Dolar kimin için yükseliyor!


12 Ocak 2017 05:00

Mecliste “başkanlık sistemi” dayatmasına paralel olarak dolardaki yükseliş de önlenemez biçimde artıyor. Nitekim, doların TL karşılığı, dün sabah itibariyle 3.89 TL’ye kadar çıktı. Tabii bugün siz bu satırları okurken dolar yeni rekorlar kırmış, hatta 4.00’TL’yi zorlamış olabilir!

Dolar için “Trump etkisi”nden söz ediliyor ama artan sadece dolar değil. Avro da doları aratmayacak hızda ve oranlarda yükseliyor. Nitekim, avronun dün sabahki fiyatı da 4.10’u bulmuştu.

Son 10 günde doların TL karşısındaki artışı yüzde 10’u, son iki ayda ise yüzde 25’i buldu!

İÇ VE DIŞ DÜŞMANLARIN SALDIRISI MI?

Cumhurbaşkanının baş danışmanları, Başbakan, ekonomiden sorumlu bakanlar ve “sıralı yetkililer”, olup biteni ekonomik politikalarda yanı sıra iç ve dış politikada ülkenin sürüklendiği badirelerin yarattığı belirsizliklerde aramak yerine; “Türkiye’nin içeride ve dışarıda büyük bir saldırı ile karşı karşıya olduğu”, iddiasıyla açıklıyorlar. Moody’s, Fiche, S&P...” uluslararası derecelendirme kuruluşlarını”, ABD başta olmak üzere batılı güçlerin (“üst akıl” da deniyor) Türkiye’yi kuşatma ve teslim alma stratejisinin “koç başı” olarak gösteriyorlar.

Oysa gelişmelere az çok ekonominin göstergeleri ve dünyadaki genel ekonomik gidişat açısından bakanlar; ortada böyle bir saldırıdan çok, gidişatın bir yandan dünyadaki “içe kapanma” eğiliminin güçlenmesi ama öte yandan ve daha da belirleyici olarak, Türkiye’nin kendi iç ve dış politikasındaki “açmazlar”ın giderek büyümesi ile ilgili olduğunu belirtiyorlar. Ancak Erdoğan ve AKP Hükümeti, ne bu kişilerin teşhislerini ne de giderek derinleşen bataktan kurtulmak için geliştirdikleri önerileri umursamıyor, hatta dinlemiyor bile!

HÜKÜMET, ‘İÇ VE DIŞ DÜŞMAN’BAHANESİNİ KULLANIYOR

Tersine Erdoğan-AKP yönetimi, kendisine ABD ve batılı emperyalistler gibi sabıkası çok uzun bir “dış düşman grubu” ve PYD-YPG, PKK, FETÖ, IŞİD gibi bir toptan terörist grubu ilan etmekte; karşısına böylesi bir “bölgesel ve iç düşman grubu” almışken de;
- İç politikada “tek parti tek adam rejimi”ni getirecek bir anayasa değişikliğini gerçekleştirme,
- Ülkeyi Terörle Mücadele Yasası (TMY) ve OHAL’le yönetmeye devam etmeyi meşrulaştırma,
- Irak ve Suriye’de duvara çarpan dış politikanın enkazının üstünü örtme,
- Ve ekonomideki “batağa saplanma” faturasını bir kez daha halka yıkma fırsatını kaçırmak istememektedir.

Bu yüzden de Erdoğan-AKP yönetimi giderek daha yüksek sesle batıyla kavgayı sürdürürken; içeride özgürlükleri bütünüyle kaldırmayı ve ülkeyi OHAL, Terörle Mücadele Yasası’yla yönetmeyi sürdürmek için kamuoyu desteğini sağlamayı amaçlamaktadır.

DOLARDAKİ YÜKSELİŞ HALKA ZAM OLARAK YANSIYACAK!

Evet, bir yandan yüksek sesle bir “üst akıl” kavgası, Kürt sorununun “terör” ve “bölücülük” konseptine sokularak şiddetle bastırılması için girişimler sürdürülmekte, Suriye ve Irak’ta askeri harekatlarla da desteklenen sonu gelmez tartışmalar yapılmaktadır. Ama bütün bu manevralar, kavgalar ve tartışmalar; dış ve iç politikada batağa saplanmanın faturası olarak doların fiyatı ya da TL’nin dolar (ve diğer yabancı paralar karşısında da) karşısında hızla değer kaybetmesi olarak karşımızda somutlanmıştır.

Eğer bu sadece dolarla alış satış yapanların sorunu olsaydı, “Bizi çok ilgilendirmez, dolar zenginleri düşünsün!” der geçebilirdik. Ama öyle değil. Çünkü dolar, belki önce dolarla ticaret yapanları etkilemektedir ama bir adım sonra, akaryakıt, doğal gaz, elektrik, su, ulaşım, konut, ekmek, et, tahıl fiyatları, kiralar, eğitim, sağlık, eğlence... iğneden ipliğe işçilerin, emekçilerin tükettiği bütün malların fiyatlarına yansıyacaktır, yansımaktadır da. Yani dolar sonuçta işçileri, emekçileri, halkı etkileyerek de yükselmektedir!

Ancak 15 yıldır ülkeyi yöneten Erdoğan-AKP Hükümeti, tıpkı dolardaki artışta olduğu gibi bütün bu tüketim mallarındaki fiyat artışlarını kendi ekonomik politikalarıyla, iç ve dış politikalarının ekonomide yol açtığı tahribatla açıklamak yerine, “Ülkemiz içeride ve dışarıda ağır bir saldırı altındadır” diye açıklamaktadır. Ve bundan sonra da bu gerekçeyi daha da vurgulayarak sürdürecek görünmektedir.

‘FATURAYA HAYIR’ DİYENLERİ ‘VATAN HAİNİ’ SAYMA HAZIRLIĞI

Çünkü Erdoğan-AKP Hükümeti; “Ülkemiz içeride ve dışarıda ağır bir saldırı altındadır” önermesinden kalkarak; “Ülkede seferberlik ilan ettik”; “Seferberlik ilan etmekte amaç, vatanın savunulması ve herkesin, her vatandaşın maddi ve manevi bütün imkanlarıyla vatan savunmasına katılmasıdır” denklemini kurmaktadır. Denklem böyle kurulmuştur ve bu denklemden doğan yükümlülüğe razı olmayanlar da, “Türkiye’ye yönelik bu ağır saldırı karşısında durmayanlar, düşmanlarla iş birliği yapanlar, vatan hainleri” olarak görülmektedir! En azından mantık budur ve süreç ilerledikçe bu mantık pratik olarak devreye sokulacaktır.

Hükümet, uyguladığı iç ve dış politikalara karşı çıkanları, özgürlük ve barış isteyenleri zaten çoktan “terörle bağlantılı”, “Terör örgütüne yardım ve yataklık etmek”, “terör örgütü propagandası yapmak”la suçlamaktadır. Ve “Ülkemiz içeride ve dışarıda ağır bir saldırı altındadır” söylemi ve “seferberlik ilanı” ile birlikte bu suçlamalara “vatana ihanet”e varan suçlamaların da ekleneceğinden şüphe etmek için çok neden yoktur.

Doların yükselişi ve iç-dış politikanın dolar üstünden faturasının halka çıkarılması için hazırlıkların sürdüğü dikkate alındığında, alınacak ekonomik önlemlere de “Ülkemiz içerde ve dışarıda ağır bir saldırı altındadır” iddiasının üstünden meşruiyet kazandırılmaya çalışılacağı da aşikardır. Bu da tıpkı özgürlük ve barış isteyenin “Terör örgütlerine destek veren kişi” olarak gösterilmesi örneğinde olduğu gibi; zamlara karşı çıkan, ücretlerine zam ve daha iyi çalışma koşulu isteyen, hakları için greve çıkan işçilere de “Türkiye’ye yönelik iç ve dış düşmanların büyük saldırısının iş birlikçisi” yaftasının vurulacağını göstermektedir. Dolayısıyla ekonomik batağa saplanmanın faturasını kabul etmeyen, buna karşı direnenlerin böyle bir suç-ceza politikasıyla karşı karşıya kalacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok.

Süreç ilerledikçe, böyle bir döneme girdiğimiz daha açık görülecektir.

Bir yandan OHAL ve TMY’de ısrar edilmesi, öte yandan “tek parti tek adam rejimi”nin anayasalaştırılması çabaları da; böyle bir aşamada kullanılacak baskı yöntemlerinde Hükümetin elini daha serbest kılmak içindir!

www.evrensel.net

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.