiren iktidar, önce ülke çapında OHAL ilan etti, ardından OHAL gerekçesiyle ilgili olup olmamasına bakmadan peş peşe yayımladığı kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile ülkeyi yönetmeye başladı. Bugüne kadar mevcut 12 Eylül Anayasası başta olmak üzere, en temel ulusal ve uluslararası hukuk kuralları yok sayılarak 100 bini aşkın kamu personeli, hükümetin idari ve siyasi tasarrufuyla hukuksuz bir şekilde kamudan ihraç edildi. 

OHAL dayanak yapılarak çıkarılan, ancak OHAL kapsamının dışına çıkarılan KHK’lerle işten atılan ve/veya tutuklanan on binlerce kamu görevlisinin  “suçlu” sayılması için hiçbir somut, hukuki niteliği olan kanıt arayışına girilmediği gibi, bugüne kadar asgari standartlarda bir ‘adil yargılama’ sürecinin işletildiğini söylemek mümkün değil. 

İktidarın kendisini mahkemelerin yerine koyarak ihraç edilen ya da açığa alınan kamu görevlileri için “Bir daha geri dönmemek üzere” kamu görevinden çıkarma kararı vermesi, işletilmeyen bir hukuk süreci üzerinden ihraç edilenlerin sadece ‘çalışma hakkı’nın değil, aynı zamanda ‘yaşam hakkı’nın da açıkça hedef haline getirilmesi söz konusu. 

Hükümetin, ister kamu düzeni, isterse güvenlik gerekçesiyle olsun ülke içinde, kendisi için potansiyel tehdit olarak tanımladığı herkesi (muhalif milletvekilleri, işçiler, kamu emekçileri gazeteciler, yazarlar vb.) kişi ve kurumları (muhalefet partileri, mücadeleci sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve bazı dernekler vb.) açık hedef haline getirerek sindirmeye çalışması, OHAL’in 11 aydır iktidarın elinde nasıl tehlikeli bir sopaya dönüşmeye başladığını ve bu durumun geçici olmadığını açık bir şekilde gösteriyor. 

İktidar bugüne kadar, özellikle kamuda yaşanan ihraçlar ile ilgili olarak Anayasa ve temel hukuk kurallarıyla ve uluslararası sözleşmelerle sınırlanan yetkilerini kasıtlı olarak aşan çok sayıda adım attı. Geçmişten bu yana kendileri için tehdit olarak gördükleri, tüm baskı politikalarına rağmen teslim alamadıkları kişi ve kurumları bertaraf etmek, en azından sonrası için etkisiz hale getirmek için büyük bir ‘cadı avı’ sürdürdü.  

İktidar, kendisi için potansiyel tehdit olarak gördüklerini OHAL sopasını kullanarak tasfiye etmeye çalışırken attığı hukuksuz adımlara dur diyecek, Anayasa, yasalar ve uluslararası hukuku uygulaması gerekenler (Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve AİHM) mevcut tanımlanmış görevlerini yapmak yerine, hukuki niteliği ve içeriği tartışmalı kararlar alıp iktidarın elini büyük ölçüde rahatlatırken, mevcut hukuk sisteminin siyasal karakterinin daha somut olarak görülmesini sağladı. 

Siyasi görüşü, etnik kimliği, dini inancı, hatta yaşam tarzı açısından potansiyel tehdit olarak görülen emekçiler ve onların örgütlü gücüne yönelik çok yönlü saldırılar devam ediyor. Bugün için sadece belli bir kesimi etkiliyor gibi görünen OHAL uygulamaları, öyle görünüyor ki, ‘tek adam’ rejiminin ayrılmaz bir parçası olarak günlük yaşamı her açıdan kuşatmaya başlayacak. 

Hükümet tarafından özellikle çalışma yaşamına yönelik olarak atılan ve önümüzdeki süreçte atılması beklenen somut adımlar, tıpkı ülke genelinde olduğu gibi, işyerinde de koşulsuz itaate ve ‘sadakate’ dayanan bir yapı ortaya çıkaracaktır. Emekçilerin işyerlerinde amirlerine yönelik her türlü bağımlılık ilişkilerini güçlendiren, her kafasını kaldırdığında sopayı yiyen, grev hakkı başta olmak üzere en temel hakları gasbedilen, iş güvencesi siyasal yöneticilerin iki dudağı arasında olan yeni istihdam rejiminin oluşması engellenemez ise, ‘OHAL sopası’ emekçilerin sırtından eksik olmayacaktır. 

www.evrensel.net