Mustafa Öneş öldü diyeler


29 Ocak 2017 03:42

Önce kaybolurdu. Kimselerin sokağına uğramaz, komşuların sesine katmazdı sesini. İçine kapanır ve orada yaşamanın bütün sıkıntılarını ezber ederdi yeniden.

Kendinden kaçmak için değil, hayatla arasına mesafe koymak için gözden ırak yaşamayı severdi Mustafa Öneş. Üstüne uzun yol kokusu sinmemişti sanki hiç; ne beklediği vardı ne de gitme planı. Çakılı sayılmazdı. Tutunmak için sözcüklerin saçlarını taradığı doğru.

Nerede yaşadığını çok az insan bilirdi. Onlar da zaten kalbine bir serçenin kanatlarına dokunur gibi severdi Mustafa Öneş’i. Bir zarafetle sevilirdi Mustafa Öneş. Bembeyaz bir kâğıt sadeliğinde sevilirdi.

Evden dışarı çıkıp yarenleriyle bir araya geldiğinde onu kalbine basarak kucaklardı sevdikleri. Bir çocuğun sevinciyle kucaklanırdı Öneş. Bir çocuğu şımartır gibi, bir çocuğu incitmekten korkar gibi sevilirdi.

Uzun masaların sessiz konuğu, konuşmanın fazlasını çoktan geride bırakmış. Bilge olmak adına değil; zaten olması gerektiği gibi içinde kilitlemiş sözcükleri.

Mustafa Köz ile rakı içiyor olabilir Kadıköy’de. Gözden ırak bir masada yan yana oturmuşlar, karşılıklı değil yan yana, zeytinyağlı kerevize bakarak susuyorlar. Arada dokundukları kadehten yükselen anason kokusu pekiştiriyor arkadaşlıklarını. Vefadan konuşuyorlar ara ara. Biriken suskunluk edebiyat tarihin çatı katına çıkıyor sonra. Göçüp gidenlerden kalanı yatırıyorlar masaya.

Kim kimi yalnızlığında konuk ediyor, kim kimin yalnızlığına iyi geliyor ne fark eder.

Belki o gün Güngör Gençay’ı toprağa vermişiz. Sızılı bir Nisan sonu şiirin tılsımı duruyor masada. Gittikçe büyüyen bir suskunlukla göğe bakıyor herkes. Nalan Çelik geliyor masaya. Ertan Mısırlı, Âba Müslim Çelik, Tülay Ferah, Arife Kalender, Özgün E. Bulut, Nur Saka ve daha nice uzak yakın akraba… Uzadıkça uzuyor masa. Sevginin odağında Öneş var. Bütün ilgi, sevecenlik, takılmalar, kucaklaşmalar Öneş’in üzerinden dönüyor. Önce onun kadehine dokunuyor kalkan bütün kadehler. Her yudumda başka tını.

Kim bilir hangi gün oldu bu, kim bilir kaç gün evde kaldı, son nefesini verdikten kim bilir kaç gün sonra fark edildi yokluğu. Kapıyı çilingirle açıp içeri giren polis onun cansız bedeniyle karşılaştığında kim bilir kaç gündür yatıyordu olduğu yerde.

“Bilmiyorum ki, bir yazar yaşıyordu bizim apartmanda ama tanımıyorum,” demişti yönetici. Komşuları uzaktı. Kent bir yalnızlık, kent bir suskunluk, kent bir tedirginlik sanki. Kendini ötekinden korumanın bütün ayrıntıları suskunlukla açıklanıyor.

Şair desek eksik kalır, eleştirmen desek şairliğini utandırırız belki. Şu ara meclisinde daima bir yeri olan Mustafa Öneş, eleştirmen sıfatıyla da hayatımızda ağırlığı nicedir devam ediyor. Mustafa Köz, gazetemizdeki köşesinde 26 Ocak’ta, Öneş hakkında yazdı. Üstüne ne koyabiliriz ki?

“Şiirimizin ’60’lardan bugüne bütün değişimlerine tanık olmuş, eleştirileriyle şiire yön vermiş, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın, Cemal Süreya’nın, Edip Cansever’in şiir dostu. Üç dört kuşağın eleştirmeni. Eleştiriyi yöntemleştirmiş bir yazar. Nurullah Ataç, Asım Bezirci, Fethi Naci, Mehmet H. Doğan, Memet Fuat, Hüseyin Cöntürk gibi eleştiriyi yaratıcı bir türe dönüştürmek için ömrünü veren bir şair-eleştirmen.”

Hayat Televizyonu için çektiğimiz “Zaman Işık Kelimeler” adlı edebiyat programında konuk ettik Öneş’i. Kadıköy’deki Akademi Kitabevi’nde Nalan Çelik’in sorularını yanıtladı. Ayrı bir zarafetten bahsediyoruz. Meraklısı için linkini buraya bırakıyorum. https://www.youtube.com/watch?v=LACAWtMCYXk

Sonra devletle başlayan süreç aldı yürüdü. Dilekçeler, görüşmeler, gidip gelmeler izledi son bir haftayı. Yakınlarına ulaşamayan devlet Mustafa Öneş’i toprağa vermek isteyen arkadaşlarına da mesafeli davrandı. Türkiye Yazarlar Sendikası, elbette kimsesiydi Öneş’in. Neden sonra imzalar, neden sonra avukat Sencer Karacalıoğlu’nun insan üstü ısrarı, neden sonra Mustafa Köz’ün çabaları yanıt verdi ve Öneş adli tıptaki morgdan kurtarıldı. Yakınları ile nihayet temas kurulmasa onca çabaya rağmen kimsesizler mezarlığına, kimseye haber vermeye gerek görmeden, defnedecekti belediye.

Şişli Camii’nin avlusunda genci yaşlısıyla nice şair ve yazar Öneş’i uğurlamak için toplandık. İnceden atıştıran kar yağışına rağmen, 27 Ocak Cuma günü, şiirde ve eleştiride kalemini sakınmamış ak saçlı ihtiyar için herkes aynı kederi duyumsuyordu ve herkesin aklında Yunus Emre’nin “Şöyle Garip Bencileyin” şiirinden altıncı dörtlük vardı:
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin

Feriköy Mezarlığı’nı fazla bekletmedik. Öğleden sonra topluca vedalaştık Mustafa Öneş’le. Edebiyatımız çok iyi bir eleştirmenini yitirdi. Hepimiz şair dostu bir kalbi yitirdik. Üzülmek yetse keşke…

www.evrensel.net