Bir ‘Hayır’cının portresi


19 Şubat 2017 07:30

Soyadı kanunu çıkmadan önce insanlar babasının adıyla edinirdi kimliğini: “Osmanoğlu Veli” gibi. Kütüğe de bu biçimde kaydedilirdi.. Osmanlı’dan kalma bir alışkanlıkla feodalizm bu durumu günlük yaşamda sürdüregeldi. Kimin çocuğu olduğu hakkında açıklama yapmak zorunda kalan herkes babasının adını verdi, dünden bugüne.

Kasabada şüphesiz arka planda, ev içlerinde ve yaşamın görünmeyen yüzündeydi kadınlar. Torun torba sahibi olmalarına karşın kayınbaba ya da kayınbiraderlerine “gelinlik eden” kadınlar olduğu ayrı bir gerçektir. Zira, ne aynı masada yemek yiyebilir, ne yanında çocuğunu sevebilir, ne sesli konuşabilirdi kayınbabasının yanında kadın. Yok hükmünde ve sessizce yaşayıp gitmek nesilden nesile aktarılmıştı kadınlar için.

Tabii bu toplamın bir yönünü daima sallantıda bırakan kadınlar oldu. Gönül isterdi ki dünya tarihine damgasını vurmuş bu kadınları tanıtıcı yazılar yazalım (Angela Davis gibi); ama bu yazıda, tenha bir kasabada yaşayan bir kadını konu edineceğiz. Kasaba yaşamıyla ilgili olduğu için bu isteğimizi başka yazılara erteleyip daha müstakil bir hayat süren, uzakta ve kar yangını yüzleriyle hayata bakan bir kadın hakkında olacak bu yazı. 

Süregelen ilişkiler ve alışkanlıklar toplamına karşı kendi kimliği ve tavrıyla karşı koyan, erkek egemen toplumda geri durmak yerine hayattaki yerini kabul ettiren kadınlardan birisi de Şaşo Hala’ydı, kasabada. Her şeyin ve tapu kayıtlarının ve evet nüfus idaresinin ve soyadı kanununun bile erkeğin yanında olduğu yerde ezberi bozmanın adımlarıyla çıkardı sokağa. Dudağının kenarında sararan filtresiz sigarasıyla kahvenin önünde oturup çayını yudumlar, “hanım ağa” edasıyla kamunun ezberini bozarak varlığını kabul ettirirdi. Durum böyle olunca onun çocuklarına “Şaşo’nun oğlu” ya da “Şaşo’nun kızı” denmesinde garipsenecek bir yan bulamadı insanlar. Geleneğin gidişatına çomak sokmak kolay mı?

Adını “Ortanın Solu”na yazdırmakla kalmayıp “Kıbrıs Çıkarması”nı yaptıktan sonra bir “umut insanı” olarak görülen Bülent Ecevit, çıktığı yurt gezilerinden birisinde kasabamıza da uğrar. İnsanların ortasında Bülent Ecevit’i gören Şaşo Hala gidip sarılır boynuna ve o meşhur cümlesini söyler: “Kurtar bizi kara oğlan!” O günden sonra “Kara Oğlan” olarak da anılır Bülent Ecevit. Hatta cenazesinde Ankara’ya kadar gider, protokolde katılır törene, Şaşo Hala. Gazetelerin ve televizyonların kendisinden uzun uzun bahsettiği bir zamandır bu.

Evi ilgilendiren herhangi bir mevzu için Şaşo Hala’yla iletişim kurmak zorundaydı ilgili kişi.  Omzuna kazma küreği atıp “ağır iş” görmüşlüğü de vardır, tarlada ekin toplamışlığı da, torununun saçlarını okşayarak okula bırakmışlığı da... Hatta çarşının ortasında ellerini beline koyup birisine bir şeyler anlatışı, anlatırken de restini çekip postasını koyduğu aklımdadır. Aklına yatmayana itiraz etmenin sesiydi. Değil mi ki 12 Eylül askeri darbesinin ardından, 7 Kasım 1982’de yapılan Anayasa referandumunda açıktan açığa “Hayır” oyu veren ve bunu gizlemeye gerek bile görmeyen nadir insanlardandı.

Çok eski zamanlarda evlerinin önünde bakkalı vardı, iki lise arasındaki bakkal öğrencilerin uğrak yeriydi adeta. Önünden geçerken uğrayıp bir şeyler almanın belki bir iki kelam etmenin mekânıydı. Oranın adı da “Şaşo’nun dükkânı”ydı, doğal olarak. Zaman o bakkalı da yendi, ne yazık. Şimdi önünden yol geçen koca bir boşluk orası.

Onun evinde hep fazla pişti yemek, misafir için aydınlığı  ve odası vardı her zaman. Zamanın sarkacında konaklamak zorunda olan insanlar önce onun güvenirliğine sığındı. Oğullarını kaybetmiş bütün annelerin direngenliği vardı onda da. Umudu çoğaltan bütün çocukları çocuğu kıldı daima. 

Hâlâ aynı kasabada “nereden nasıl geldim bir şey söyleyemem, ya siz” dizesinin bir yerinde geçmişini anımsayarak genç kızlığını özlemektedir, belki de.

Şimdi torunlarını büyüttüğü dizlerinde zamanın yangınları ve acıların siyahlığı durmaktadır mutlaka. Başka nasıl olurdu ki?

Koşulsuz ve itaatsiz olmanın gestergesidir, Şaşo Hala. Ne hayata eyvallahı oldu ne de erkeklerin kurageldiği sultaya. Bildiği gibi yaşadı. Bildiği gibi yaşattı çocuklarını.

Geriye dönüp baktımızda, Türkiye siyasetine farklı bir adla yaklaşmamıza neden olan insanın yaşama bu kadar güçlü tutunma nedenlerini sormak gerekiyor. Ayakta kalmanın, ısrar etmenin, karşı gelmenin, soru sormanın ve o her neyse adını koymanın.

O avluda büyüyen Barış Yarkadaş, babaanesinin kulağına fısıldadığı cümleleri kuruyor mecliste bazen. 

Dilerim daha uzun yıllar yaşar Şaşo Hala. Yaşadığı zaman boyunca uzlaşmazlığını sürdüreceğine hiç şüpheniz olmasın. Her şeyin bunca karanlıkta kaldığı zamanlarda onun gibi insanların sesinin yükselmesi yırtılmış çığlık tünelleri değil midir?

www.evrensel.net