Erdoğan-Trump görüşmesi


20 Mayıs 2017 05:00

Ve nihayet o görüşme gerçekleşti. 

Erdoğan, “20 dakikalık görüşme” diyenlere ateş püskürdüğü için, öyle demeyeceğiz.

Çiçeği burnunda iki başkan bayağı bir görüştüler.

Uzun uzun... Hatta öyle olmuş ki, aktarıldığına göre bir ara Trump sevgiyle dürtüp, “Eee, kanka başka başka” demiş, “Ne var ne yok?” diye sormuş.

Neyse dünyanın iki önemli lideri görüştü nihayetinde...

Biri Trump, diğeri Erdoğan.

Biri ABD başkanı diğeri Türkiye başkanı... 

Trump Türkiye’den söz ederken Kore Savaşı’ndan örnek verdi. 

Askerlik anılarının kimilerini nasıl mest ettiğini biliyor olmalı...

İlk kölelik anlaşması, NATO’ya teslimatın faturası...

Bir de McCarthy dönemi anımsaması, anımsatması var. Başka bir paralı nöbetçilik örneği verdi; Türkiye, Soğuk Savaş döneminde büyük meziyetler göstermiş, komünizme karşı büyük set olmuştu...

Daha çok işler yapacaklardı bu kapsamda...

“Çok işler yapacağız, çook...” dedi, Trump.

“Bizim size biçtiğimiz rol icap ettiği her durumda sıcak ve soğuk savaşlarda bizim emrimize amade oluşunuzdur” der gibi...

“Gerisini boş ver; işte geldin, fotoğraf çekinelim, konuşalım, biraz da silah, askeri anlaşma falan yapalım, ama şu YPG’ye silah verme işini geçelim. Hem sizin iç işlerinizdeki ayyuka çıkmış baskı, şiddet, hukuksuzluk falan işlerinizi de hiç gündem yapmıyoruz. Zarrab davasının ucunun ta nerelere...” der gibi.

“Bak senin korumaların SOMA’daki gibi burada da ölümüne daldılar demokratik bir hakkı kullanan protestocuların içine, ona da ses etmiyoruz...”

“Aslında bu işlerde kafa dengiyiz” der gibi.

Seni kutladık, başkan gibi karşılıyoruz, daha ne...

Rusya, Çin, ABD gezileri ile başkanlık seyahatleri Eski Tunus Diktatörü bin Ali’den kalma ve alma olan uçak ile yapılıyor. Son geziler, devlet başkanlığı gezileri olarak sunuluyor.

16 Nisan’da YSK’nin atağıyla, ayarlanan oylarla...

Artık parlamento devre dışı bırakılmış durumdadır.

Erdoğan’ın öncü heyet” dediği Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Başdanışmanlardan İbrahim Kalın’dan oluşan heyet atanmışlardan oluşuyor.

Bundan sonra kabine de, heyetler de böyle oluşacak.

Ne bakan, ne milletvekili...

Onlar olsa da çeşni olarak kalacaklar.

Parti devleti olarak yarın yapılacak kongreyle birlikte bir dönem derinleşecektir...

O, fazlaca bir işlevi kalmamış olan parlamento Erdoğan’ın başkanlığı süresince hepten kıymetsiz hale getirilecektir.

HDP’yi zaten yok sayıyor, CHP’ye de siz parlamentoda oynayın demeye getirse de sıranız gelecek diye diş biliyorlar. MHP desen onu, yardımcıları, iş birlikçileri olarak her kuruma, her gelişmeye atayabilecek kıvama getirmiş durumda. Artık Devlet Bahçeli’nin başında bulunduğu MHP’yi kendinden sayıyor ve o demeden HSYK’den, devletin diğer esaslı alanlarına kadro olarak atamaya devam ediyor. Bahçeli’nin avukatının atanması gibi...

MHP için canıma minnet bir durum.

Devlet çarkı dönüyorsa, demokrasi diyenin ağzı tıkanıyorsa, Kürtlere göz açtırılmıyor, hak hukuk, adalet, eşitlik, halklar, inançlar, kültürler gibi laflar edenler fırlatılıp atılıyorsa, tekçilik tekrarlanıp duruluyorsa daha ne istesin...

ABD ziyaretine dönecek olursak, Trump görüşmesi dışarıda güme gitti. O günün ABD’deki gazetelerin hiç birinin ilk sayfalarında Erdoğan fotoğrafı yer almadı. Manşetler bir skandalla doluydu. IŞİD’in ve bölgedeki savaşın teferruatlı bir dosyasını Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’a vermekle suçlanan Trump için hiçbir ABD Başkanı için söylenmeyen, yazılmayan senaryolar yazılıp çiziliyordu.

Neyse ki Erdoğan ile 23 dakikalık baş başa görüşme ve ardından bir saate yakın bir yemek yendi. 

Fethullah Gülen’in aynı gün ünlü gazetede bir makale kaleme alması ise başka bir mesaj olsa gerek. Reza Zarrab  işi ise belli ki büyük koz olarak hâlâ ellerindedir. Öyle kolay kolay teslim etmeyecekler.

Ziyaret öncesi öyle senaryolar çizildi, öyle propagandalar yapıldı ki, iç kamuoyu sandı ki Erdoğan fethe gidiyor.

Erdoğan, virgül değil, nokta koymaya gidiyoruz” demişti. Vay, ne büyük söz, ne cesur lider, ne açık sözlü...

Peki ne oldu; olsa olsa noktalı virgül...

ABD’nin, Rusya’nın ve bilcümle emperyalist mihrakın ürünü olarak doğup büyümüş olan, Suriye başta olmak üzere tüm bölge halklarının başına musallat edilen IŞİD’e karşı bir direnç merkezi haline gelen YPG’ye silah verilmesini tartışma konusu bile etmediler.

ABD, “Onu geçelim” demeye getirdi. Ama belli ki, Kürtlere yönelik süren devlet politikasına ses edilmeyecekti, iktidarın PKK’ye yönelik imha savaşına devamına onay verilmeye devam edilecekti.

www.evrensel.net