Yeni rejim


12 Ocak 2017 05:00

Türkiye’de altı aydır uygulanan ve en az altı ay daha sürmesi beklenen OHAL ile sürdürülen olağanüstü yönetim uygulamaları, bir süredir tartışılan ‘rejim değişikliği’ tartışmalarının nasıl bir içerikte olacağının ipuçlarını vermeye başladı. İlanından bu yana OHAL gerekçesi ile hiç ilgisi olmayan adımların atılması, yaratılan olağanüstü yönetim rejimi ile iktidarın hukuk dışına çıktığını gösteren ve olağan koşullarda suç olarak değerlendirilmesi kaçınılmaz olan çok sayıda karar alınması ve uygulanmasını beraberinde getiriyor.

İktidar, kendisini doğrudan yargının yerine koyarak, yarısına yakını Milli Eğitim Bakanlığı ve üniversitelerden olmak üzere, yüz bine yakın kamu görevlisi için, mevcut hukuk sistemi içinde hukuken hiçbir anlamı olmayan ‘Bir daha geri dönmemek üzere’ kamu görevinden çıkarma kararları verdi. Bilinçli olarak işletilmeyen hukuk süreci üzerinden ihraç edilenlerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan ‘çalışma hakkı’nı engellemekle yetinmeyip, günlük yaşamlarını sürdürmelerinin bile önüne geçilerek, doğrudan ‘yaşam hakkı’nı hedef alan, sonuçları itibariyle ciddi sorunlar yaratacak tehlikeli adımlar atıyor.

Hangi gerekçeyle olursa olsun, artan hukuksuz uygulamalar, hesap verme kaygısı güdülmeden, tamamen baskı ve zor mekanizmaları ile hayata geçiriliyor. Attıkları her adımda kendi hukuklarını bile yok sayarak hareket ediyorlar. Çoğu zaman ise, temel hukuk kuralları açısından suç kapsamında değerlendirilebilecek yöntemlere başvurmaları, uygulanan ‘olağanüstü rejim’ anlayışının iktidarın elinde, ileride geri tepmesi muhtemel olan tehlikeli bir silaha dönüşmeye başladı. Bu durum önümüzdeki süreçte oluşturulmak istenen ve adına ‘başkanlık’ dedikleri yeni rejimin nasıl bir şey olacağı hakkında yeterince ipucu veriyor.

Ülkede uzunca bir süredir fiilen uygulanan ‘tek parti, tek adam rejimi’ni kalıcı hale getirmek için önerilen ‘başkanlık sistemi’ hedefiyle OHAL koşullarında anayasa değişikliği yapılmak istenirken, buna itiraz eden herkes doğrudan tehdit ediliyor, eylem yapmak, hatta bildiri dağıtmak bile yasaklanıyor. Bu süreçte ülkede çeşitli tarikat ve cemaatlerin dini içerikli propaganda ve eylemleri için her türlü kolaylık sağlanırken, laikliği savunanların ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ten tutuklanmasına bile şahit oluyoruz.

Darbe girişimi sonrasında atılan her adım, mevcut olağanüstü yönetim sisteminin olağan hale getirilmek istendiğinin en somut kanıtı. Son altı ay içinde çıkarılan KHK’lerin içeriğine bakıldığında, önemli bir bölümünün darbe girişimi ile uzaktan yakından ilgisi olmadığını görüyoruz. KHK düzenlemeleri ile konu bakımından ekonomik politikalar başta olmak üzere, toplumsal ve kurumsal ilişkiler ve çalışma yaşamına yönelik olarak köklü dönüşümler hayata geçiriliyor.

Ekonomik anlamda bir süredir devam eden ekonomik durgunluğun beklenenden daha uzun sürecek olması ile iç ve dış gelişmelerin olumsuz etkileri hükümeti her anlamda köşeye sıkıştırmış durumda. Bu süreçte “Varlık Fonu” gibi düzenlemeler üzerinden bir araya getirilmesi planlanan büyük miktarlı fon kaynaklarının (İşsizlik Sigortası Fonu, zorunlu BES fonları, özelleştirme gelirleri, şans oyunları vb gibi) KHK’ler üzerinden tamamen sermayenin hizmetine sunulmasını kolaylaştıracak düzenlemeler (680 sayılı KHK ile şans oyunları varlık fonuna devredildi) yapılırken, ileride oluşacak olan kamu zararlarının maliyeti büyük ölçüde yine halkın sırtına yıkılacak.

Hukuku fiilen askıya alan, kamuda yaşanan ihraçlarla yüz binlerce kamu personelini, aileleri ile birlikte milyonlarca insanı fiilen cezalandıran, çalışma ve yaşam hakkını ortadan kaldıran, ülke tarihinin en ağır krizine doğru koşar adım ilerlerken, kendilerini kurtaracaklarını sananların ülkeyi nasıl uçuruma sürüklediğini önümüzdeki birkaç ay içinde daha net göreceğiz.

www.evrensel.net