200 yıllık bir kavga


05 Nisan 2017 05:00
Cropy

Allonsenfants de la Patrie,
Le jour de gloireestarrivé !
Contrenous de la tyrannie,

Şeyh Bedrettin’den bu yana bu coğrafyanın halkları tiranlığa birlikte karşı koydu. Sonunda tiranlık galip çıksa da direniş ruhu bu coğrafyada asla sönmedi.

Bu coğrafyanın halkların anayasa kavgası, tiranlık karşısında halkların ilk zaferi olan İhtilal-i Kebir’den, yani büyük Fransız devriminden hemen sonra başladı.

Vlah kökenli bir Rum olan ve yoldaşları arasında Türkler dahil her milliyetten insan bulunan Velestinli Rigas, Osmanlı sultanlarının tiranlığına karşı ilk anayasa metnini ihtilalden hemen 9 yıl sonra yazdı. Bastırdığı anayasa metnini kaçak olarak Osmanlı diyarına sokmaya çalışırken, karşı devrimci, monarşist Avusturya imparatorluk makamlarınca Trieste kentinde tutuklanıp Osmanlı makamlarına teslim edildi.

Belgrad Kalesi’nde 45 gün işkence altında tutulduktan sonra idam edildi.

Bu toprakların tiranları oldum olası kelle almayı çok sever. İdam saplantısı, oradan gelir, sadece şeriattan değil!

Ama anayasa kavgası bitmedi Rigas’tan70 küsür yıl sonra, tiran Abdülaziz’in hal’edilmesinden sonra ilk 1876 Anayasası’nın metni, Genç Osmanlılar denen ilk aydınlanma kuşağı yanında farklı milliyetlerden Krikor Odyan gibi aydınların da katılımı ile yazıldı.

18 Mart 1877’de çalışmalarına başlayan ve 115 üyeden oluşan meclisin 69 üyesi Müslüman, 46 üyesi gayrimüslim iken, imparatorluk içine yayılmış çeşitli etnik gruplardan (Türk, Arap, Kürt, Laz, Ulah, Arnavut, Boşnak, Rum, Ermeni, Bulgar, Yahudi vb.) oluşmaktaydı. Anayasa sözü ile başa geçen Abdülhamit, savaşı bahane ederek, meclisi 28 Haziran 1877’de dağıttı.

Bu anayasa sonucunda oluşan ilk meclis ve senato farklı milliyetlerin en fazla temsil edildiği örnek oldular modernleşme tarihimizde.

Ama bu meclisin ömrü bir yıl oldu. İlk anayasa katili, Kızıl Sultan Abdülhamit tarafından 40 yıl askıya alındı parlamento.

Şimdi yeni sultan adayımızın da hayali bu! Ülkeyi 40 yıl karanlığa mahkum etmek. O da parlamentoyu askıya almak için savaşı bahane ediyor.

Anayasalaşma çabası o zamanın büyük güçlerinin de hoşuna gitmedi.

Çünkü halkların ortak iradesi ile oluşacak bir siyasal yapılanma onların böl ve yut politikası önünde engel olacaktı. Ayrıca Rus Çarlığı gibi tiranlıklar için de tehlikeli bir örnek olacaktı.

1848 devrimi yenilgiye uğrasa bile, monarşik rejimleri anayasal sisteme geçişe zorladı. Rus Çarlığının ancak 1905 devriminin zorlaması ile 1906 yılında ilk Duma’yı açtığı hatırlanacak olursa, hiç de geç bir tarih değil. Monarşizmin baş şampiyonu Avusturya anayasal sisteme ancak 1861 de geçip Reichsrat’ı açtı. İsveç krallığının Riksdag’ını açma tarihi ise 1865. Yani Osmanlıdan sadece 12 yıl önce!

Yeni Türkiye’nin dizilerinin kahramanı Abdülhamit ise, ülkeyi bir hafiyeler, muhbirler diyarına dönüştürdü bugünkü gibi.

Osmanlı diyarının birçok halkı ve ülkesi en çok onun zamanında büyük güçler tarafından sömürgeleştirildi.

İkinci anayasa deneyimi de halkların ortak iradesi sonucu gerçekleşti.

1908 Meşruti Devrimi, farklı milliyetlerden devrimci örgütlerin 1907 yılında kurduğu ittifak sonucu başarıya ulaştı, ama yine tamamlanmamış bir devrim olarak kaldı.

Büyük güçler bu deneyime de destek vermedi. Çünkü halkların ortak iradesini yansıtan bir meclisin güç kazanması, onların böl yönet taktiğini engelleyebilirdi. Demokratikleşmeye şans tanımadılar. 

Farklı milliyetlerden devrimciler ve aydınlar, 1877 meclisine oranla daha az temsil edilebilmelerine karşın, 1908 sonrası II. meşrutiyet meclisinde temel hakları ve demokratikleşme reformlarını en canla başla savunanlar arasında Zohrab, Vlahof, Pastırmacıyan, Nazaret Dağavaryan, Pastırmacıyan gibi isimler yer aldı.

Ancak bu kez anayasa katili olma sırası İttihatçılardaydı.

Abdülhamit’in kıyım geleneğini de devir aldılar. Hatta onu geçmekle, nihai çözümle övündüler. Ve yine Kızıl Sultan gibi, dinsel fanatizmi halkları ezmek için kullandılar.

Daha sonra 1950 seçimlerinde Türkiye halkları tiranlığa karşı bir kez daha HAYIR ARTIK YETER dedi.

Ermeni’si, Kürt’ü, Rum’u, Yahudi’si, köylüsü işçisi oyunu “demokrat”lara verdi. 

Bu kez, halklara ve demokratikleşmeye ihanet sırası onlardaydı. 1955 eylül programı ile “teşekkür” ettiler kendilerine destek veren halklara.

1961 Anayasası biraz demokrasiye kapı aralayınca, farklı milliyetlerden, toplumlardan insanlar Türkiye İşçi Partisinin altında birleşti.

Paşalar, “Elbise bol geldi” dedi, darbe yaptı, TİP’i kapattı. Anayasa katili olma sırası onlardaydı. Ha bire elbiseyi daralttıkça daralttılar.

Türkiye’de solun güçlenmesi, yeni büyük güçleri rahatsız etmişti. Onlar da demokrasi özürlü Türkiye’yi kendi sistemlerine dahil ettiler. Eleştirilerini de, bir çeşit Ankara’dan bir şeyler tırtıklama aracına dönüştürdüler.

1991 seçimlerine demokratikleşme vaatleri ile giren Demirel-İnönü ikilisi de ihanet edip, militarizme teslim oldular, “kirli savaşın” önünü açarak “teşekkür” ettiler.

7 Haziran 2015 seçimleri de aslında farklı halkların ve grupların bir araya geldiği bir çeşit demokratik devrim örneği idi.

Ve tiran adayının dizini kırdı. Onu korkuttu. Bu kadar zulme yönelmesinin nedeni bu. Ve Kızıl Sultan’ın korkusu ile eş değer.

“Barış sürecinden ne kazandım ki” diyen yeni sultan adayımız da, Kürt kentlerini yerle bir ederek “teşekkür” etti, kendine oy veren Kürtlere.

Şimdi gidilen anayasa reformu aslında 200 yıllık bir kavganın bir dönüm noktası olacak.

Fransız devriminin 200. yılında Sosyalizmin, Rosa Luxemburg’un yorumuyla “demokrasi özürlü” örneği Sovyet modeli çöktü.

Bundan 10 küsür yıl sonra, demokrasi özürlü Türkiye modernleşme modeli 2000’lerin başında zaten çökme vaziyetine girdi. “Reis”in önünü açan da bu oldu.

Anayasa halk oylaması ile de 150 yıl önceki tiranlık sistemine dönüp dönmeyeceğimiz belirlenecek bir yerde.

Ve bu zorlu bir kavga olacak. Ya 2023 yılına kadar İslam Cumhuriyeti ilan olunacak, ya da gerçek bir demokratikleşmenin temelleri atılacak.

Bunun için şu anda 1908’de, 1950’de olduğu gibi “Artık Yeter!”, HAYIR demek son derece önemli.

Bu basit bir RTE meselesi değil, 200 yıllık bir kavganın nihai sonucunu almak.

Bunun güvencesi ise, 200 yıldır bu ülkede dinmeyen direnme ruhu, özgürlük arayışı. Şeyh Bedrettinler, Rigaslar, Odyan’lar, Namık Kemaller, Avram Benarayolar, Zohrablar, Vlahoflar, Tevfik Fikretler, Pastırmacıyanlar, Vertkesler, Papazyanlar, Mustafa Suphiler, Sabahattin Aliler, Kemal Türklerler, Mahir Çayanlar, Denizler, Kaypakkayalar ve halkların kardeşliği uğruna  yaşamını veren Sema Yüce ve Sakine Cansızlar ve nice adı sayılamayacak devrimciler.

www.evrensel.net

Kitapsızlar

27 Mayıs 2017 04:51

Üçüncü torba açıldı

17 Mayıs 2017 05:00

Tarihin şamarını yemedikçe

09 Mayıs 2017 04:15

Taksim işgal altında

02 Mayıs 2017 04:51

Canavarın kalbinde*

25 Nisan 2017 05:00

Atı alan

18 Nisan 2017 04:32

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.