‘Basında güven’ kana bulandı


26 Mayıs 2017 04:54

Milliyet Gazetesinin logosunda “basında güven” yazar. Basında güven önemlidir. İnsanlar gazetecilerin yazdıklarına, söylediklerine inanmak, onlara güvenmek ister. Çünkü basın mensuplarının halk adına olayları, durumları, açıklamaları izleyip adil ve dengeli bir şekilde habere dönüştürdükleri varsayımından yola çıkılır. Bu varsayımın geçerli olduğu memleketlerde, ülkede ve dünyada olan biten şeyleri öğrenmek isteyen insanlar, yazılı, görsel (ve bugün dijital) medyaya başvurarak bilgi açlıklarını giderirler. Bilgi, sosyal, ekonomik ve siyasal varlığımızı devam ettirebilmek için hayati öneme sahip. Medyadan edindiğimiz bilginin doğru olup olmaması da en az hayat kadar önemli. 

Ama biz logosunda “basında güven” yazan gazetelerin son derece güvenilmez olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Milliyet onlardan biri. Milliyet eskiden böyle değildi. Haberciliğin birinci liginde mücadele veren bir yayın organıydı. Farklı sahiplik yapıları altında yalpaladığı zamanlar oldu, ama hep az çok güvenilir habere erişme imkanı sunan bir yayın organıydı. Aynı Milliyet, bugün akademisyenlerin kanıyla duş almak istediğini açıkça ifade etmiş olan mafya lideri Sedat Peker’e “şehrin en hayırsever kişisi” ödülünü verdi. Basında güven şoka girdi. Basında güven kana bulandı. 

Milliyet, acıklı ama,zorla ve baskıyla bu hale getirildi. Bu gazete, cebren ve hileyle satıldığı inşaatçı patronunun başbakan karşısında hüngür hüngür ağlayarak, hoşa gitmeyen haberler için özür dilediği bir gazeteye dönüştürüldü. Basında güven, basında soytarılık oldu. Hayaller güvenilir haber, gerçekler mafya babasına methiye düzen gazetecilik. Ama sadece Milliyet mi? Milliyet ve Sedat Peker vakası, kanımca Türkiye medyasının bugün topluca içinde bulunduğu pespayeliğin bir sembolü olarak görülebilir. İstanbul şehrinin en hayırsever kişisi şiddeti gündelik hayatının bir parçası yapmış olan Sedat Peker ise, şehrin ona bu ödülü veren en kötü gazetesi sadece Milliyet mi? Hayır. Cumhurbaşkanını kızdırdığı gerekçesiyle ana haber sunucularını işten atan, eleştirel haber yapan gazetecileri işten el çektiren ve bıkmadan usanmadan iktidara methiyeler düzen tüm basın yayın organları eşit derecede kötü, eşit derecede güvenilmez ve eşit derecede pespaye. Açlık grevindeki Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın gaddarca ve kanunsuzca tutuklandıkları haberini birinci haber olarak veremeyen tüm yayın organları eşit derecede zavallı. Devlet ölmüş oğlunun kemiklerini versin diye aylarca açlık grevi yapan ve nihayet evladının kemikleri kendisine PTT kargoyla yollanan Kemal Gün’ün acısına kulak tıkayan tüm medya organları eşit derecede kepaze. Oluk oluk akacak olan o kan sadece Milliyet’in eline bulaşmış değil yani. Organize işler bunlar. 

Türkiye’de basına güven açısından durum vahim. Gazetecilik, habercilik ve güven zinciri kırıldı. Yazılı ve görsel medyada okuduğumuz, izlediğimiz haberler kirletilmiş, yalan, dolan ve kamu çıkarına ihanetten ibaret. Peki, hala bir parçası olduğumuzu düşündüğümüz Avrupa’da medyaya güven ne durumda? 

Bu hafta AB Komisyonu’nca desteklenen ve Avrupa Radyo-TV Yayıncıları Sendikası (EBU) tarafından gerçekleştirilen “Avrupa’da Medyaya Güven” araştırmasının sonuçları yayınlandı. Bu araştırma, her yıl yılda iki kez yapılır ve kamunun yazılı basın, radyo-TV, sosyal medya gibi platformlara güven endeksini ölçer. 

33 Avrupa ülkesinden 1000 kişiyle yapılan yüz yüze anket ve söyleşilerin sonucu gösteriyor ki, Avrupa’da da halkın medyaya güveni azalıyor, ama durum bizdeki gibi pespaye seviyede değil. Avrupa’da halkın en güvendiği medya sıralamasında birinci sırada radyo (yüzde 56), ikinci sırada ise televizyon var (yüzde 50). Bizdekinin tersine, şaşırtıcı bir şekilde, Avrupalıların sadece yüzde 36’sı İnternete güveniyor. Yazılı basına güven, Avrupa’da da son yıllarda ciddi şekilde düşüyor ve bu son araştırma sonuçlarına göre, Avrupalıların en az güvendikleri medya yazılı basın. Araştırmaya konu olan 33 Avrupa ülkesinden sadece 13’ünde yazılı basının güvenilir bulunduğu, özellikle Doğu Avrupalılar açısından yazılı basının korkutucu bir mecra olarak nitelendirildiği sonucu çıkmış. Nedeni malum. 

Yalnız bizdekinin tersine, Avrupalı medya mensupları bu güven kaybını telafi etmek için ciddi çaba gösteriyor. Basında güven kaybına karşı Avrupa çapında pek çok haber organizasyonunun yeniden yapılanmaya gittikleri, haber içerik oluşturma süreçlerine okuru ve izleyiciyi de katan yeni yöntemler üzerinde çalıştıkları ifade ediliyor. Örneğin Reuters haber ajansının kurduğu “Backstory” girişimi gibi, haberlerin ortaya çıkışı, araştırma ve hazırlanma süreçlerinin arka planının okura anlatıldığı türlü yenilikler üzerinde çalışılıyor. Bazı sosyal medya haber siteleri de haber dillerini sadeleştirerek veya daha informel ama enformatif hale getirerek güven kazanmayı deniyor. 

Her ne hal ise, Avrupa’da medya tüketicisinin yüzde 50’si hala radyo ve televizyonlardan gelen bilgilere az çok güveniyor. Yazılı basına güven az olsa da, gazeteciler kaybettikleri güveni yeniden kazanabilmek için bin bir takla atıyor. Bizde ise, “basında güven” logosuyla piyasada satışı olan bir gazete, oluk oluk muhalif kanı akıtmak, reis için gerekirse sokakları kana bulamak isteyen bir mafya babasına “en hayırsever kişi” ödülü veriyor. Sahne var, sahnede ödülü veren zavallı kültür sanat kişileri var, ödül var, arkadaki fonda o eski, köklü gazetenin adı var, ödülünü büyük bir zevkle alan mafya babası var. 

Ama basında güven yok. 

Basının prestiji yerlerde sürünüyor. 

Basın, adeta Sedat Peker’in yanında otopark değnekçisi olmuş. Yazık!

www.evrensel.net