Vasatlıkla barışık olmak


19 Mayıs 2017 05:00
Cropy

Futbolumuzun kalitesi vasat seviyeyi aşamıyor. Türkiye Kupası yarı finalinde ülke futbolunun önde gelen iki takımı, Fenerbahçe ile Başakşehir kozlarını paylaşıyor. Oyunun gidişatını, teknik direktörlerin verdiği taktikler ya da yaptıkları hamlelerden çok, maçın o andaki skoru belirliyor. O denli “oturaklı” bir vasatlık söz konusu yani...

Maç 0-0 sürerken Başakşehir daha atak görünüyor. Çünkü golsüz beraberlik Fenerbahçe’ye yarıyor. Başakşehir, oyunun kontrolünü ele geçirip bir an önce gol bulmak peşinde. Fenerbahçe ise savunmasını sağlam tutup ani ataklarla gol pozisyonu yaratmaya çalışıyor. Başakşehir 1-0 öne geçiyor ve sonrasında oyun tamamen başka bir çehreye bürünüyor. Turuncu-lacivertliler, oyunu yavaşlatıp tempoyu düşürerek skoru koruma amaçlı bir anlayışla mücadele etmeye başlıyor. Klasik numaralarla zaman çalmayı da ihmal etmiyorlar. Oysa yiyecekleri bir golle avantajlarını kaybedeceklerini ve çaldıkları zamanı çok arayacaklarını bilmeleri gerekiyor. Öne geçip hem moral üstünlük sağlamış, hem de Fenerbahçe’yi risk almaya mecbur bırakmışken, ikinci golü aramak yerine tempoyu düşürüp skoru korumaya çalışmak gibi pahalıya mal olabilecek bir yanlışa sürükleniyorlar... 

Başakşehir, o dakikalarda tam tersine, kadrosunun, takım karakterinin ve oyun anlayışının uygunluğundan yararlanarak temposunu korumalı ve yüklenen Fenerbahçe’nin savunmada vereceği açıkları değerlendirmeye ve ikinci golü bulmaya çalışmalıydı. 

Skoru korumaya yönelik oyun anlayışı Abdullah Avcı’nın direktifiyse garip, oyuncuların kendi inisiyatifiyse daha da garip. Tempoyu düşürme adına oyundan koparak Fenerbahçe’nin golüne adeta davetiye çıkardılar...

Maç 1-1 olunca, bu kez Fenerbahçe savunmaya çekilerek, kendisini finale taşımak için yeterli olan bu skoru koruma çabasıyla oynamaya başladı. Şimdi de onlar Başakşehir’in ikinci golünü davet eder gibiydi. Tabii davet ettikleri gol geldi. Skor 2-1 olunca, hücum etmekten vazgeçip skoru korumaya çalışma sırası tekrar Başakşehir’e geçti. Ama bunun da bedelini ödedi turuncu-lacivertliler. 88. dakikada  Fenerbahçe ikinci golü bularak maçı uzatmalara götürdü.

Bu karşılaşmada gördük ki, teknik direktörlerin oyuna ağırlık koyma gücü, oyuncuların skora göre tepki verme psikolojisinin hakimiyetini kırmaya yetmiyor. Skor kaynaklı psikolojik etkenler baskın çıkıp oyun anlayışından sapılmasına ve takımların maç içinde inişli çıkışlı performans sergilemesine neden oluyor...  

Asla yapılmaması gerektiği altyapıda öğrenilmesi gereken komik savunma hataları, rakibe yönelik dengesiz, savruk hamleler, düşük tempolu paslaşmalar, kalitesiz paslar, gereksiz riskler ve kolay top kayıplarıyla kendisini ortaya koyan bir vasatlık... Ayrıca bir de oyun anlayışı üzerinde ağırlıklı rol oynayan psikolojik etkenler. Bunların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan tablo hiç umut vermiyor. Yayıncı kuruluşun ve medyanın körüklemeye çalıştığı yapay heyecanla kalitesizliği kamufle etme çabası işe yaramıyor ne yazık ki... 

Zaten vasatlıktan yana bir sıkıntı varmış gibi de hissedilmiyor. Vasatlığıyla barışık olmak gibi önemli(!) bir özellik geliştirmiş durumdayız. En berbat maçların ardından bile, “Mükemmel mücadele ettik, harika oynadık, muhteşemdik, kusursuzduk” gibi kibirli yorumlar duymaya alışkınız... 

Abdullah Avcı, “Maç boyunca üstündük” derken, ilk yarıda Van Persie’nin çok net iki gol pozisyonundan yararlanamadığını unutmuşa benziyor. Ayrıca penaltı atışları sırasında Fenerbahçeli oyunculara tam üç kez maçı bitirme fırsatı doğdu. Kıl payı kazanılan bir maçtan sonra “Maç boyunca üstündük” diye konuşmak pek anlamlı olmasa gerek. 

Ancak her şey bir yana, çoğu 30 yaş civarı ve 30 yaş üstü, üstelik bir kısmı da başka takımların “işe yaramaz” yaftasıyla elinden çıkarttığı “ıskarta” oyunculardan oluşan kadrosu göz önüne alındığında Başakşehir, bulunduğu konum itibarıyla övgüyü fazlasıyla hak ediyor. Elbette Abdullah Avcı da...

Maçın dikkat çeken başka noktaları Emre’nin attığı golden sonra ağlaması ve Volkan Demirel’in penaltı atışları sırasında rakip oyuncuların konsantrasyonunu bozma amaçlı su içme “totemiydi!”

Emre gönülden bağlandığı takıma gol attı diye, profesyonelliğe hiç yakışmayacak şekilde üzüldü... Tamam, gol atar sevinmezsin, o anlaşılır bir şey ama ağlayacak kadar üzülmenin yeri olabilir mi profesyonellikte? İntihara kalkışmadığına şükredelim bari!.. Bu denli üzüntü duymasının ardından diyelim ki Emre’nin yaptığı bir hata sonucunda Başakşehir gol yedi. Nitekim Emre’nin bir pas hatasıyla öyle bir pozisyon yakaladı Fenerbahçe. O zaman insanların aklına başka şeyler gelmez mi? Profesyonellerin bunları da düşünmesi gerekir...

Volkan Demirel ise “totem” uğruna, milyonlarca insanın sinirini bozup bedduasını aldı. Bu kadar bedduayı üzerine çeken bir “totem” işe yarayabilir miydi?

Şaka bir yana, bilgiden, bilimden uzak kalmanın bedeli, bize de böyle tuhaf şekillerde yansıyor işte...

www.evrensel.net

Terim'in adaleti!..

21 Temmuz 2017 05:00

Laf olsun torba dolsun

14 Temmuz 2017 04:15

Pepe

07 Temmuz 2017 05:32

Transfer bağımlıları

30 Haziran 2017 04:51

Hakemsiz olmaz mı?

23 Haziran 2017 05:00

Hiçbir şey söylemeden konuşmak

16 Haziran 2017 04:15

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.