Utangaç 'Evet'çiler: 'Boykot'çular


17 Şubat 2017 04:35

Yazımızın birinci bölümünde Kürt kentlerinde ‘evet’çi ve ‘hayır’cı kesimler arasındaki sınıfsal ve siyasal ayrışmaya değinmiş, ardından son bir buçuk yılda yaşanan yıkımın da etkisiyle Kürtler arasında azımsanmayacak bir sandığa gitmeme tutumu olduğunu da belirtmiştik. Yine aynı zamanda DTK (Demokratik Toplum Kongresi) bileşeni olan DBP, HDP, EMEP ve ESP’nin yanı sıra ÖSP’nin de ‘hayır’ dediğini ama Barzani’ci çizgiye yakın duran bazı Kürdi partilerin (HAK-PAR, PAK, PSK, T-KDP, PDK-Bakur) resmi açıklamalarını yapmasalar da ‘boykot’çu bir çizgide durduğunu söylemiştik. Son olarak  ‘boykot’çu partilerin siyasi güçlerinin/etkilerinin ötesinde sandığa gitmeme tutumuna siyasi gerekçe/dayanak yaratmaya çalışmaları bakımından açıktan eleştirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştik.  

Aradan geçen 3-4 günde Hizbullah’ın devamcısı olan Hüda-Par, referandumda ‘evet’ diyeceğini açıkladı. Yine T-KDP, bu referandumun Kürtleri ilgilendirmediği gerekçesiyle ‘boykot’ tutumunu açıkladı. Geriye kalan partiler ise, önümüzdeki günlerde resmi görüşlerini açıklayacaklar. Ancak yapılan açıklamalar bu partilerin eğilimini göstermesi bakımında yeterince veri sunuyor. Ve daha başlarken belirtelim ki, eleştirimizin amacı söz konusu çevrelerin Kürt mücadelesine zarar verecek tutumlardan uzak durmasıdır. 

Diyarbakır Yenigün gazetesinden gazeteci arkadaşımız Sertaç Kayar’ın referandum ile ilgili sorusuna Hak-Par Genel Başkanı Refik Karakoç, “Yeni anayasada Kürtler yok” yanıtını vermekte ama buna rağmen referandumda nasıl bir tutum takınacakları konusunda “kararımızı daha sonra vereceğiz” demektedir. PDK-Bakur Başkanı Sertaç Bucak ise, ‘boykot’çu tutumlarını “Kürtler böyle bir şeyin içinde yoksa ben nasıl ‘evet’ ya da ‘hayır’ diyeyim?” sorusuyla ortaya koymaktadır. Gazetemizden Serpil Berk’in de aynı çevrelerle yaptığı görüşmede PSK “boykot” derken, PAK da ‘hayır’ ve ‘boykot’ arasında bir tutum belirleyeceklerini söylüyor.

Sorulması gereken soru şudur: referandumda hangi tutum Kürtlerin ulusal hakları-talepleri için yürütülen mücadelenin önünü açıcı bir rol oynayabilir?

Öncelikle şunu söyleyelim: Sadece ülke içinde yaşayan Kürtlerin değil, Rojava ve Güney’deki (Federe Kürdistan) geleceği üzerinde önemli bir etkisi olan bir rejimin geleceği ile ilgili oylamanın “Kürtleri ilgilendirmediği”ni söyleyenler ‘yüksek siyaset’ yaptıklarını sanabilirler. Ancak Aristoco mantığa bile rahmet okutan bu yaklaşım, herkesten ve her şeyden önce Kürt mücadelesine zarar vermektedir.

Nedenlerine gelince…

“Bu anayasada Kürtler yok. O yüzden referandum Kürtleri ilgilendirmiyor” diyenler, bu açıklamaları ya utangaçça ‘evet’ demek için yapıyorlar, ya da ülkede ve bölgede (Ortadoğu) olup bitenlerden habersizdirler. Mesela12 Eylül anayasasında Kürtler ve ulusal haklarıyla ilgili en ufak bir ibare geçmemektedir. Peki, o zaman bu anayasanın Kürtleri ilgilendirmediğini mi söyleyeceğiz, yoksa diğer toplumsal kesimlerle birlikte Kürtlerin yok sayılıp baskı altına alınmasını amaçlayan bir anayasa olduğunu mu? 

Bugün karşımızda sadece AKP’nin tek başına iktidar olmasının değil, başkanlığın da önünü kesen 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra yolu içeride ve dışarıda (Rojava) Kürtlere karşı savaş üzerinden döşenen bir başkanlık anayasası var. Açıktır ki, Bahçeli’yi AKP-Erdoğan ile ortaklığa/fiili ittifaka yönelten ve başkanlık anayasasının ruhunu oluşturan en önemli dayanaklarından biri de bu Kürt karşıtlığıdır. Dolayısıyla referandumdan ‘evet’ çıkması, sadece dikta rejiminin önünü açmaz; bu dikta rejiminin Kürtlere karşı saldırganlığının yeni bir boyut kazanmasının da önünü açar.

OHAL’in ağır baskı koşullarında ‘hayır’ diyenlerin sesini duyuracağı bütün araçların yok edildiği ve çoğu kentte sokağa çıkmalarının bile yasaklandığı koşullarda yapılan bir referandumda ‘boykot’ tutumunun iktidarın ‘evet’in kazanması anlamına geleceği herhalde tartışma götürmezdir. Bu koşullarda ‘boykot, sanıldığı gibi Kürtlerin ayrı bir siyasi odak olarak ortaya çıkmasına hizmet etmez; aksine Kürt siyasetine yönelik sistemli saldırı ve baskı politikalarının güç kazanmasına yol açar. Kürt kentlerinde ‘evet’çiler zaten sandığa gideceği için ‘evet’in kazanmasından başka bir işe yaramayacak bir ‘boykot’ tutumunun, iktidar tarafından Kürtlere karşı sürdürdüğü politikaların onaylanması olarak kullanılacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok. Dolayısıyla utangaç ‘evet’çilikten başka bir anlam taşımayacak bir boykot tutumu, iktidarın-devletin Kürt sorununun demokratik barışçıl çözüm yollarını kapatmasını (masayı devirmesini), Kürtlerin ‘statü’ talebini yok saymasını ve anadilinde eğitimi engellemesini onaylamak olarak işlev görecek, iktidarın Kürt kentlerinde bir buçuk yıldır sürdürdüğü yıkım politikalarını desteklemek anlamına gelecektir.

Sonuç olarak, referandum sürecinde Kürt siyasetinin güç kazanmasının ve iktidarın içeride ve dışarıdaki saldırganlığına karşı mücadelenin olanaklarını büyütmesinin ‘hayır’ dışında bir seçeneği yoktur.  Bu nedenle utangaç ‘evet’çilik olan boykot tutumu, Türkiye’nin bir dikta rejimi ile yönetilmesine ve Kürtlerin ulusal hak-talepleri için yeni bir mücadele dinamiği yaratma arayışının daha en başından önünün kesilmesine hizmet eder. Ve sonuçları bu kadar yıkıcı olan bir politikayı hiç kimse Kürtler adına savunamayacağı gibi, bunu savunacaklar tarih önünde hesap vermekten de kurtulamaz!

www.evrensel.net
ETİKETLER Yusuf Karataş

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.