Rusya'nın gölgesinde Irak-Türkiye ilişkileri


05 Ocak 2017 05:07
Cropy

Eğer son anda bir erteleme olmadıysa, bugün Başbakan Binali Yıldırım Bağdat’ta olacak.

Başbakan Binali Yıldırım ile Irak Başbakanı Haydar el İbadi arasındaki görüşmelerden sonra yapılacak açıklamada, muhtemelen; Türkiye ile Irak arasında hiçbir ciddi sorunun olmadığı söylenecek ve iki ülkenin terörizme karşı mücadelede işbirliğinden, karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesinden söz edilecek. Tabii daha kısa süre öncesinde Başika, Telafer, Musul vb. üzerinden karşılıklı atılan salvolardan hiç söz edilmeyecek!

DEĞİŞEN NEDİR?

Burada karşımıza “Peki değişen nedir?” sorusu gelmektedir.

Daha üç-dört ay önce, Rusya-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesi öncesinde Irak-Türkiye ilişkileri Suriye-Türkiye ilişkileri düzeyine geldi-gelecek durumdaydı. Ama Rusya-Türkiye ilişkilerinin “normalleşme”ye başlamasıyla birlikte Türkiye-Irak ilişkileri de bir “normalleşme” sürecine girdi. Öyle ki Irak’tan “Türkiye ile bir sorunumuz yok” diyen açıklamalara kadar gelindi. Oysa Irak’la Türkiye arasında ne ciddi görüşmeler yapılmış ne de “saha”da adımlar atılmıştı!

Ama bu arada Türkiye ile Rusya arasındaki”uçak krizi” sona ermiş, Türkiye-Rusya ilişkileri “eskisinden bile ileri gitmiş”ti. Dahası Türkiye, Rusya, İran; Moskova’da ortak bir deklarasyon yayımlayarak Suriye’de “sürekli bir ateşkes” ve “Suriye krizine siyasi bir çözüm” bulma konusunda adımlar atmış; Astana’da ise Suriye muhalefeti ve rejimin katılacağı bir toplantı konusunda anlaşmaya kadar gelmişlerdir. Üstelik de ABD ve koalisyon ülkelerini masanın dışında bırakarak!

Herhalde Türkiye-Irak ilişkilerinde bugün “normale dönüyor” denilen aşamaya gelinmesini de bölgede Türkiye-Rusya ilişkileri kapsamında ve Rusya’nın gölgesi altında gelişen bir ilişki olarak görmek, bölgedeki gelişmeleri anlamak, yerli yerine oturtmak bakımından önemli olacaktır.

RUSYA’NIN ETRAFINDAKİ BİRLİK ÇELİŞKİLİ BİR BİRLİKTİR

Rusya’nın stratejisinin, bölgenin yeniden paylaşımında aslan payını kendi almak ve Batılıların bölgedeki tartışılmaz hegemonyasına ağır darbe vurmak olduğu dikkate alındığında son derece başarılı olduğu görülmektedir. Ama Rusya etrafında oluşan ve Rusya’yı bölgenin “haritacısı” durumuna getiren ittifak çelişkisiz değildir. Tersine Türkiye ve İran bölgede aralarında uzun bir tarihe de dayanan en sert rekabet içinde olan iki bölge ülkesidir. Ve Şii-Sünni çatışması sürdükçe, bu iki ülke geçici kimi ittifaklar dışında bir araya gelmeyecek ülkelerdir. İran da zaten bir Şii devlettir, Türkiye’nin ise hızla bir din devletine doğru sürüklenmesi bu çelişkileri derinleştirmiştir. Suriye ve Irak rejimleri ise antidemokratik karakterleriyle ve ülkelerin etnik ve mezhep yapısıyla da çatışan rejimler olarak kriz üretmeye devam edecek rejimlerdir. Dahası mevcut Rusya’nın oluşturduğu bu birliğin; ve onun bölgenin en dinamik gücü olan Kürtlerin sorunlarına çözüm getirmeyen stratejisinin bölge halklarının gözünde meşruiyet kazanması da zordur. Ve dahası Kürt sorunu dört ülkenin de sorunudur ve bölgedeki krize çözüm getireceğini iddia eden Rusya bu soruna öncelikle “çözüm” bulmak durumundadır. Ve bu da Türkiye ile Suriye rejimini ya da Irak’ı yakınlaştırmak kadar kolay olmayacaktır.

Ama ne var ki, aynı zorluk aynı zamanda sorunun çözümünü de dayatmaktadır. Dolayısıyla Rusya, müttefiklerini, Kürt sorununu Kürtlerin de kabul edeceği bir çözüm bulmaya zorlamakla yüz yüzedir. Hem de “Suriye krizine bir çözüm” tartışmaları başlar başlamaz! Çünkü Suriye’de Kürtlere bir statü tanınması, bölgedeki tüm ülkelerdeki Kürt sorununun çözümü için de yeni bir imkan olma özelliği taşımaktadır.

RUSYA’NIN AÇTIĞI KULVAR DA BATI’NINKİ KADAR NETAMELİDİR!

Evet Irak’a gidecek olan Başbakan Yıldırım’ın, Irak’la hangi konularda sorunları nasıl çözeceklerine dair somut bilgileri, bugün ya da yarın öğrenmiş olacağız. Ancak bu açıklamalar ne olursa olsun, Türkiye-Irak ilişkilerinde gelişmelerin “Rusya etkisi” altında olduğu tartışılmazdır. Tıpkı Türkiye-İran ilişkilerinde son aylardaki gelişmelerde olduğu gibi.

Dahası Rusya, en azından Halep’in rejim güçleri tarafından ele geçirilmesi günlerinden beri Türkiye’yi Suriye’deki cihatist grupların “hamisi”, “abisi” gibi bir role itmiş görünüyor. Nitekim bu grupların Halep’ten çıkarıp İdlib’e getirilmesindeki anlaşmazlıklar, yapılan ateşkese bu grupların ikna edilmesinde hep Türkiye “aracı” yapılmıştır. Cihatistlerin yakında el Bab’a taşınarak el Bab’ın ele geçirilmesinde kullanılacağı da tartışılmaktadır.

Kuşkusuz bu durum, dünya kamuoyu gözünde hiç de iyi olmayan ve Türkiye’ye yönelik “cihatist grupları destekliyor” suçlamasına yeni dayanaklar sunacaktır. Rusya’nın Türkiye’yi özellikle Batı kamuoyunun gözünde “cihatistleri destekliyor” imajını güçlendirmek için mi böyle bir role teşvik ettiği de ayrıca tartışılması gereken bir gelişmedir.

Tıpkı hikayede olduğu gibi; yuvasının önünde koca peynir parçasını gören fare, “Peynir bu kadar büyük ve mesafe bu kadar kısaysa, bunda bir iş olmalı” diye düşünmüş ve fare tuzağı fark etmiştir!

Türkiye, Rusya’nın kendi önünü böyle hızlı bir biçimde açmasından endişe etmelidir! Eğer, Rusya’nın kendisini çektiği kulvardan dışarıya adım atacak bir seçeneği kaldıysa tabii.

RUSYA KENDİ STRATEJİK KONUMUNU GÜÇLENDİRİYOR

Rusya, Türkiye’yi Suriye ve Irak sorunu başta olmak üzere bölgedeki sorunlar konusunda batı koalisyonundan kopararak ve Rusya, İran, Irak, Suriye ittifakına çekerek, ABD ve müttefiklerine karşı bir bölgesel güç barikatı oluşturmak istemektedir(*) Burada ise Türkiye, en önemli güçtür. Çünkü karşı taraftan koparak Rusya’nın kulvarına geçmektedir. En azından gidişat bu doğrultudadır.

Rusya-Türkiye ilişkileri herhalde görünüşte, tarihinin en parlak döneminden geçmektedir. Medya-Erdoğan-Hükümet ekseninde ortaya konan tabloda görünen, Rusya’nın liderleri gece gündüz, “Ne yaparız da Türklerin içine saplandıkları şu Ortadoğu bataklığından ve Batı’nın zulmünden kurtarırız” diyen “azizler”dir! Ama gerçekler Putin başta olmak üzere Rusya’yı yönetenlerin Tükiye’yi düşünen “azizler” olmadığını gösterdiği gibi, tersine tek amaçlarının Ortadoğu’nun siyasi haritasının yeniden çizilmesinde de düşündükleri sadece kendi çıkarlarıdır. Çünkü böylece Rusya, biri Sünnilerin liderliğine oynayan, öteki ise Şiiliğin tartışılmaz lideri olan bölgenin en önemli iki devletini yanına alarak, Irak ve Suriye’yi de onlara ekleyerek (Yakında en önemli Arap devleti olan Mısır’ın da bu cepheye katılmasının sürpriz olmayacağını gösteren gelişmeler var)  bölgede cihatist terörizme karşı kara gücü sorununu çözerken, Batılılar için de bu zemini ortadan kaldırmaktadır. Dahası böylece Rusya, kendisi Ortadoğu’da “milli ve yerli” bir güç olmamasına karşın, bölgenin haritasının çizilmesinde masanın en başına oturmaktadır.

(*) AKP içinde hatta Hükümet içindeki bazı bakanların bile İncirlik Üssünün “Koalisyon savaş uçaklarına kapatılması”nı istedikleri, diğer bazılarının ise “Hele bir Trump ne yapacak onu görelim, sonra bakarız dediği haberleri de siyaset gündeminde konuşulmaktadır. Dün Savunma Bakanı da tartışmayı bir yanıyla doğruladı.

www.evrensel.net
    • Yalçın 6 ay önce Yanıtla  /  Beğendim 3  /  Beğenmedim 0

      İhsan çaralan bu ülkede devrimci hareketin yetiştirdiği en önemli önder taraflı aydınlardan birisidir.
      Saygı ve selamlar sunuyorum

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.