Yalova Kaymakamı Orhan Kemal


12 Şubat 2017 05:31

Orhan Kemal, yanında eşi Nuriye Hanım da olduğu halde, Ulvi Uraz Tiyatrosu’nun yolunu tuttu. Salona girdiklerinde oyunun başlamasına kısa bir süre kalmıştı. Tanışlar, selamlaşmalar, hal hatır sormalar derken Ulvi Uraz’ın tedirginliği çıktı gün yüzüne. Kadıköy’de oturan aktör, lodos nedeniyle oyuna gelemeyecekti. Yönetmen ne yapsın? Sıkıntıdan ortada dört dönüyor, olacakları düşündükçe çatlamak üzere oradan oraya savuruyordu kendini.

1968’den bahsediyoruz efendim. Ne duble yollar, ne üç asma köprü ne de Marmaray vardı İstanbul’da. Lodos başladı mı iki yakası bir araya gelmezdi kentin. O derece…

Kıyıdan kıyıya yanaştı Orhan Kemal’e, “Ne yapacağız Orancım, işler kötü, gelmeyecek galiba bu adam,” diyen Ulvi Uraz’a, “Sen oynasana,” yanıtını verdi Orhan Kemal.

“Güzel söylersin Orancım, ama ben oynarsam seyirci alışacak, sonra her akşam beni görmek isteyecek karşısında. Sen oynasana. Piyesin yazarısın. Daha iyi bilirsin. Rol de pek ağır bir rol değil,” dedi Ulvi Uraz.

O sıra sahnede olmayı, oynayıp oynayamayacağını düşündü Orhan Kemal. Piyesin yazarıydı, evet ama işin içinde madara olmak da vardı. 

Orhan Kemal’in oynanan ilk oyunu İspinozlar’dır. 

Asım Bezirci’ye danışacak olursak hatta: “Balina adlı öyküsünden oyunlaştırılan İspinozlar 1964 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun Tepebaşı sahnesinde ve Zihni Küçümen yönetiminde sahnelenmiştir. Aynı oyunun 1968 yılında Ulvi Uraz Tiyatrosu’nda Yalova Kaymakamı adı ile oynandığını ve DİSK’in bu mevsim için verdiği en iyi oyun ödülünü kazandığını görürüz.”

***

O gün Edip Cansever ve Muzaffer Buyrukçu ile denk gelmişti yine Orhan Kemal. Adana kebap yiyip iki kadeh cilalayacaklardı ya Cansever sık sık saatine bakıyor ve önceden verdiği bir sözü olduğundan canı sıkılıyordu. 

Muzaffer Buyrukçu’nun yeni kitabı “Kavga” o günlerde çıkmıştı. Sait Faik Hikâye Armağanı için adı geçiyordu kitabın. Kulislerde Demirtaş Ceyhun’la paylaştırılacağı konuşuluyordu armağanın. “Jüri üyelerini bir kere daha sayalım” demişti yayıncısı Bülent Habora. “Tahir Alangu. O size verir. Samim Kocagöz katılırsa ona da verebilir. Rauf Mutluay, o size verir oyunu. Oktay Akbal. O da size verir. Sabri Esat Siyavuşgil. Onun tutumunu bilmiyorum. Behçet Necatigil. O size verebilir de vermeyebilir de. Başka? Haldun Taner. Size vermez o. Size karşı tuhaf bir tutumu var.”

Netice itibariyle 1968 yılında Sait Faik Hikâye Armağanı’nı “Kavga” adlı kitabıyla kazandı Buyrukçu, eşe dosta imzalamıştı.

Edip Cansever, adına imzalanan kitabından yola çıkarak takılmaya başladı Buyrukçu’ya:
- Değerli şair, diye yazmışsın kitabına.
- Ya ne yazacaktım, dedi Buyrukçu. Büyük şair mi?
- Büyük şair tabi, dedi Cansever gülümseyerek.
- Onu da yazmayacaktım ama dua et eski arkadaşız, bu kadar yemiş içmişliğimiz var.
- Oğlum Buyruk, dedi Orhan Kemal. Sende de hiç kafa yok be. “Değerli şair” diye yazılır mı? Şairlerin Allahı Edip Cansever’e diye yazacaktın ya da Öke şair Edip Cansever’e.

Gülerek karşılık verdi Edip Cansever. “Vazifeniz,” dedi. 

Bir kahvede oturmuş tatlı tatlı sohbet ediyorlardı. Orhan Kemal ile Muzaffer Buyrukçu gazoz, Edip Cansever çay içiyordu. Söz döndü dolaştı ve Orhan Kemal’in  aktörlüğüne geldi. Sahneye çıkışını daha önce de anlatmıştı Orhan Kemal. Masadaki iki arkadaşını süzüp aralarında bir muziplik olup olmadığını görmek için baktı. Cansever’in oyun peşinde olmadığını sezince anlatmaya başladı yukarıdaki hikâyeyi.

***

Sıkıntıdan ter döken Ulvi Uraz’a “Oynarım be,” yanıtını verdi Orhan Kemal. Oyuna gelmeden önce iki kadeh atmıştı ne de olsa, kafası kıyak sayılırdı. Zeki Coşkun’un söylediğine göre, namıdiğer Cemile, Nuriye Hanım da memnundu nihayetinde.

Gerisini Muzaffer Burukçu’nun “Sıcak İlişkiler” adlı kitabından aktaralım:
“Peki, dedim. Madem iş başa düştü, oynayalım. Hemen makyaj odasına girdim, gazetelerde gördüğünüz o takma bıyığı taktım, kulağımın arkasına da kırmızı karanfili iliştirdim, boyacı sandığını omuzladığım gibi fırladım sahneye. Kimse tanıyamadı beni. Orhan Kemal kim? Hiç, Yalova Kaymakamı… Islıklamadıklarına göre fena oynamamışım demek ki…
‘Zor,’ dedi Edip Cansever. ‘Ben oynayamam!’ Ayağa kalktı.
‘Tabi oynayamazsın, mangal gibi yürek ister,’ dedi Orhan Kemal.
‘O kumda çelik oynar,’ dedim Orhan Kemal’e.
‘Eyvallah,’ dedi Edip Cansever.”

***

Oyuncu lodosa yakalanırsa yazar sahneye çıkar, çıkmışlığı vardır. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde akademisyen kalmadığına göre dersleri kimin vereceği sorusuna vereceğimiz yanıt belli:
- Hayır’dır be ya?

www.evrensel.net