'Gurbetçiler' referandumda ne diyecek?


17 Şubat 2017 05:20

Bugün Münih’te başlayacak 53. NATO Güvenlik Konferansı’na katılmak üzere Almanya’ya gelecek Başbakan Binali Yıldırım, iki gündür Alman basını ve politikacıları tarafından sert şekilde eleştiriliyor. Yurtdışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yönelik referandum kampanyasını Oberhausen’de kapalı salon toplantısıyla başlatacak olan Yıldırıma’a yönelik eleştirilerin başında elbette muhaliflere, gazetecilere, akademisyenlere yönelik baskılar, tutuklamalar geliyor.

Denilebilir ki; Yıldırım başbakanlık koltuğuna oturduğundan bu yana ilk kez gittiği bir ülkede bu denli yoğun tepkiyle karşı karşıya... Genel hava Hannoverische Allgemeine Zeitung gazetesinin önceki gün Türkçe attığı “Hoşgelmedin” manşetindeki gibi...

Dahası sadece basın ve muhalefet partilerinde değil, hükümet cephesinde de aynı hava esiyor. Federal Dışişleri Bakanlığının, ziyaretle ilgili açıklamasında şöyle deniliyor: “Türkiye devletinin üst düzey temsilcileri elbette ülkemize hoşgeldiniz. Tam da zor zamanlarda Münih’te ve Berlin’de buluşma, diyalog ve görüş alışverişi doğru ve önemli. Ülkemizde yaşayan insanların 3 milyondan biraz fazlası Türkiye kökenli ve bunların büyük bölümü dramatik hale gelen politik gelişmeleri yakından izliyor. Bunu saygıyla karşılıyoruz. Ancak biz Türkiye’deki iç politika çatışmalarının Almanya’ya taşınmasını istemiyoruz.” (15.02.2017, bild.de)

Dışişleri Bakanlığı Türkiye’deki çatışmaların taşınmasına, Almanya’nın seçim yeri yapılmasına karşı çıksa da, konsolosluklarda seçim sandıklarının kurulmasına izin verilmesiyle sürecin önünü Almanya’nın kendisi açtı.

Zira 2014’daki cumhurbaşkanlığı seçiminden bu yana sandıklar yurtdışındaki konsolosluklarda açılıyor. Bu nedenle 16 Nisan’daki referandum için de yurtdışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, 27 Mart-9 Nisan tarihleri arasında sandık başına gidecek ve tercihlerini yapacak. Yurtdışındaki yaklaşık 3 milyon seçmenin 1.5 milyonu Almanya’da olunca doğal olarak partiler de kampanyalarını asıl olarak bu ülkede yoğunlaştırıyor.

Başbakan Yıldırım yarın Oberhausen’de asıl olarak Almanya’daki Türkiye kökenli işçilere, gençlere, kadınlara referandumda“Evet” oyu kullanmaları çağrısında bulunacak. Bunu yaparken Erdoğan’ın ilan ettiği “tek millet”, “tek bayrak”, “tek lider”, “koalisyonsuz istikrarlı, güçlü Türkiye” çerçevesinde konuşacak.

Ne var ki bu söylemlerin, özellikle Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli seçmenlerin çoğunluğu üzerine etkide bulunması beklenmiyor.
Çünkü; Almanya’da yaşayan, az-çok bu ülkenin tarihini bilen her Türkiye kökenli seçmen, “tek millet”, “tek lider” söyleminin hiç de kabul edilebilecek bir yaklaşım olmadığını biliyor.

Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli işçiler, gençler “çokkültürlü” dedikleri Almanya’da “tek kültürü” dayatan “öncü kültüre” karşı çıkıyorlar.

Yine “başkanlık sistemiyle koalisyonların olmadığı güçlü ve istikrarlı yönetim” söyleminin de Almanya’da elle tutulur bir yanı bulunmuyor. Avrupa’nın en güçlü ülkesi Federal Almanya tarihi aynı zamanda bir “koalisyonlar tarihidir.”
1949’dan bu yana tek partinin hükümet kurduğu hiç bir dönem yok. Eğer koalisyon kurmak “siyasi istikrarsızlık” olsaydı, Almanya bugün dünyanın en istikrarsız ülkesi olurdu.

Bu nedenle Almanya’dan bakıldığında koalisyon istikrarsızlıktan ziyade gücün paylaşılarak istikrarın sürdürülmesi anlamına geliyor.
Keza, eyalet sistemi özünde gücün tek merkezde toplanmasına karşı alınmış bir önlemdir. Hitler faşizmi dönemi aynı zamanda her şeyin merkezileştirildiği, ülkenin tek eden yönetildiği dönemdir. Ve bunun ne kadar tehlikeli olduğu görüldüğü için güç eyaletlere, yerellere dağıtıldı.

Ne var ki; Türkiye’de mevcut iktidar ve lideri, gücü başka bir kesimle paylaşmak istemediği için, koalisyonu “istikrarsızlık” olarak görüp, bunun üzerinden kampanya sürdürüyor.

Özetle, Türkiye’de demagojik tarzda kullanılan bazı argümanların Almanya’daki seçmenlerin olduğu gibi kabul etmesi pek mümkün görünmüyor. Çünkü yaşadıkları ülke gerçeği söylenenleri yalanlıyor.

“Gurbetçi” denilen Türkiye kökenlilere yaşadıkları Almanya ile bağlantılandırılarak Anayasa değişikliği anlatıldığında, “Evet”in ne kadar tehlikeli olduğu kendiliğinden görülecektir.

Ama önümüzdeki süreci asıl olarak AKP-MHP militanı olmayan, sağduyulu vicdan sahibi göçmen işçiler ve kadınlar belirleyecek. Bunlara yönelik AKP’nin gerilim tuzağına düşmeden “Hayır” kampanyasını örgütlemek gerekiyor.

Almanya kurulan pek çok yerel inisiyatif, bu yönde umut verici önemli adımların atıldığını gösteriyor.

www.evrensel.net
ETİKETLER Yücel Özdemir

0 yorum yapılmış

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.