19 Mart 2017 09:45

Süleyman Turan: Ressam ve mizahçı bir aktör

Paylaş

Sinema dünyasında on parmağında on marifet olan çok yönlü sanatçılarımız vardır. Onlar genellikle mütevazıdırlar, kendilerinden söz etmeyi sevmezler. Çoğu, kendisiyle ilgili fazla konuşmaz, yaptıkları işlerle var olmak isterler. Çok yönlü sinemacılara örnek olarak hemen aklımıza gelen Orhan Arıburnu, İhsan Yüce, Sadri Alışık, Fikret Hakan, Yılmaz Güney, Bülent Oran gibi isimleri sayabiliriz. Onlar oyunculuklarının yanı sıra mizahçıdırlar, ressam, şair, öykü, roman ve senaryo yazarıdırlar. Süleyman Turan da çok yönlü sinema oyuncularımızdan biridir. Sinema ve tiyatro oyunculuğunun dışında ressam, çizgi-romancı ve mizahçıdır.

Belki de birçoğumuz onun oyunculuk dışındaki becerilerinden, yeteneklerinden, örneğin onun mizahçılığından, ressamlığından haberdar değiliz. Çünkü o da, üreten birçok sanatçı gibi mütevazı ve kendinden söz etmeyi pek sevmiyor. Birçoğumuz yıllardır gazetelerde Süleyman Turan imzasıyla tefrika edilen çizgi-romanların çizerinin sinema oyuncusu Süleyman Turan olduğunu, izlediğimiz birçok filmde senaryonun ve geçmiş yıllarda severek izlediğimiz “Zeki-Metince” dizisinde bazı skeçlerin ona ait olduğunu bilmiyoruzdur.

“Bazı şeylerin çok detaylı anlatılması gerekmiyor, başlıklar halinde kısaca yazarsınız” diyerek tevazu gösteriyordu. Sinema öncesi de ilginç bir yaşamı vardır Süleyman Turan’ın. Dikkat Kan Aranıyor filmindeki ve diğer birçok filmindeki iyi oyunculuğuyla “yıldız sisteminin” yıldızı değilse de halkın gözünde hep yıldız oldu.

Asıl adı Süleyman Başturan. Bir filminde Başturan yazılır afişlere. Kemal filmin yapım görevlisi Adnan İrkut, soyadının uzun olduğunu söyler, kısaltırlar Süleyman Turan olur. 1937 yılında doğan Süleyman Turan, Kadıköylü olmakla övündüğünü söylüyor. “Bir ayrıcalık gibi geliyor bana Kadıköylü olmak. İstanbul’da böyle semtler vardır. Gariptir oraları hep sanatçı yetiştiren muhitler gibidir. Kadıköy kocaman bir dünyaydı, bu tarafı, İstanbul tarafını pek bilmezdik. Ben üniversiteye başlayana kadar gerçekten bilmiyordum. Haydarpaşa Lisesi’nde okudum. İzzet’le (Günay) aynı sınıftaydık. Göksel (Arsoy) vardı aynı okulda. Yine aynı okulda kader birliği yaptığım bir arkadaşım daha vardı, Tunç Oral. Biz ona ‘Çakır’ deriz. Üstelik o benim gençlik dönemimde birlikte çok hızlı, bir takım maceralara girdiğimiz bir arkadaşım. Sonra geldik sinemada buluştuk. Ondan sonra üniversite macerası başladı. İstanbul Üniversitesi İngiliz Filolojisi’nde okudum. Çizgiyle uğraşıyordum o sıralar, resim yapıyordum. Sonra yedek subaylık girdi araya.”

Askerlik sonrası Türkiye’ye dönen grupla dönmez. Bir süre daha oralarda kalmak, dünyayı dolaşmak istiyordur. “Bizim grupla birlikte dönmedim. Bu da benim oralarda Japonya’da, Amerika’da, Almanya’da, Azor Adaları’nda çok uzun bir süre daha dolaşmamı sağladı. Sonra geldim, bir iki defa da ‘parasız nasıl gidilir’i denedim. Onu da yaptım sonra. İlkinde param vardı. İkincisinde bir gofret alınca bitecek kadar param vardı ama oldu, gittim, geldim. Asla dürüstlükten şaşmadım, ufacık ufacık esprilerle, şirinliklerle götürdüm, keyifliydi. Her şeyi parayla halletmekten daha keyifliydi. Bunların hepsi 1963’ten önceydi. Sonra döndüm. İnsanın içinde hep farklı şeyler yapmaya zorlayan bir potansiyeli var. Bu potansiyelin, ait olduğu yere kanalize edilmesi gerekiyor. Onun arayışı içinde oldum. Bu sanat olur diye düşünüyordum, creative bir şey yani. Bir şeyler üretmek gerekiyor. Sonra resim çalışmalarımı profesyonel hale getirdim. Ondan sonra 1962’de de tiyatro serüveni başladı.”

Tiyatroya başlama serüveni de ilginçtir Süleyman Turan’ın. Ünlü tiyatro oyuncusu Saim Alpago özel bir tiyatro kurmuştur. Selim Naşit, Altan Karındaş, Erdoğan Sıcak, Gürdal Onur, Üner İlsever, Tülin Oral gibi oyuncular vardır ekipte. “Ben de Gürdal’ın iyi arkadaşıyım. Gidiyorum, geliyorum kulise, meraklıyım da. Bir oyun oynuyorlar, ben onu seyrederken ezberledim falan. Bir gün Selim Naşit gelmedi. Saim Bey beni yakaladı ve sahneye atıverdi. İnanılır gibi değildi, korkunç bir şey. Ondan sonra tiyatro başladı.”

Tiyatro bir taraftan devam ederken aklı sinemadadır Süleyman Turan’ın. Sinemaya merakı vardır, başlamak içinse yollar muhteliftir. “Şöyle olabilir; tanıdığınız biri sizin elinizden tutar, herhangi bir sete götürür, bir sayın bay yönetmenle tanıştırır. Ondan sonra... Bir başka yoldan girmek daha cazip diye düşündüm. Ses dergisi yarışmalar düzenliyordu. Tabii benim girmem, derginin düzenlediği yarışmanın amacına asla uygun değil. Çünkü onlar bir tane son derece yakışıklı bir beyefendi ile son derece güzel bir hanımefendi arıyorlar. Bende yanlış anlaşılma korkusu hep vardır. Onun için de not yazmıştım müracaat ederken, ‘bunun sinemaya girmek için nezih, doğru dürüst bir yol olduğunu düşünüyorum’ diye. Sonra birilerinin dikkatini çekmişim, daha çok da Osman Seden’in. İlk şansı Osman ağabey tanıdı bana, Sayın Bayan filminde.

Sayın Bayan filmindeki rolü çok küçüktür Süleyman Turan’ın. Kendi deyimiyle “rüzgâr gibi geçtiyi” oynamıştır, kameraya alışmak adına. Türkan Şoray, Tamer Yiğit, Ayten Çankaya gibi oyuncular vardır filmde. “Sonra Koçum Benim filminde Ayhan (Işık) ağabeyle oynadık. O dolu dolu, koskocaman bir roldü.” Süleyman Turan’ın iki tane de ödülü vardır, Yarın Son Gündür filmiyle 3. Adana Film Festivali’nde (1971), Güllü filmiyle de 9. Antalya Film Şenliği’nde (1972), en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülü alır. Yarın Son Gündür filminde Yılmaz Güney’le oynar. “Bir de o yıl benim çok başarılı olduğumun söylendiği bir film daha vardı, Dikkat Kan Aranıyor. Temel Gürsu’nun çektiği başarılı bir filmdi. Ertem Eğilmez koskoca bir projeyi Temel’e verdi, ona o kadar güvendi. Ekrem Bora’nın bence en güzel rollerinden biriydi. Münir Özkul öyle, herkes çok iyiydi filmde. O filmden benim ödül almam bekleniyordu fakat hangi nedenle bilmiyorum, o yarışmaya sokulmadı. Yarın Son Gündür filmiyle ödül verdiler.”

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa