Hayır mevsimi


26 Mart 2017 05:00

Tortusu sabaha kalmış bir düş gibi, öyle kendi halinde ve öyle dışa dönük. Beklenmedik bir anda, olmadık bir yerde, aniden ve insafsızca insanın karşısına çıkıyor dizeler. Söz düğümünü çözüyor. Baharı doğurmak için buğulanan doğa güneşin ve yeşilin sesiyle doğruluyor. Mahmut Temizyürek giriyor araya ve bir tırpanın nefesiyle soruyor:

Kime işçiyim, asırlar, ya kime nefer
Bir elim başakta, bir elim pusatta

Zaman kendi ritminde devam ediyor döngüsüne. Daha çok özlüyoruz Sennur Sezer’i. Nâzım bir isyan için açılmış gül yaprakları. Uzağa gittikçe yakınlaşıyor, biz ona yaklaştıkça yüzünde çocuklar gülüyor Neruda’nın. Son sürgününden yeni döndü Ritsos. Geçici körlük yaşamıştı işkencede. Şiir yazması için, köylülerin deniz kıyısına yaptığı beton sandalyesine oturup göğü çekiyor içine.

Ne kadar geçti son Eylül’ün üstünden? Sararmış mevsimler boyu yalnızlaşan bu ülkede, su berraklığında yaşayacağımız günlerin özlemi “HAYIR”la adlandırıyor kendisini bu mevsim. İtiraz etmek ve nedenlerimizi çoğaltmak için cebimizdeki jetonla Ahmet Erhan’ı aramaya koşuyoruz telefon kulübesine. Yorgun sesi dinçleşiyor, Akdeniz’den armağan bir gururla sesleniyor öte yakadan: 

Hayır hayır hayır hayır
Gökyüzünde bir çapak gibi duruyorken güneş
Evlerde oturmak bana göre değil

Sokağa çıkan öfkenin ve coşkunun ellerinde çoğalıyor hayat. Başaklara değen yel müziğin odalarına yayılıyor. Notalar da dizeler kadar aynı mevsimin ısrarında. Onaylamak için ikna olmanın bütün nedenlerini köpürtsek de mümkünü yok. “Bir çil horozun sesine gömülürüm” dizesi gelip karşımıza dikiliyor Metin Altıok’un. Başka bir şehirde yaşamanın ve ölmenin eflatun imkânsızlığından bahsediyor Behçet Aysan. İtirazı önemsiyoruz, karşı gelmeyi ve zeytinin insana sunduklarını. 

Gülten Akın giriyor söze; önüne dökülen saçlarını rüzgâra savuruyor ve inanılmaz önem katıyor beyaza:

Belki yalnızca üç belki üç bin yıl
Seni yürüyorum ayaklarımla
Donuk karsı önemli beyazlıktan

Neyi çağlıyoruz, neyi çoğaltıyoruz sorusunun yanıtını Sur’a sormak lazım belki. Daha geçen gün sokak ortasında vuruldu; çantasından defter, kalem ve şiir kitabı çıktı. Newroz’un sabahına bir demet papatya armağan etmek istiyordu belki de, serin ırmakların köpüğünü, dağların doruklarında eksilmeyen kar ışıltısını armağan etmek istiyordu halkına. Ömrü yetmeyen Kemal Kurtul’a sormak lazım. Bir mektubun ilk satırı gibi dokunuyor insanın kalbine. Belki cezaevinden gelmiştir, nice yılın voltasında birikmiştir sözcükler, belki uzağa gitmek zorunda kalan bir dostun nedenleri çoğalıyordur satırlarda.

Siz bu satırları okurken, Lefkoşa’daki evinde bir oğul rahatlığıyla konaklıyor olacağım Fikret Demirağ sevecen sesiyle Kemal Kurtul adına soruyor:

Kardeşim, işte gene geldi yaz, yüreğin yazın mektubunu aldı mı,
işte yaz geldi gene, kardeşim, barışı ne zaman yapacağız,
ne zaman barışacağız önce kendi kendimizle sonra birbirimizle,
ne zaman gidip gelecek sevgi suları aramızda, işte gene yaz geldi,
barış buğdayını ne zaman ekeceğiz, yüreklerimiz ne zaman konuşacak,

İlhan Sami Çomak yanıt verebilir bu sorulara belki. Tonguç Ok yanıt vermekle kalmaz birçok dile çevirir içimizdekini. Necip Baysal resmini çizer, Dursun Yaman ise Ahmet Say’la bir araya gelip çocuklar için notalarını yazar “Hayır”ın. Bin selam olsun.

Bir kıyıdan bir kıyıya, bir ovadan serinliğine dağların; kekik kokusuyla ve şelaleden yayılan damlaların sesiyle, dev kazanından ya da kentin meydanlarından doğrulup ses vermenin bütün nedenleri çiçek açıyor erik ağaçlarında. Nasıl ki içinde saklamıyorsa kokusunu ve rengini çiçekler, öyle işte. 

Utancı değil, onuru temsilen  hayatı savunanlar yeni bir mevsimin, “Hayır mevsimi”nin meyvelerini toplamak için uzanacak ağaç dallarına. Parklarda çocukların ve yaşlıların ayak sesleri… Bardağı taşırmakla kalmayan, şaşkınlık veren bir damla gibi evet.

Geçen  haftaki “Değinmeler”inde ne de güzel yazmış ustamız Adnan Özyalçıner: “Denizler dalgalanmadan durulmazmış. Bu bir şarkı sözü. Denizleri dalgalandıran çalkantıdır. Çalkantıların yarattığı küçük dalgaları, büyük dalgalar izler. Asıl büyük dalga geçip gittikten sonra –atlatıldıktan sonra mı demeliydim- deniz durulur, durulacaktır.”

www.evrensel.net