'Büyük takım' ahlakı!


17 Şubat 2017 04:15

Riekerink ile yollarını ayıran Galatasaray, Karabükspor’un Hırvatistanlı Teknik Direktörü Igor Tudor’u takımın başına getirdi. Ligde tutunma mücadelesi veren Karabükspor haklı olarak bu gelişmeye isyan ediyor. Ne var ki onların sesini pek duyan yok. Çünkü artık bu oyunda ahlaki kaygıların ve vicdani duyarlılıkların yerinde yeller esiyor. Gücü olanın hiçbir insani/manevi değer gözetmeden istediği gibi at oynattığı bir ortam. “Büyük” sıfatıyla anılan ve kısa vadeli başarı beklentisiyle transfer saldırganlığında sınır tanımayan kulüplerin alışılagelen marifetlerinden biri daha...

İnsani değerlerin göz ardı edilmesinde hiçbir sakınca görülmeyen zamanlardayız. “Kazanma” temeli üzerinde yükselen bir spor kültüründe, rakip takımları ve eşitliği gözeten bir duyarlılık elbette anlamsız ve gereksiz geliyor. Dolayısıyla Galatasaray, ne Karabükspor’un mücadelesine saygı duymayı, ne de bu transfer için sezon sonunu beklemeyi yani yaklaşık 3 ay sabretmeyi beceriyor. 

Tudor’un gelmesiyle birlikte zaferden zafere koşacaklarını sanıyorlar herhalde. Yöneticiler başlarda teknik direktörlere, “Elinde sihirli değnek bulunan kişi” muamelesi yapmayı severler. Çoğu zaman ise yaşanan hüsrana bağlı olarak kısa sürede bu düşünceler değişir. Bu kez teknik direktörlerle ilgili olarak “Hiçbir şeyden anlamayan kişi” düşüncesi ön plana çıkar. Bu tür düşünsel dalgalanmalara sebep olan örnekler saymakla bitmez... 

Tudor şu anda Galatasaraylı taraftarlara yönelik iyi bir tiraj ve reyting malzemesi olduğu için medya işin Karabükspor kısmını dikkatlerden uzak tutmaya çalışıyor. Bu transfer haberleştirilirken ve yorumlanırken, Karabükspor’un mağduriyetine ve işin etik boyutuna hiç değinilmemesi, ne kadar sefil bir futbol ortamında debelendiğimizin göstergesi sayılabilir. Durumun rahatsız ediciliğinden söz eden kimse yok. Buna karşılık pek çok kişi, derin(!) futbol bilgisiyle Tudor’un kariyeri ve Galatasaray’da sergileyeceği olası performans hakkında ahkam kesip öngörülerde bulunuyor. Yeni kulübünde başarılı olması için Tudor’a neler yapması, nasıl bir yol izlemesi gerektiğini söyleyen akıl verme meraklıları da fazlasıyla mevcut...

Kimileri de konuya Tudor açısından bakıp, nasıl ki kulüpler istedikleri zaman teknik direktörlerini gönderiyorsa, teknik direktörlerin de istedikleri anda sözleşmelerindeki maddeler gereği kulüpten ayrılmalarının doğal karşılanması gerektiğini söylüyor. Sermaye sahibi olarak patron konumunda yer alan yöneticilerin, ahlaki ve vicdani kaygıları hiç dikkate almadan, çıkarlarını her şeyin önünde tutarak tasarrufta bulunmaları şaşırtıcı değil. Ait oldukları sınıfın; bencillikle, çıkarcılıkla, fırsatçılıkla yoğrulmuş karakterini yansıtıyorlar ne de olsa. 

Lakin birer emekçi olan teknik direktörlerin ahlaka ve vicdana uygun olmayan davranışlar içine girmesi elbette rahatsızlık verici. Yönetici ahlaksızlığı gerekçe gösterilerek, teknik direktör vicdansızlığı normalleştirilebilir mi? Etik değerleri, vicdani duyarlılıkları hiçe sayarak ve yöneticiler ile teknik direktörlerin tutumlarını kıyaslayarak düşünce üretmek bu oyunun daha da yozlaşmasından başka bir işe yaramaz. Kulüp yönetimleri ile teknik direktörler arasında sorunlar varsa o zaman iş tabii ki değişir ama Tudor özelinde böyle bir durum yok.

Şurasını da es geçmemek lazım ki, kendisine sunulan daha iyi şartları kabul ederek çalıştığı takımı yarı yolda bırakan kişinin karakteriyle ilgili olumlu şeyler düşünülemez. Böyle bir teknik direktörün, daha iyi şartlar içeren bir teklif aldığında Galatasaray’ı da yarı yolda bırakmayacağının garantisi var mı? Karabükspor’a yaptığını, Galatasaray’a niye yapmasın ki? 

Peki, “satıcı” damgası yemiş bir teknik direktör, futbolcularıyla sağlıklı ilişki/iletişim kurabilir mi? 

Neyse... Galatasaraylı yöneticiler Tudor yönetiminde şampiyonluklar, kupalar hayal etmeye başlamışken böyle can sıkıcı sorular sormanın zamanı değil şimdi!..

www.evrensel.net
ETİKETLER Mehmet Özyazanlar