Kıskanılan Türkiye'den işsizlik manzaraları


17 Mart 2017 05:00

Medyadan anlaşılan o ki güçlü Türkiye’ye dönük uluslararası kıskançlık son dönem zirve yaptı.  Yollar, köprüler, tüneller derken bir de listeye havaalanı eklenince Avrupalılar zıvanadan çıktı. Yalnız bir diğer detay kafa karıştırıyor. Güçlü Türkiye’nin en önemli silahı ülkeyi terk etmek için fırsat kollayan mültecilere kapıları açmak. Kaçmak istedikleri yer neresi? “Irkçı”ve “Müslüman düşmanı” Avrupa. Buradan baktığımızda memleket Avrupa’nın parasıyla finanse edilmek istenen dev bir mülteci hapishanesi dönüşmüş durumda. Kapı açıldığı takdirde bunca insanın ülkeyi terk etmeye can atması siyasetçileri pek düşündürmüyor. Aksine bu gerçekle böbürleniyorlar. 

Madem biz kıskanılacak kadar iyiyiz bu insanlar neden kaçmak istiyor? Kendi vatandaşına refah sunamayan bir ülke mülteciye sefaletten başka ne sunabilir? 

Son açıklanan rakamlar işsizliğin son yedi yılın zirvesine tırmandığını gösteriyor. Krizden çıkmaya çabalayan ABD ekonomisinde işsizlik yüzde 4.7, resesyonun en şiddetli yaşandığı 2009 senesindeki zirvesi ise yüzde 10.2 idi. Bizim kıskanılan halimizde bile  yüzde 12.7’ye varmış durumda. Tarım dışı işsizlik yüzde 14.9. Genç nüfus işsizliği ise yüzde 24 seviyesinde. Bu arada işgücüne katılım oranının halen yüzde 51.6 ile OECD ülkelerinin en altında bulunduğunu da ekleyelim. Bunun temel nedeni ise kadın nüfusun büyük ölçüde işgücü dışında kalması.

İşsizlik meselesi öyle Batı’da tartışıldığı gibi eğitimi yaygınlaştırmakla da çözülecek gibi değil. Zira Batı ülkelerinde eğitim seviyesi yükseldikçe işsizlik oranı gerilerken bizde durum farklı. ABD’de Çalışma Bakanlığının son olarak yayımladığı 2015 yılına ait istatistiklere göre lise altı okul mezunlarında yüzde 8 olan işsizlik oranı üniversite mezunlarında yüzde 2.8, doktora sahiplerinde ise yüzde yüzde 1.7 seviyesinde seyrediyor.

Bizde ise 2016 yılının ikinci çeyreğinde yayımlanan “gençlerin işgücü piyasasına geçişi araştırmasına” baktığımızda üniversite mezunları arasında işsizlik oranının yüzde 13.3, her hangi bir okul bitirmeyenlerde yüzde 12.5, lise altı okul mezunlarında yüzde 12.2 olduğu görülüyor. Ankette doktora sahipleri için ayrı bir istatistik yok ama son dönemde üniversitelerde yaşanan toplu işten çıkarmalarla bu grup içinde de işsizlik oranının (en azından artık) oldukça yüksek olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz.

Elbette bu durum kısmen işgücüne katılım oranının yüksek öğrenim mezunlarında daha yüksek olmasıyla da açıklanmaya çalışılabilir. Ama unutmamak lazım ki burada da temel etkenlerin başında kadınların yüksek öğrenime erişiminin düşüklüğü geliyor. İlginç olan Türkiye’de yapılan PISA testlerinde tüm alanlarda düşük performans gösteren kızların oranının erkeklerin yarısından az olması. Kızlar daha az başarılı olduğu için değil toplumsal ve ekonomik nedenlerle eğitimin dışında bırakılıyor. Böylece “daha iyi” olan değil de imkanı olan eğitime erişiyor. Bu da işgücü piyasasında niteliğin daha da gerilemesine neden oluyor. Yüksekokul ya da fakülte mezunu olanların oranı erkeklerde yüzde 18 seviyesindeyken kadınlarda yüzde 13 seviyesinde kalıyor. İşgücüne katılım oranı ise erkeklerde yüzde 72 iken kadınlarda yüzde 32 seviyesinde seyrediyor. Bu durum alt eğitim gruplarında işgücüne katılım oranının çok düşük kalmasına yol açıyor. 

İşsizliğin eğitim kesitlerine göre dağılımına baktığımızda karşımıza çıkan manzara ülkenin uluslararası iş bölümündeki yerini de göstermesi açısından önemli. Hal böyle olunca mantar gibi üniversite açmak işsizliğe çare olmuyor. Aksine üniversiteli işsiz oranı büyüdüğü gibi eğitimin niteliği de hızla geriliyor. Diploma sahibi olmak ayırt edici özelliğini kaybediyor.  

Yani Avrupalılara diyeceğim o ki burada öyle pek kıskanılacak bir durum yok. Artık rahat bırakın bizi.

www.evrensel.net