NATO, Türkiye ve çelişkiler


19 Mayıs 2017 05:00
Cropy

Brüksel’de 24-25 Mayıs’ta, kimi kaynaklara göre 750 milyon avro, kimi kaynaklara göre ise 1.2 milyar avroya mal olan NATO’nun yeni binasını açmak üzere toplanacak üye ülkelerin liderlerinin buluşmasında dikkatler en çok emperyalist siyasetin yeni yüzleri Donald Trump ve Emmanuel Macron’un üzerinde olacak. Birisi en yaşlı diğer en genç bu iki yeni devlet başkanının dünyadaki gelişmeler konusunda kendilerinden öncekilerden daha farklı nasıl davranacakları merak ediliyor.

Kişilerin izlediği politikalardan çok ülkelerin çıkarlarının asıl belirleyici günümüz koşullarında, NATO gibi dünyanın en büyük savaş örgütünün geleceğinin nasıl şekilleneceği, üye ülkeler arasındaki ilişkilerin bundan sonra nasıl seyredeceği, zirvenin hangi tartışmalara sahne olacağı tartışılıyor. 

ABD Başkanı Donald Trump’ın geçmişte “demode” olarak tanımladığı, aşağıladığı bir örgütün toplantısına katılması ayrı bir önem taşıyor. Muhtemelen bu kez bütün NATO üyesi ülkelerin birlik ve beraberlik içerisinde olmasının ne kadar yararlı olduğunu anlatacak, geçmişte Sovyetler Birliği’ne karşı verdiği mücadeleden ötürü savaş örgütüne övgüler dizecek.

Ama ne yapılırsa yapılsın, Batılı emperyalist devletlerin uzun yıllar Sovyetler Birliği’ne karşı çatısı altında toplandıkları NATO, çoktan bir ihtiyaç olmaktan çıkmış, üyeler aralarındaki çelişkiler de dışarıya karşı eskisi gibi kolay örtbas edilemiyor.

Pek çok konuda üye ülkeler arasında uzun ve kısa vadeli politikalarda farklılıklar kendisini hissettiriyor.

Bu üye ülkelerin başında elbette Türkiye geliyor. NATO bünyesinde toplanan ülkelerin “ortak düşman” ilan ettiği Rusya’yla yakın ilişkiler sürdüren, hatta kimi zaman eksen değiştirme mesajı veren Türkiye’nin izlemiş olduğu bu politikanın NATO açısından ne anlama geldiği bir süredir değişik düzeylerde tartışılıyor. Türkiye’nin “eksen değiştirmesi”nin NATO içinde derin bir yarılma anlamına geleceği şimdiden dile getiriliyor. AB’deki “Brexit”in (Britanya’nın AB’den ayrılması) bir benzeri olarak NATO’da “TRexit” endişesi yok değil.

Süddeutsche Zeitung’den Daniel Brössler’in kaleme aldığı “Erdoğan’ın NATO’ya alternatifi yok” başlıklı yazısı bu endişeyle yazılmış: “Eğer Recep Tayyip Edoğan ideal bir müttefik arıyorsa o müttefik Vladimir Putin’dir. Çünkü Putin, tutuklanan gazeteciler nedeniyle sinir bozmadığı gibi, anayasa referandumundan sonra Soçi’de ağırlayıp ilk kutlayan kişidir de. Erdoğan’ın ihtiyaç duymadığı müttefikler ise, hukuk devletinden söz eden, takibat altına alan Türk askerlerine iltica hakkı veren ve milletvekilleri askerini ziyaret etmediği için şikayetçi olan ülkelerdir. Bu durumda mesele basit: Türkiye NATO’dan ayrılır ve Rusya ile ittifak kurar. Ama böylesine bir bakış açısı ne Erdoğan’da ne de Almanya’da var. Erdoğan da biliyor ki NATO ile Rusya arasında tercih diye bir şey yok. Putin ile sadece noktasal düzeyde amaç birliği yapabiliyor. Suriye’de olduğu gibi uzun değil kısa vadeli zorunluluktan ötürü bir ittifak söz konusu.” (17.05.2017)

Bu kısa vadeli politikaların Türkiye’yi daha zorlu bir sürece götürdüğü anlaşılıyor. Hafta içinde Washington’da yapılan 20 dakikalık Erdoğan-Trump görüşmesinden çıkan sonuç şu: Erdoğan, ABD’nin her istediğini yapmaya hazır olduğu halde güven vermiyor.

Benzer bir durum Almanya ile de söz konusu. Uzun bir süredir gerilim hattında olan Türkiye-Almanya ilişkileri, NATO Zirvesi öncesinde İncirlik dolayısıyla bir kez daha gerilim hattına girdi. NATO üyesi Almanya’nın, bir diğer NATO üyesi Türkiye’nin NATO’da görev yapan askerlerine iltica hakkı tanıması elbette sıradan bir durum değildir. Diğer ülkelerin de Almanya’dan cesaret alarak benzer şekilde Türk askerlerinin iltica başvurularını kabul etmesi büyük bir olasılık. Bu ülkeler arasında NATO genel karargahının olduğu Belçika da bulunuyor.

Dolayısıyla Almanya ile Türkiye arasında İncirlik Üssü üzerinden yürütülen tartışmaları da Türkiye-Batı gerilimin bir yansıması olarak okumak gerekiyor. Almanya’nın NATO düzleminde yapacağı görüşmelerden bir sonuç almaması durumunda askerlerini İncirlik’ten Ürdün’e taşımak zorunda kalması aynı zamanda gerilimin yeni safhaya taşınması anlamına gelecektir.

Erdoğan yönetimindeki Türkiye, komşularıyla barış içinde yaşama yerine, sırtını emperyalist odaklardan birisine ya da ikisine dayayarak savaşa hazırlanmanın planlarını yapıyor. Tarih, emperyalist odaklara dayanarak barışçıl bir dış politika yapmanın mümkün olmadığını göstermiştir. Bu nedenle tek çıkar yol, komşu ülkelerin topraklarına göz koymadan, Kürtler de dahil olmak üzere bütün komşularla barış içerisinde yaşama politikasını hayata geçirmektir. Bu yapıldığı taktirde NATO’ya da Rusya’ya da gerek kalmayacaktır.  

Özetle, NATO’nun önümüzdeki hafta Brüksel’de yapacağı zirve son yılların en önemli zirvelerinden biri olmaya aday görünüyor. Bu savaş örgütünün kendisini yenileyerek, dünyayı daha fazla savaş ve kaosa sürüklemeye hazırlandığının farkında olan savaş karşıtları haftalardır karşı gösteri hazırlıkları yapıyorlar. Bu nedenle önümüzdeki hafta Brüksel sokakları aynı zamanda savaşa ve silahlanmaya karşı çıkanların da sesini yükselteceği günler olacak.

www.evrensel.net

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.