Ölmeme Günü


08 Ocak 2017 03:21

“Cihat Burak’ın anlattığına göre 1947 yılında Sait Faik, Orhan Veli, Suvai Koçer, Sarsak Orhan, Kel Fehmi ve Hüseyin Güzelson bir masada otururken Cihat Burak, Sait Faik’in isteği üzerine, yanında getirdiği bir yazısını masadakilere okumuştur. Burak, Sait Faik’in karşısında, yazarın kendi ifadesine göre acemice ve ‘tatsız tuzsuz’ bulduğu bir hikâye olan ‘Makam Otomobili’ni ‘heyecandan dudakları titreye titreye’ okumuş, hikâyeyi dinleyenlerden Orhan Veli, yazıda geçen ‘sinameki’ kelimesinin otuz kırk kadar benzerini bir çırpıda sıralamıştır. İşin ilginç yanı ise yüksek sesle okunan bu hikâyenin bir ‘siyasi beyanname’ olduğunu sanan ve böyle olması gerektiğine kendini inandırmış art niyetli insanların polise ihbar etmesiyle sohbet devam ederken masaya birkaç polis memuru gelmiş, tahkikat için de masadakilerin hepsini karakola götürmüştür.”

Olay Cumhuriyet Meyhanesi’nde geçmektedir. Turgay Anar’ın “Mekândan Taşan Edebiyat” kitabından yaptığımız bu alıntı için başvurabileceğimiz kaynaklardan birisinin de Refik Durbaş’ın “Rakı ile Edebiyat Muhabbeti” olduğunu aktarmaktadır Anar.

...

Nâzım’ın yasaklı yılları bir süreliğine askıya alındığında şiirleri Yön dergisinde yayınlanmaya başladı. 1960’ın ilk yıllarında bir hareketlilik başladı edebiyat çevrelerinde. Elbette sağcı kesimde hoş karşılanmadı bu durum; ama dünya görüşü Nâzım’a yakın olan edebiyatçılarda da tedirginlik yarattı. Doğrusu Nâzım’ın edebiyat çevresinde yeniden görünür olması bazı şairlerde hoşnutsuzluğa neden oldu. “Tescilli bir komünistin”, nicedir el altından çoğaltılan şiirlerini dergilerde görmek ve okumak işlerine gelmedi belki de…Fethi Naci, Yön dergisinde “Nâzım Hikmet Tedirginliği” başlıklı bir yazı yayınlattı; yazıda Edip Cansever’e de göndermeler vardı.

Atlas Pasajı’nın içindeki Kulis Bar’da bir araya gelen dönemin edebiyatçıları arasında o gün Fethi Naci, Edip Cansever, Selahattin Hilav ve Nuri Akay bulunmaktadır. Söz dönüp dolaşır ve Nâzım’a gelir. İlerleyen sohbetin bir yerinde Nâzım Hikmet’in “vasat bir şair” olduğunu iddia eder Edip Cansever. Fethi Naci bu iddiaya tahammül edemez ve sert bir yanıt verir Cansever’e, “Nâzım vasat bir şairse sen de cüce şairsin”.

“Diploma dağıtmayan üniversite”  olarak da anılan Kulis Bar’ın müdavimleri arasındaki dargınlık iki yıl sürer. Mehmed Kemal “Ağırlığı, denetimi, düzeni vardı.” demektedir Kulis Bar için.

...

Can Yücel, Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar, Tomris Uyar, Salim Şengil, Ömer Uluç, İsa Çelik, Dürnev Tunaseli, Behzat Ay, Muhteşem Sünter, Nezihe Meriç, Mehmetcan Köksal var masada. Kaynaklarda adı geçmemiş ama sol baştan ikinci, sigara içen kişi de Ahmet Oktay’ın ta kendisidir. En azından Serdar Aydın lelem bu kesinliği fotoğrafa bakarak garanti etmiştir.

İkinci Yeni’nin ağırlıkta olduğu bir masa. 12 Eylül sorasının buhranlı günlerinde bir arada olmanın seyrine dalmışlar ufaktan. Encümen-i şuara şiirden bahsediyor belki, belki zamanın omuzlarına yüklediğinden, koyulaşan karanlıktan belki de…

Rakıyla gönüllerini hoş eden hoş insanlar… Dalgın olanı da var güleni de, konuşanı da var somurtanı da içlerinde. Rumelihisarı’dalar.  Düzenli aralıklarla bir araya geldikleri Avcılar Lokantası’nda, 1981 yılının 26 Mart akşamı, buluşmuşlar. Günlerden Perşembe.  Hisar’ın balıkçıları ve meyhaneleriyle yarenliğini bildiğimiz yazar Vecdi Çıracıoğlu’na sordum Avcılar Lokantası’nı; olanlara ek olarak garson Erol’dan bahsetti. Erol’un şair ve yazarları ne çok sevdiğini anlattı telefonda.

Saatler ilerleyip rakı celallendikçe sohbet de kıvamını buldu elbet. “Bu günü rakı ve özgürlük günü ilan edelim!” önerisi geldi Tomris Uyar’dan.

İsa Çelik, kitap kapaklarını yaptığı şair ve yazarlarla iyi arkadaşlık ilişkileri kuran bir fotoğrafçı olarak da anılmaktadır. “Ölmeme Günü” nerede, nasıl ortaya çıktı, ona verelim sözü.
“Oturduk çakıştırmaya başladık. O sırada tombalacı İsmet de geldi. Biraz bozuk… ‘İsmet bir ölük halin var; iyi misin?’ dedim. ‘Ölük’ de benim uydurmam bir laf. Hani umutsuzdan, mutsuzdan farklı…

Tomris cevval zekâ! Bir büyük rakı söyledi. Dedi ki: ‘İsmet önümüzdeki yıl bugüne kadar bu rakıyı muhafaza edeceksin ve gelecek yıl açıp içeceğiz.’

Aldım rakıyı, kâğıt kapladım getirdim. O rakıyı öyle verirsek, biliyorum, alçak İsmet gidecek içecek sonra alacak başka rakıyı getirecek.

Dedim ki ‘Herkes imzalasın, bu rakıyı bu kâğıda sarıyoruz, bantlıyoruz’… Sonra imzaladık, İsmet’e verdik. Rakı ve Özgürlük lafı Dünya Ölmeme Günü oldu. Tomris’in lafıdır o… Onu kâğıda sarma, imzalatma fikri benimdir. Kayıtçılığımdan işte…”

www.evrensel.net