Referanduma giderken


24 Şubat 2017 05:00

Ülke bu kez belki tarihinin en kritik oylaması için sandık başına gidiyor. Referandumlar yapısı itibariyle toplumlarda kutuplaşma yaratır ama böylesi ender görülmüştür. “Evet” cephesi yapılacak düzenlemelerin ayrıntılarına girmekten ziyade, daha sağlam bir ekonomi, daha etkin bir siyaset mekanizması ve daha güçlü bir Türkiye getireceğine vurgu yapıyor. İşin neden, niçin kısmına girmeye dahi zahmet etmiyor. Buradan bakıldığında Türkiye’nin önündeki bütün mesele, siyasi erkin kullanımına getirilen yasal sınırlamalar. Hani öyle ki, başkanlık ömür boyu olsa, babadan oğla geçse, şeklen duran parlamento yerine istişare meclisi kurulsa, gerek duyulduğunda toplansa ya da hiç toplanmasa, yargı doğrudan başkana bağlanıp siyasi iradeyle “tam uyum” içinde çalışsa mesele kökten çözülecek. Terör sıfırlanacak, ekonomi yol alacak. Her seçim döneminde telaffuz edilen ama bir türlü erişilemeyen istikrara kavuşulacak. 

“Evet” oyu vereceğini açıklayan vatandaşların bir bölümü ise bunun nedenini Fethullahçı cemaat yapılanması ve benzeri oluşumlara fırsat vermemek olarak ortaya koyuyorlar. Oysa iktidarın başlangıçtan yana kavgalı olduğu, günden güne işlevsizleştirdiği denetim mekanizmaları ve kurumsal yapı işleseydi, yargının, askerin, polisin tarafsızlığı korunsaydı tepedekilerin kandırılmasıyla devlet yapılanması bir cemaatin kontrolüne teslim olmazdı. İddia edilenin aksine bugün önerilen model tepedeki kişiyi kandırabildiğiniz sürece benzer yapılanmaların devleti ele geçirebilmesini kolaylaştırıyor. 

“Evet” cephesi içinde azımsanmayacak bir grup ise tercihlerini hayır verecek kesimin profilinin belirlediğini söylüyor. İktidar partisi tarafından sıkça dile getirilen bu argüman kısaca “PKK ve FETÖ hayır diyor, diğerleri de onların peşine takılmış gidiyor” şeklinde. Böylece hayır cephesi terör destekçisi olarak resmediliyor ve seçimlerde belirleyici rol oynayacak milliyetçi seçmen kazanılmaya çalışılıyor. Tutar mı derseniz, yakın zamanda Brexit referandumu ve Amerikan başkanlık seçimlerinde benzer şekilde karşıt oy tercihine sahip seçmenleri düşmanlaştırmaya dönük stratejilerin prim yaptığını gördük.  Kaldı ki, paketin içeriğini tartışmaktan ziyade etrafından dolaşan, güçlü Türkiye gibi hamasete dayalı söylemler destekçi kesimde ayrışmanın da önüne geçiyor. 

“Hayır” cephesi ise çok bileşenli ve dağınık. Yaklaşan rejim tehdidi karşısında asgari müştereklerde buluşma çabasından ziyade “hayır”ın nedenleri arasındaki farklılığa vurgu çabası ön plana çıkıyor. Bu durum çok parçalı yapı düşünüldüğünde elbette doğal karşılanabilir. Ama kendini ayrıştırmaya dönük söylem keskinleştikçe odak oylanacak anayasa değişikliğinden ziyade kimin kimle yan yana geldiğine kayıyor. Bu da kaçınılmaz olarak propaganda çalışmasını farklı muhalif kesimleri birbirine vurdurarak yürütmeye kararlı olan AKP’nin elini güçlendiriyor. Unutulmamalı ki, bu bir referandum, genel seçim değil. Dolayısıyla, “hayır” cephesi seçmene yeni bir toplum projesi vs. sunmak durumunda değil. Hayat görüşün, yaşam biçimin, gelecek tahayyülün farklı olabilir. Bunun pratikte hiçbir önemi yok. Zira, burada cevaplanacak soru ne istediğin değil, ne istemediğin. 

Gelelim referandumun olası sonuçlarına. Eğer “evet” çıkarsa süregelen tek adam rejimi yasal dayanaklarına kavuşacak. Kamudaki tasfiyeler, partizan kadrolaşma hız kesmeden sürecek. Giderek cılızlaşan muhalif sesler susturulacak. Cemaat kadrolaşması ya da Suriye iç savaşı örneklerinde olduğu gibi bedeli ödenmeden hatanın farkına varmak mümkün olmayacak. “Hayır” çıkması durumunda ise belki büyük bir değişim olmayacak. Ama siyasi iktidar yasal sınırlarına çekilmesi yönünde bir baskı hissedecek. Daha da önemlisi demokrasi cephesi moral kazanacak. Ortak kazanımlara odaklanacak yeni bir muhalefet biçimine alan yaratılacak. Çok değil belki ama yeni bir Türkiye arayışı açısından önemli bir başlangıç noktası olacak. 

www.evrensel.net