Büyük harfle HAYIR


09 Nisan 2017 05:47

Gittikçe daralan kapılardan geçiyoruz baharın sokaklarına çıkmak için. Korkunun koltuğunda oturan saltanat, gün geçtikçe daha bir çemkiriyor yüzümüze. Olmadık soruların ayrıntısını kurcalamaya gerek yok; olana soru sorduğumuzda çıkıyor bütün yalınlığıyla ortaya gerçek. Telaşla, karmaşa ve yalanla içimizde birikeni yok saymaya çalışıyor, bunu dile getirecek olsak en tehditkâr sesiyle meydanlarda yuhalatıyor sevincimizi.
Anlamaya çalıştıkça çetrefilleşiyor söz. Geriye dönüp baktığımızda, geriye kalan zamanın tutanaklarını okuyup öncenin anahtarıyla kapıları zorladığımızda “ne istedi de yapamadı?” sorusu gelip dikiliyor gerçeğin karşısına. Şiire danışıyoruz mecburen. Gittikçe kirlenen bu saçmalığa yanıt vermek için uzun uzadıya söze giriyor Cemal Süreya.

Hükümet
Bu hükümet
Pir Sultan’a pasaport vermiyor,
Onu anladık.
Yunus Emre’ye de 
Basın kartı vermiyor,
Onu da anladık.
Ama bu hükümet
Ferman çıkarmış
Karacaoğlan’ı
Otobüse bindirmiyor.

Ne kadar tanıdık. Gönderdiğimiz kitaplar, yazdığımız mektuplar ve kartlar eline ulaşmadığı için Turhan Günay da Cemal Süreya ile aynı fikirdedir.

Büyük harfle itiraz etmenin ne çok gerekçesi var oysaki. Dinmeyen rüzgâra karşı yürüyoruz. Başakların boynu eğilmesin diye belki. Buzdolabında çocuk cesetlerinin ne işi var diye sormak için, hayır. Yerlebir edilmiş kentlerden geriye kalan nedir? Bir gecede çıkarılan kararnamelerle nasıl olur da kapatılır dergiler, yayınevleri ve bütün bu sarmalda işinden edilen onca akademisyenin imzasını nereye koymalı? Burada başka bir anlamı çoğaltıyor konuşmak da susmak da. Başka bir sesin elinden tutuyor Behçet Necatigil’in “Çoğul” adlı şiirinde susmak:

Susmak kalemdir, sesleniyorsunuz, peki-
Nedir bu gürültü duymuyor muyum?
Beni gene bir yere götürmek istiyorlar
Bilseler bölmeleri—

Susmanın kalem olduğunu yazmış şair. Kalemin sesinde susmanın mürekkebiyle kundaklıyor devlet “hayır”a dair her ayrıntıyı. Adliye koridorlarında bacağı kırılan bir avukat da yanıt verebilir içimizde birikenlere, susmanın cumartesileri de cezaevi kapılarında tuttuğumuz nöbetler de…
.  .  .
Tek seçenekli bir referandumu oylayacakmış gibiyiz. Bunun için referandum yapmaya bile gerek olmadığını iddia etseler başları ağrımayacak hani. Sokaklar, caddeler, şehirlerarası yollar, toplu taşıma araçları, kale burçları, reklam panoları, meydanlar ve daha aklınıza gelebilecek her yer “evet” kuşatması altında. Yandaş ve havuz medyasının ekranları, sayfaları, internet portalları, parayla tutulmuş klavye kullanıcıları, troller, durumdan vazife çıkaran kaymakamlar, valiler her yerde ve her ağızda bir “evet” kampanyası sürüyor. “Hayır” sesi çıkmasın diye ara sokaklarda köpek sürüleri salınıyor kadınların üstüne. Palasını çekip “hayır” diyenlerden öç almak için koşanlar devletin “düşünce özgürlüğüne” sığınıyor; ama gazetecilerin hapiste olmasını açıklayamıyor hiçbir adalet bakanı. 

Yaprak dergisinin 15 Kasım 1949 tarihinde, 14. sayısında Jacquez Prevert’in “Sıkıntılı Bahis” adlı şiirini çevirmiş Oktay Rifat:

Blaise Pascal adında biri
Tatara titiri

Sonra dönüp Türkçeye uyarlamış şiiri. Gazetedeki köşesinden olan biteni ihbar etmeyi kendine görev bilen bir yazara getirmiş sözü. 

Peyami Safa adında biri
Tatara titiri

Oktay Rifat’ın bu çevirisinde ya da uyarlamasında adı geçen kişinin yerine kimi koyacak olursak olalım “tatara titiri” değişmez, “Sıkıntılı Bahis” devam ettirir varlığını. Son çare ekranda ağlayan bir adamın çaresizliği çıkar karşımıza; ama o adam değil midir ki bütün iktidarı kendisine istemesine rağmen Yunus Emre’ye basın kartı verilmesini zırt diye bir KHK ile engellemenin peşindedir.

Ne muhalefet olmaya tahammülü var iktidar edenlerin ne de muhalefete. Önümüzdeki günlerde Ayasofya’da namaz kılmayacaklarını kim iddia edebilir? Sürüklendikleri çaresizlikle sadece kendilerini değil, bütün bir Türkiye’yi aynı çıkmaza sokma çabasındalar. Kendi varlık nedenlerini hepimizin varlık nedenlerinin üstünde gördükleri muhakkak.

Hayır demek yetmez artık. “Yetmez ama Hayır!” demek ise gülünç olmanın ötesinde bir tablo. Sokağa çıkmadan önce yanımıza  “Hayır”lar almalı ve tanıdık tanımadık herkese armağan etmeliyiz. Büyük harfle itiraz etme hakkımızı kim elimizden alabilir, ne hakla?

www.evrensel.net