‘Ağır ol Bay Düzyazı’


14 Mayıs 2017 05:00

Üç arkadaş kafa kafaya verip yeni bir dergi çıkarmak için kolları sıvadığımızda 1999 yılının başlarıydı. Gebze cezaevinde, Hasan Basri Ünlü ile yeni derginin nasıl olacağını konuşuyorduk uzun uzun. Avukatımız Fatih Yamen neredeyse her Cuma günü geliyor, dergi sohbetlerine yeni fikirler katarak bizim heyecanımızı artırıyordu. Dergi fikri Fatih’ten çıkmıştı. Görüş saatinin son dakikalarına kadar konuşuyor, farklı bir derginin nasıl olacağına dair kafa patlatıyorduk.

Yurt içinde yayımlanan birçok dergiyi düzenli takip ediyorduk. Yurtdışından birçok dergi edinip bir istatistik çıkarmaya çalıştık. Bir şair aynı dergide yılda kaç şiir yayımlıyordu? Aynı şairi kaç farklı dergide görmek mümkündü? Bu dergileri ortak kılan özellik neydi vs. gibi sorular sorup arşivi inceliyor, sonuç almaya çalışıyorduk. Bununla birlikte dışarıdaki şairlerle mektuplaşarak görüşlerini alıyor, bizde birikenle farklı bir yöntem oluşturmaya çalışıyorduk.

Ne yapacağımıza tam karar veremediğimiz halde konu başlıklarını belirleyip yazılar topluyor, cezaevinden ya da dışarıdaki arkadaşların yazılarından ayrıca arşivi oluşturuyorduk. Derginin içerik ve biçimine karar vermeden elimizde bir klasör dolusu şiir, öykü, deneme, makale ve kitap yazıları birikti.

Uzun tartışma ve incelemeler sonucunda bir şiir dergisi çıkarmaya karar verdik. Ne de olsa son günlerde iyiden iyiye içkiye düşkünlüğü artan Cemal Süreya’nın “Biletim öldü;/ Gömleğim kirli.” dizeleri orada duruyordu.  “Oteller Hanlar Hamamlar İçin Sürekli Şiir” adlı şiirinin sonunda ne diyordu Cemal Süreya? Anımsayalım:

“- Ağır ol Bay Düzyazı,

Sen ancak uçağa binebilirsin!”

Şiir dergisi çıkarmak bir şairden ödünç dizeler almak anlamına da geliyordu aynı zamanda. Derginin adını “Ağır ol Bay Düzyazı” koyduk. Önceden topladığımız bütün yazıları iade edip şiir dergiciliğine yelken açtığımızda harçlıklarımızdan da yardım aldık elbette.

İlk sayısı Kasım-Aralık 2000 tarihinde yayımlanan derginin sahibi yerel radyoda programcılık da yapan Emsal Kılıç’tı. Fatih Yamen yazı işlerinden sorumluydu. Yayın kurulunda Sevgi Köse, Ümit Şener Ta, Reha Yünlüel, Hasan Basri Ünlü ve C. Hakkı Zariç imzaları yer alıyordu. Hasan Basri aynı zamanda desenlerini çiziyordu derginin. Her şiir için ayrı bir desen çalışıyor, Polat Sarıgül kapak ve tasarım işlerini hallediyordu. Zamanla Gülten Örnek, Hande Kökten de yer aldı desenleriyle. 

Büyüdü, serpildi, ele avuca gelir oldu dergi. Bir A-4 sayfasını uzunlamasına ortadan ikiye katlanır halde yayın hayatına başladığında, alışılan biçimlerin de dışındaydı. Sayfalarında düzyazıya hiç mi hiç yer vermeyen “Ağır ol Bay Düzyazı”nın ilk sayısı elimize geçtiğinde Hasan Basri ile uzun voltalar atıp dergi üzerine konuştuklarımızı anımsıyorum. Sevgi Köse’nin “İki Oda Bir İstanbul” adlı şiiri, aradan onca zaman geçmesine rağmen, hâlâ aklımda.

İkinci sayının hazırlıklarına da içeriden katıldım. 2001 yılının Ocak ayında ikinci sayımızı yayımladığımızda hatırı sayılır bir abone ve okur kitlesine ulaştığımızı farkettik. Türkiye’nin ücra kasabalarından bile dergiye abone olan okurlar vardı. Nereden nasıl ulaştıklarına dair en ufak bir fikrim yok bugün de. 

Ama dergi okunmakla kalmıyor, gelen mektuplara bakılırsa, beğeniliyor ve özellikle genç şairlerin ilgisini çekiyordu. Bir dergi daha ne ister ki?

Üçüncü sayıdan altıncı sayıya kadar derginin birçok aşamasında bulundum. Hatta beşinci sayıda yayın kurulundan ayrılan Bayram Balcı ile sabahlara kadar çalışarak dizgisiyle uğraştığımız oldu. Polat Sarıgül her sayıda farklı bir mucize yaratarak şiir ve görselleri güzel kıldı derginin sayfalarında.

Geçen zamanda alacaklarını bitirememiş olan devlet bu defa askere aldı beni.  Yedinci sayıyı Sivas’ın soğuğunda, ranzaya çekilip gizli gizli okudum. İzin dönüşlerinde gelen mektup ve şiirlere, yayın kurulundaki arkadaşlarla birlikte yanıt vermenin mutluluğu vardı gözlerimde.

Oradan oraya sürüklenip durduğum askerlik bitince karşımda başka bir dergi vardı. Tanımakta zorlandım ilk önce. Biri sanki bizim derginin adıyla başka bir dergi çıkarmıştı. Biçimi, boyutları, şairleri, şiir anlayışı…. değişmişti. On birinci sayıda dergiye dahil olan yayın kurulu üyesi kişi, en başta kendi ve arkadaşlarının şiirlerini büyük bir gurur ve haşmetle yayımlamakta bir sakınca görmüyordu. Bugün bile selam vermeyeceğimiz insanların şiirleri vardı dergide.

Öte yandan sayfalar da vardı derginin içinde. O ayki duruma göre, yayımlamaya değer şiir bulamayınca sayfayı siyah basıyor, o sayfaya şiir almıyordu. Fatih Yamen’in fikriydi bu da. Yayın hayatı boyunca böyle bir tavrı ve cesareti gösteren başka dergi olmadı sanırım. 

Derginin altıncı sayısının arka kapağında, bugün bile kitaplarında olmayan, bir şiirini yayımladık Ahmet Erhan’ın. Afgan bir şair olan Kahar Asi’nin üçüncü sayıdaki şiiri unutulmazdı:

“Sen benimle yar olmak istemiyorsan

Ne diye her gece rüyalarıma giriyorsun.”

Nice genç şair “Ağır ol Bay Düzyazı”da yayımladı ilk şiirlerini. Nice insan çevirileri ve desenleriyle katkıda bulundu. 

Son üç sayıda olmadık imzalarla, olmadık insanlarla yan yana gelen şiirler “ağır ol”ma halini baltaladı derginin. Sözü tükendi kısa sürede.

Sahaflarda denk gelirse iyi davranın, yalnızlık hissetmesin, hayli volta atan bir şiir dergisidir “Ağır ol Bay Düzyazı.”

www.evrensel.net