19 Mayıs: Kolonileşmeye karşı asimilasyon paradoksu


19 Mayıs 2017 05:00

Son yüz yıllık süreci dikkate alırsak Türkiye için 19 Mayıs önemli bir milattır, ikincisi de ABD ilişkileridir. Türkiye bağımsızlığı asimilasyon yüzünden içte tamamlayamadı, dışta ise giderek ABD’ye bağlandı. ABD ise bağımsızlıktan emperyalizme geçti, asimilasyon zaten asli parçası olarak kaldı.

Kemalizmden Osmanlıcılığa dönüş, barıştan fetihçiliğe cihatçılığa dönüştür

Mayıs 2017. Erdoğan ABD ziyaretinde YPG, Irak, Suriye konularını konuşmaya; biraz da paçayı kurtarmaya (Rıza Sarraf pazarlığı) çalışıyor. 

19 Mayıs 1919. Osmanlı’nın yenilgisi, işgale uğraması; sonrasında M. Kemal’in Samsun’a çıkışı ve Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı olarak kabul edilen modern Türkiye’nin kuruluş tarihi için önemli bir gün.

1945 sonrası için çok daha göbekten olmak üzere ABD ve Batı emperyalizminin yeniden kontrolüne girme süreci; Menderes’ten Türkeş’e, Özal’a ve Erdoğan’a ABD’nin Ortadoğu’yu kuşatma projelerinin parçası durumundayız.

Mesele batıya doğuya kızmak değil, uygulanan sosyoekonomik politikaların ve onun parçası olan dış politikanın arkasındaki ilkeyi bulmak, sonra da bu anlayışın artılarını eksilerini kavramak, yorumlamak ve alternatiflerini oluşturmaktır.

Osmanlı’nın dış politika anlayışı fetihçiliktir, genişlemedir, İstanbul’u alan Fatih en büyük imparatorumuzdur. Yavuz ve Kanuni imparatorluğa en fazla toprak katan büyük fatihlerdir (Osmanlı Beyliği, Ertuğrul Gazi döneminde 4 bin 800 kilometrekarelik bir büyüklükte idi. En çok genişlemeyi Yavuz Sultan Selim döneminde 2 milyon 375 bin kilometrekareden 6 milyon 557 bin kilometrekareye ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde 6 milyon 557 bin kilometrekareden 14 milyon 983 bin kilometrekareye genişledi. Osmanlı İmparatorluğu III.Murat Dönemi sonu 1395 itibariyle en geniş sınırları olan 19 milyon 902 bin kilometrekareye ulaştı).

Osmanlı “fetihçi” (cihatçı, yayılmacı) olduğu için Osmanlı’nın kendi topraklarının fethedilmesine karşı söyleyecek bir sözü yoktur, gücü olursa fetheder, gücü kaybolursa fethedilir, işgale uğrar.

Bugün eğer Yeni Osmancılığa (fetihçiliğe, yayılmacılığa) geri dönmüşsek ABD’ye kızma hakkımız yok, kim güçlü ise o genişler, diğeri tabi olur.

Emperyalizme uşaklığa, sömürge olmaya karşı olmak asimilasyonizme karşı olmaktır

Fetihçiliğin, cihatçılığın Batı’daki karşılığı dünyaya uygarlık taşınmasıdır. Bugünkü somut adı kapitalizm, emperyalizmdir. Commonwealth (Büyük Britanya’ya bağlı Kanada’dan Kıbrıs’a Hindistan’a 52 ülke) örneğinde görülen kolonicilik bunun eski adıdır.

Genişleme politikalarını Osmanlı da yürütüyordu. Ancak Osmanlı emperyal bir güç olma özelliğini kaybetti, parçaları kolonileştirildi.  Geriye kalan kısımda 19 Mayıs, koloni olmaya, sömürgeleşmeye karşı önemli bir mücadele idi. Bunun rasyonel sonucu yayılmacı olmamaktır. Türkiye Cumhuriyeti “Yurtta Barış Dünyada Barış” diyerek “fetihçilikten” vazgeçtiğini ilan etti.

Ancak 1950 sonrası yeniden durum değişti, Kore’ye asker gönderildi, NATO’ya girildi. Özal ve Erdoğan durumu daha da ileri taşıdı, “fetihçi” (emperyalist) hayallere geçildi, “Ortadoğu bizden sorulacaktı”.

İşin doğrusu ise biz ABD’ye sorar durumdayız. Bu da bir zihni bulanıklık oluşturuyor. Bahçeli ve Erdoğan el ele verdiler, bu zor çelişkiyi de başkanlık meselesinde olduğu gibi aşacaklar: Zaten ABD yönetiyor bizi, o halde fiili durumu düzeltmeli, 19 Mayıs’ın kurtuluş kısmını unutup asimilasyon kısmını öne çıkarmalı ve emperyalizme bağlılığı büyük bir sadakatle selamlamalıdır.

İçte ve bölgede asimilasyon, dışta emperyalistlerle iş birliği ve fetihçilik reel politikanın ana ayaklarını oluşturmalı, böylece fiil ile kafa birliği de sağlanmalıdır. Yaşasın ABD ile yakın dostluk, yaşasın Bahçeli, Erdoğan.

Aynı politikaları güden, ABD, İsrail ve Rusya ile arayı iyi tutan diğer bölgesel aktörlere niye kızılıyor ki, gerçekten de kızılıyor mu ki?

19 Mayıs, tüm dünyanın Batılı emperyalistler tarafından kolonileştirildiği bir dönemde önemli bir başkaldırı idi. Daha arka planda bir yandan din ve devletin kurtarılması, diğer yandan sosyalist hareketler, Sovyet Devrimi’nin başarısı ve desteği önemli oldu.   Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin de Sovyetler Birliği’nin de en önemli başarısızlığı içte “asimilasyonist”, hatta zaman zaman militarist politikalar izlemesi, giderek otoriterleşmesi sayılabilir (Rus Çarlığı ve Sovyetlerin Türk ve Müslümanlara şüpheyle, dışlayıcı veya asimilasyonist bakışı; Türkiye’nin Hristiyanlara-Rumlara-Ermenilere mübadeleci ve sürgüncü, Kürtlere asimilasyonist bakışı ile benzerlikler taşıyor).

Küreselleşmiş bir emperyalizme karşı bugün evrenselci, toplumcu, doğacı ütopyalara ve iradeye belki de her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. 

19 Mayıs’ın kurtuluşçu yanı, aydınlanmacı yanı, fetihçilikten vazgeçmesi kutlu olsun. Gençlik mi yoksa yaşlılık mı daha büyük değer, eğer zihin ve yaratıcılık gençliğe atfedilecekse gençlik bayramınız da kutlu olsun. 

Emperyalizme, kolonileştirmeye, işgale, asimilasyona, eskimeye, çürümeye karşı devrimcilik ütopya ve iradesi önde olsun.

www.evrensel.net