Referandumun ardından


21 Nisan 2017 04:15

İstikrar… Referandum süresince en çok kullanılan sözcüklerden biri oldu iktidar sathında. Bugün ortaya çıkan tablo pek çok şeye gebe olabilir ama istikrarı bunlar arasında saymak mümkün değil. 

AKP’nin hesabı tutmadı burası net. Erdoğan ilk planda istediğini elde etmiş gözüküyor belki ama fiiliyatta halen elinde bulundurduğu yetkilere yasal zemin kazandırmak için bundan kötü bir deneme olmazdı. Tüm kamu olanaklarının seferber edildiği, pek çok ilde, ilçede görünürlük açısından neredeyse karşıtının olmadığı bir kampanya sonunda ve oldukça tartışmalı bir oy ile kazanılan referandum her şeyden önce iktidarın meşruiyetini tartışmaya açacak bir zemin yarattı. Hem içeride, hem dışarıda.

Referandum sürecinde yoğun olarak yaşanan ihlaller, YSK’nin kanunla çelişen bir biçimde aldığı mühürsüz pusula ve zarfları geçerli sayma kararı uzunca yıllar konuşulacak bir seçim skandalına yol açtı. IPSOS tarafından gerçekleştirilen kamuoyu araştırmasına göre hayır oyu verenlerin yüzde 87’si seçimin adil olmadığını düşünüyor. Seçimin adil olduğunu düşünenlerin oranı ise evet oyu verenler içinde dahi yüzde 77’lerde kalıyor. Bu tablo farklı siyasi tercihlere sahip olmakla birlikte adaletsizliğe tepki gösteren ve verdiği oyun peşini kovalayan ülkenin yarısını bir blok haline getirdi. İktidar açısından bu blokun bir arada durmasını zorlaştıracak acil hamlelere ihtiyaç var. Geçmişte Bahçeli bu görevi yeri geldiğinde başarıyla ifa ediyordu. Bugün kendisi de dışarıda, Erdoğan’ın yanı başında.

Hayır oyu veren MHP seçmeni nezdinde pek hükmü kalmadı. Kendisiyle birlikte evet oyu vereni de ne kadar yanında tutmayı başarabilir, o da bir soru işareti. 

Sezar’ın hakkı Sezar’a. Bu zamana kadar muhalif kesimin yapamadığını Erdoğan referandum ile yaptı. Farklı siyasi eğilimlere sahip milyonlarca seçmeni bir süreliğine de olsa aynı şemsiye altında bir araya getirmeyi başardı. Burada tartışılması gereken hayır blokunun bundan sonra nasıl yol alacağı. Bir arada durmayı nasıl ve ne ölçüde becerebileceği. Bu zaman değin birlikteliğin tutkalı ortak özlemler değil korkular oldu. Seçim sürecinde yaşanan ihlaller ise birlikteliğin en azından bir süre daha korunabileceği bir zemin yarattı.  Bu açıdan sandıkta adalet arayışının önümüzdeki süreçte de canlı tutulması büyük önem taşıyor. 

Peki ya sonrası. Bir sonraki seçimlerde bu blokun mevcut iktidarın tahakkümünü kırmak adına ortak adaylarla çıkması mümkün olabilir mi? Cumhurbaşkanlığı seçimi yapısı itibariyle seçmeni böylesi bir tercihe zorluyor. Ama şu an itibariyle bu blokun ortak bir adayda buluşması imkansız. Bu olanak ancak önümüzdeki dönemde demokrasi ve adalet mücadelesinin genişleyerek sürmesiyle, ortak paydanın genişletilmesiyle yaratılabilir. AKP’nin her antidemokratik hamlesi bu cephede birlikteliği güçlendirecektir. Bundan faydalanırken ortak ilkeler etrafında bir arada duruşun olanakları üzerine de kafa yormak gerek. Mevcut siyasi partilerin yan yana gelmekte ayakta dirediği noktalarda bu boşluğu dolduracak sivil inisiyatiflerin yaratılması büyük önem taşıyor. 

Erdoğan açısından ise işler artık daha zor. Ülkeyi “muasır medeniyetler seviyesine” ulaştırmak adına ne istediyse aldı. Bundan sonra ne kandırılma lüksü var, ne de “devlet içerisinde kümelenmiş odakları” suçlama. Çeşme açılışında bile dile getirilen “dış odaklar”  söylemi bundan böyle başarısızlık anında tutunacak tek dal. Hızla yükselen işsizlik, artan kamu harcamalarıyla ayakta tutulmaya çalışılan bir ekonomi var elinde. Referandum bitsin de işler normale dönsün diyen vatandaş pek yakında yeni normalle tanışacak. Ekonomi, cumhurbaşkanlığı seçimine giden süreçte Erdoğan’ın en büyük kamburu olacak. İçeride, dışarıda düşman yaratarak geliştirilmeye çalışılan söylem bu virajı da aldırır mı bunu hep birlikte göreceğiz.

www.evrensel.net