Ekonomi, politika ve referandum


17 Şubat 2017 04:40

Politikanın yoğunlaştırılmış ekonomi olduğu söylenir. Bu genel olarak doğrudur. Durum böyle olunca, ülkenin referandum ortamına girdiği şu günlerde ekonomideki olumsuz gelişmelerin kitlelerin politik tercihlerini nasıl etkileyecekleri de kuşkusuz ayrı bir önem kazanıyor. Enflasyondaki yükselme, işsizlikteki artış, yoksulluğun yaygınlaşması, yaşam ve çalışma koşullarının daha fazla zorlaşması ve bütün bunların üzerine gelen ve son örneğini üniversitelerdeki kıyımların oluşturduğu ağır politik baskılar gibi.

Geçtiğimiz günlerde gazetelerde Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği’nin (TÜRMOB) Dolarizasyon Raporu yayınlandı. Bu rapor ilginç veriler içeriyordu. Örneğin toplam mevduatta döviz ağırlığı en yüksek olan iller ve oranları şöyleydi: “2016 sonu itibarıyla bankalardaki her 100 liralık mevduatın Kırşehir’de 59,9, Nevşehir’de 55,3, Aksaray’da 53,7 ve Yozgat’ta 50,4 lirası yabancı para hesaplarında bulunuyor”du.

Üstelik dahası var, Merkez Bankasının geçtiğimiz günlerde açıkladığı Haftalık Para ve Banka İstatistikleri’ne göre bankacılık sektöründeki toplam 1 trilyon 506 milyar 972 milyon 251 bin lira mevduat bulunuyordu ve bu rakamın 607 milyar 770 milyon 849 bin liralık kısmını ise yabancı para mevduatları oluşturuyordu. Yani yabancı para birikimi toplam mevduatın yüzde 40’ını oluşturuyordu. Oysaki 2016’nın Eylül sonu itibariyle bu rakam % 36 seviyesindeymiş.

Açıkçası ne AKP oylarının yüksek olduğu illerde, ne genel olarak ülkede fiili başkan Erdoğan’ın “dövizleri bozdurun” çağrısı karşılık bulmadığı gibi, mevduattaki döviz oranlarında görülen artışta görüldüğü gibi tersi bir sonuçta ortaya çıkmış. Kısacası dövizi olan vatandaşlar ekonominin gidişatına güvenmemişler ve bu çağrılara olumlu yanıt vermemişler. Politik vicdanları ile cüzdanları ayrı yollar tutmuşlar! Elbette buradan peşinen, o halde bu tutumu alanlar referandumda da hayır oyu verecekler gibi bir sonuç çıkarmamak gerekiyor. Ekonomik tutumla, politik tutum arasında böyle düz bir ilişki bulunmuyor. Ama bir süre sonra ciddi gelişmeler yol açabilecek bir birikimin oluşmakta olduğuna da işaret etmek gerekiyor.

Farklı bir tutum AKP’ye oy veren işçiler açısından da gözlemlenebilir. Bu işçiler ekonomik çıkarları söz konusu olduğunda diğer sınıf kardeşleriyle eyleme geçmekte, ama sonrasında yine bu partiye oy verebilmektedir. Kuşkusuz bu arada henüz genel bir akım olmamakla birlikte uyanan ve politik tercihlerini değiştiren işçilerde olmaktadır. AKP’ye oy vermeye devam eden işçilerin apolitik oldukları ileri sürülemez. Ama onların politik gelişmeleri anlama ve kavramaları “reis”in ve onun destekçilerinin yansıttıkları çarpıtılmış, ters yüz edilmiş biçimlere hapsolmuş haldedir. Bu bilinç kendi sınıf çıkarına terstir. Ama mücadele içinde hayat ve uyanmış sınıf kardeşleri kuşkusuz onlara doğruyu öğretecektir.

Burada kalınca altını çizmek gerekir ki bir şeylere sahip olan “mevduat sahipleri” ile işçilerin tutumları arasında temelde bir farklılık bulunmaktadır. Büyük burjuvalar bir yana, taşra kentlerindeki küçük mülk sahibi bu “mevduat sahipleri” muhtemelen yüzlerini düzen savunucusu farklı bir partiye döneceklerdir. Bütünüyle iflaslarına kadar bu durum böylece devam edebilir. Ama işçiler uyandığında kendi sınıf çıkarlarını savunacaklar, sermayenin ve devletin saldırılarına karşı sömürüsüz bir dünya için kendi partileri içinde saf tutacaklardır. Ancak yine burada ifade etmek gerekir ki, eğer ülkede çözülmemiş bir demokrasi sorunu varsa işçi sınıfı geçici bir süre demokrasi yanlısı tutum alan farklı sınıf ve tabakalarla paralel tutumlar alabilir. Örneğin referandum da hayır demek gibi! Şimdi ülke böyle bir süreçten geçiyor ve bütün hoşnutsuzlukları ve her türlü muhalefeti hayır’a teşvik etmek gerekiyor. 

www.evrensel.net
ETİKETLER Ahmet Yaşaroğlu