Şaibeli Referandum: Eski toplum ile yeni toplumun 250 yıllık diyalektiği


21 Nisan 2017 04:15

Osmanlı’nın ve Türkiye’nin yenileşme ve modernleşmesini hangi olaylar desteklemiş, hangi olaylar zayıflatmıştır, ana soru budur. Din-diyanet-tımar-medrese-saltanat sistemine dayalı eski toplum ile ilk nüvelerini 1727’de matbaa, 1773’de mühendishane (tersane), yeni okul ve yeni askerlik düzeninin oluşturduğu anayasa ve seçimlerle gelişen yeni toplum arasındaki mücadele; pek çok iç ve dış etmenin de dahil olduğu bir süreç halinde sertleşerek devam ediyor. Referandum bu diyalektiğin mevcut halini ve ciddi bir kırılma anını somutlaştırmış bulunuyor:

EĞİTİM ÖĞRETİM AÇISINDAN; 1a) Cami, sıbyan, medrese-imam hatip, tarikat, zaviye, külliye… bu tür oluşum ve kuruluşlar dini, diyaneti, gelenekleri temsil ediyor, Batı’da da Osmanlı ve Türkiye’de de modernleşme-ilerleme unsurları değiller. Diğer yandan 1b) Yeni okullar ve üniversiteler, matematik, fen, felsefe, sosyal bilimler, sanat, edebiyat… daha çok düşünmeyi, araştırmayı, teknolojiyi, toplumun dinamik kuvvetlerini temsil ediyorlar.

İŞ GÜÇ VE ÜRETİMLE İLİŞKİLERİ AÇISINDAN; 2a) Tersaneler, tekstil ve altın ile başlayan büyük endüstri, fabrika, turizm, burjuvazi, üniversiteler, öğretmenler, çalışan kadınlar, okumuş yazmış kesimler, mühendislik, avukatlık, doktorluk gibi yüksek nitelikli serbest meslekler… görece daha dışa, farklı yaşam biçimlerine, bilime ve akla açık oluşu; 2b) küçük ve orta boy esnaflık, eşraf, aşiretler, kırsal kesim, polis, imam, ev kadınları, bağımlı nüfus… daha içe kapalı din-töre-gelenekleri temsil ediyorlar. Bu gruba güvencesiz çalışanlar, taşeron ve inşaat işçileri, özel güvenlik çalışanları da yakın bulunuyor. 2c) Yükseköğrenimli genç işsiz kesim bazı özgüllükler taşıyor.

BÖLGESEL-COĞRAFİ AÇIDAN; 3a) Dış ticaret, turizme dayalı kıyı şeritleri ve görece endüstrileşmiş-sanayileşmiş bölgeler bilim, teknoloji ve dışa açıklığı; 3b) görece iç ve tarıma-küçük üretime ve esnaflığa dayalı kesimler daha kapalı çevreler oluşturuyorlar. 3c) Kürt nüfusun yoğun yaşadığı alanlar da kendi içinde özgüllük taşıyor. 3d) Batı-Doğu, Güney-Kuzey, Kıyı-İç farklılaşmaları da bulunuyor.

SOSYOKÜLTÜREL KİMLİKLEŞME VE SİYASAL AÇIDAN; 4a) Sünni İslam’a bağlı olanlar muhafazakâr-otoriter eğilimler, kadını ve kendinden olmayanı ötekileştirici, Batı karşıtı, İslamcı eğilimler taşırken 4b) Kürt siyasal hareketi, solcular,  liberal ve sosyal demokratlar, Aleviler görece daha halkı, nemalardan görece daha az pay alışı, devletten görece dışlanmışlığı, Batı’ya doğru kaçışı temsil ediyor. 4c) Bürokrasi ve subay kökenli, laik seküler milliyetçi ve Kemalist kesimler bazı farklı özgüllükler gösteriyor. 

Tüm bu karmaşa ve çelişkilerden süzülerek ana fay hattı giderek 1-Görece daha geniş Sünni Ortodoks geleneksel İslami anlayışla (eski toplumcularla, Osmanlıcılarla), 2-Sünniliğe göre Aleviliğin, Türklüğe göre Kürtlüğün de yer aldığı ama bundan daha öte bilim-felsefe-sanat-teknoloji eğilimli, farklı medeniyetlere (Çin’e, Hint’e, Japonya’ya, Rusya’ya, Batıya) ve evrensel olana açık liberal kesimler arasında keskinleşiyor. 

Eski toplumcular Osmanlı ve Sünni İslâm’ı, yeni toplumcular dünyaya açıklığı ve bilim-felsefe-yenilikleri esas alıyor.

Birinci grup İslâm’ın taşıyıcı olduğu Müslüman Kardeşler, Suudi Arabistan, İran odaklı üç versiyon ile daha Batıcı Nurculuk-Fethullahcılık halinde dört eğilim altında dinci damarı temsil ederken ikinci grup liberal endüstrileşmeci modernleşmeci damarı temsil ediyor (İkinci grup kendi içinde ana kültürel damarı Alevilerin oluşturduğu Kemalistler, seküler Türkçü milliyetçiler, liberal sosyal demokratlar, sosyalistler ve Kürt siyasal hareketi gibi versiyonları barındırıyor ki bundan sonra kimlik politikaları mı yoksa evrensel hak hukuk anlayışı mı daha ağırlık kazanacak, bu da zor bir soruyu oluşturuyor).

16 Nisan referandumu, Türkiye’nin 1773’lerden beri hedef edindiği yeni okul yeni toplum anlayışının tasfiyesi, dinci eski okul ve eski toplum (dinci monarşi, saltanat, Osmanlıcılık) anlayışının ağırlık kazanmasını temsil ediyor ki, tüm devlet olanaklarına rağmen yeni toplumcular da eski toplumculara karşı güçlü direnç alanları oluşturabilmiş gözüküyor.

Önümüzdeki süreç; kuralların da (sandığın, yasanın, cumhurbaşkanı ve YSK hakemliğinin de) yok edildiği güvensizlik (sinizm) üzerine bina edilen çıplak güç ilişkilerinin ağırlık kazandığı çatışmalı bir geleceğe işaret ediyor. Umarım, benim öngördüğüm gibi olmaz. 
Dileğim yeni toplum yönünde barışçıl olarak ilerleyebilmek. Böyle bir toplum sözleşmesi için potansiyel var ama pratik taşıyıcıları henüz o incelik ve olgunluğa erişmiş gözükmüyorlar. Umut; yeterince toplumsal desteği olan ancak henüz dağınık halde ve kendi aralarında çeşitli güvensizlikler besleyen yeni toplum güçlerinin ortak sözleşmeler oluşturabilmeleridir. 

www.evrensel.net