Kürtler ve referandum - 1: Neden Kürtler tartışılıyor?


21 Nisan 2017 04:15

Referandum öncesinin en çok tartışılan konularından biri de Kürtlerin tutumunun ne olacağıydı. Kürt kentleri referandumun en net sonuçlarının ortaya çıktığı yerler -ki Kürtler önemli bir çoğunlukla ‘tek adam rejimi’ne de savaş politikalarına da ‘hayır’ demiştir- olduğu halde Kürtler yine referandum sonrası tartışmaların merkezinde yer alıyor. Bunun iki nedeninden söz edilebilir.

Birinci olarak, bu ülkede uzunca bir süredir bütün siyasetlerini Kürt karşıtlığı-düşmanlığı üzerine kurmuş olan milliyetçi-şoven kesimler var. Referandum sonuçları bu çevrelerin “Kürt hareketi Erdoğan ile anlaşacak” tezlerini çürüttüğü halde dönüp kendilerine bakmak yerine yine Kürtlere vuracak yer arıyorlar. Deyim yerindeyse Kürtler ağızlarıyla kuş tutsa, ertesi gün bunlar “Skandal! Kürtler kuşu ağızlarıyla tutuyor!” diyerek yine Kürtlere saldıracaklar. Ama her şeye rağmen referandumun bunların etki alanlarını daraltıcı sonuçlar çıkardığını söyleyebiliriz.

Kürtlerin tartışma konusu yapılmasının ikinci ve asıl nedeni, Kürt hareketine karşı tarihinin en kapsamlı saldırılarından birini gerçekleştiren AKP-Erdoğan iktidarının bu saldırıdan beklediği sonuçları alamamış olmasının üstünü örtmek istemesidir. Başka bir deyişle iktidar, Kürt siyasetine ve kazanımlarına karşı topyekün saldırısına rağmen Kürt halkının kendi ulusal-demokratik talep ve mücadelesine sahip çıktığı gerçekliğini ters yüz etme arayışı içindedir-ki, iktidarın borazanı medya organlarının kimi yerlerde daha önce alınan yüzde 5-10’luk oy oranının yüzde 15-20 olmasını “iktidar oylarını yüzde iki yüz- üç yüz arttırdı” biçiminde sunması, aslında nasıl pespaye bir durumun içine düştüklerinin itirafıdır. 

Hatırlayalım, referandumdan önce Erdoğan’ın bir AKP toplantısında Diyarbakır’daki ‘evet’ oranının yüzde 35-39 arasında olduğu ifade edilince “Bu iyi mi şimdi” diye tepki gösterdiği ve bu kentlere daha fazla ağırlık verilmesini istediği belirtilmişti. Ama şimdi aynı Erdoğan, bu referandumu aynı zamanda Kürt hareketiyle bir hesaplaşma olarak gördüğü için Diyarbakır’daki yüzde 32’lik ‘evet’ten bir ‘zafer’ yaratmaya çalışıyor!

Nihayetinde Kürt coğrafyasında ‘evet’ oylarının AKP’nin 1Kasım seçimlerinde aldığı oydan yaklaşık 450 bin fazla çıkması üzerinden bir gürültü koparılmaya çalışılıyor. Erdoğan’dan Altan Tan’a varana kadar geniş çevreler “Kürtlerin Erdoğan’ı desteklediği ya da kurtardığı” söylemleri üzerinden propaganda yapıyor.

Şimdi bu iddianın gerçeği ne kadar ifade ettiğini tartışmaya geçebiliriz.

Öncelikle şunu söyleyelim: Bu referandumun ülke tarihinin en şaibeli seçimlerinden biri olduğunu ve dolayısıyla sonuçlarının meşru olmadığını sadece ‘hayır’ oyu kullananlar değil, ‘evet’ oyu verenlerin azımsanmayacak bir kesimi de kabul ediyor. Burada kimi sandıklardan seçmen sayısından daha fazla ‘evet’ oyu çıkmasına varan sistematik seçim hileleri üzerinde durmayacağız. Açıktır ki, YSK bugün aldığı kararlarla ve göz yumduğu hilelerle ülkenin en güvenilmez kurumlarının başında yer alıyor.

Peki, sizce bu seçim hileleri en çok nerede yapılmıştır ya da yapılabilmiştir?

Düşünün ki, Kürt hareketinin sadece parti eş genel başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları tutuklanmamış; kimi il ve ilçelerde HDP ve DBP’nin dışarıda tek bir yöneticisi bile bırakılmamış. Seçimlerde hemen bütün illerde HDP’nin müşahit-gözlemci olarak atadığı birçok görevli YSK tarafından reddedilmiş. Özellikle kırsal alandaki sandıklar korucu köylerine (Mesela Lice’de 53 köyün sandıkları 6 korucu köyüne taşınmış) taşınarak ve köylüler üzerinde baskı kurularak iradelerini sandığa yansıtmaları engellenmiş- ki kırsal alanlarda ‘evet’ oyunun daha fazla çıkmasının “kerameti” devletin ‘oy güvenliği’ adı altında sandık taşıma başta olmak üzere gündeme getirdiği bu hukuksuz uygulamalarda aranmalıdır. Ve bütün bu yerleşim yerleri OHAL öncesinden başlayarak yaklaşık 2 yıldır adeta birer açık cezaevi gibi kuşatma altında. Evet, CHP’nin hemen hiç bulunmadığı, AKP-Erdoğan iktidarının tek rakibinin HDP/DBP olduğu ve iktidarın rakibini saf dışı bırakmak için bütün yolları denediği bir coğrafyadan söz ediyoruz. İşte çoğu yerde sandıkları denetleyebilecek hiç kimsenin bırakılmadığı böylesi koşullarda mesela15 Temmuz’dan bu yana HDP/DBP’nin iki yüzden fazla yöneticisinin tutuklandığı Urfa’da DBP’nin belediyeyi kazandığı Viranşehir gibi bir ilçenin köylerindeki 60 sandıktan 13 bin 67 ‘evet’ ve sadece 58 ‘hayır’ -sandık başına 1 bile değil!- oyu çıkıyor. 

Bu tablonun diğer tarafında ise, Kürt kentlerindeki çatışmalı süreçte göç etmek zorunda kalanların da aralarında yer aldığı olağanüstü baskı koşulları nedeniyle oy kullanamayan azımsanmayacak bir kitlenin varlığıdır. Mesela Diyarbakır’da 1 Kasım seçimlerine göre sandığa gitme/gidebilme oranı yüzde 4 düşmüştür (1 Kasım’da yüzde 84 ve referandumda yüzde 80) -ki bu yüzde 4 referandumda alınan yüzde 68’lik ‘hayır’  oyuna eklendiğinde HDP’nin 1 Kasım’da aldığı oy oranı yakalanmış olmaktadır.

Evet, bu tabloyu bir daha düşünün ve siz karar verin: Seçim hileleri en çok nerede yapılmış ya da yapılabilmiştir?

İşte bunca baskı, dayatma, engelleme ve hileye rağmen Kürt halkı referandumda ‘hayır’ diyerek dikta rejimine ve savaş politikalarına karşı demokrasi ve barış taleplerinin arkasında kararlıca durmuştur. Ve elbette böylesi bir tabloda CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun HDP ve Kürt halkına referandumda ortaya koydukları bu kararlı tutumdan dolayı teşekkür etmesi anlamlı ve önemlidir. Çünkü bu ülkede ‘tek adam rejimi’ne karşı demokrasi, barış ve insanca yaşam isteyenlerin bu gerçekliği görmezden gelerek ilerleme şansı yoktur.

www.evrensel.net