2016 çok bile kaldı


28 Aralık 2016 04:57

2016 yılı, Türkiye’de mutlu azınlık dışında çok geniş bir kesim için hiç de hayırla anılacak bir yıl olmadı. Genelde gidenin arkasından kötü konuşulmaz. Ama bu kural 2016 yılı için geçerli olamaz.

2016 yılı açısından örneğin biz gazetecilerin gururla hatırlayacağı bir mesleki dayanışma çalışması olarak bir avuç gazeteci ile başlattığımız ve 68 gazeteciye ulaşan Haber Nöbeti ya da gazetecilerin mahkemelerdeki duruşmalarını basın özgürlüğünün savunulduğu kürsülere dönüştürmesi gibi örnekler de var. 

Ama yılın diğer kabus gibi günleri, bu olumlu örnekleri ancak yeni yıla dair umutlarımızı diri tutmak için dayanabileceğimiz anlar haline getiriyor.

Uluslararası Af Örgütü, yılın son ayında yayımladığı raporla, “Türkiye’nin güneydoğusundaki en az yarım milyon insanın şiddet, büyük ölçekli mülk tahribatı ve PKK’ya karşı mücadelede ilan edilen sokağa çıkma yasakları dolayısıyla zorla yerlerinden edildiğini” açıkladı. 

Yerle bir edilen ilçelere haber için giden biz gazeteciler buna tanığız.

Günlerce sokaklardan cenazelerini alamayan insanlar, Cizre’de görev başındayken zırhlı araçtan açılan ateşle yaralanan İMC TV Kameramanı Refik Tekin gibi onlarca görüntü, bu ağır tablonun kareleri olarak hafızalarımıza kazındı. Unutamayız! 

Özgür Gündem’in bir polis ordusu ile basılıp, meslektaşlarımızın darbedilerek gözaltına alınması ve Gazetenin Eş Genel Yayın Yönetmeni Zana (Bilir) Kaya ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya’nın tutuklanması, yayın danışma kurulu üyeleri Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’ın gazete ile dayanışma içinde olan herkese gözdağı vermek amacıyla tutuklanması ve yeni yıla girerken hâlâ cezaevinde olmaları, Cumhuriyet gazetesi yönetici, yazar ve çizerinden oluşan 10 ismin, gazetenin yayın politikasından iktidarın duyduğu rahatsızlık nedeniyle tutuklanması, muhalif kanal ve radyoların mühürlenmesi basın alanındaki vaziyetimizi gösteren tablonun belli başlı örnekleri. 

Son olarak 6 meslektaşımız Berat Albayrak maillerini haberleştirmek iddiasıyla gözaltına alındılar. İktidara yakın medya organlarına göre ise, son gözaltına alınan 6 kişi gazeteci değil, ‘algı ekibi’. 

Cumhuriyet gazetesinin kantin sorumlusu Şenol Buran’ın ‘cumhurbaşkanına hakaret’ iddiasıyla tutuklanması ise, bu baskı zincirinin ulaştığı akıl almaz boyutun çarpıcı bir örneği oldu. 

DW Türkçe’nin dün yer verdiği bir haberde şöyle diyordu: “Uluslararası örgütlere göre, dünyada en çok gazetecinin hapiste olduğu ülke 2 yıl sonra yeniden Türkiye. Türkiye’de 148 gazeteci cezaevinde, 170’e yakın medya organı kapatıldı, binlerce medya çalışanı ve gazeteci işsiz.” İşte 2016’taki hali pür mealimiz.

Genelde gidenin arkasından kötü konuşulmaz. Ama bu kural 2016 yılı için geçerli olamaz

Meclisin 3. partisi olan HDP’nin eş genel başkanları ve milletvekillerinin yeni yıla cezaevinde girmeleri, bölge illerindeki belediyelere kayyım atanarak onları seçenlerin iradelerinin hiçe sayılması ülke tablosunun başka çarpıcı örnekleri. CHP’nin bu tutuklamaların önünü açan dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek vermiş olması da yılın ‘unutulmazları’ arasında anılacak değerde.

Ve onlarca cana mal olan bombalı saldırılar, bu saldırıların yasal alanda siyaset yapan muhalefet odaklarının tasfiye edilmesi ve muhalif basına dönük saldırıların zemini olarak kullanılması da 2016’nın yeni yıla sarkmamasını ummak istediğimiz sayfalarından.

On binlerce kamu çalışanının 15 Temmuz darbe girişiminin ardından uydurma gerekçelerle ihraç edilmesi, bu ülkeye barış geldiğinde saygı ile hatırlanacak ‘Barış için Akademisyenler’ metninde imzası olan bilim insanlarının işlerinden, ekmeklerinden edilmesi de bu yılın utanç kareleri arasında anılacak.

Tüm bu gelişmeler, ve onların sarkan etkileri 2017’ye girerken çok da iyimser olmayı kuşkusuz güçleştiriyor.

Bu tabloyu kendi durduğu yerden değiştirme çabası içinde olmakla, edebiyatın iyileştirici etkisine sığınmak bu satırların yazarı için yegane yollardan biri.

Gecikmeli olarak, 2016’nın sonuna doğru keşfettiğim kalemi parlak Yazar Şebnem İşigüzel’in, yılın son ayında, Can Yayınları’ndan okurla buluşan ‘Ağaçtaki Kız’ının, insana iyi gelen romanlardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. İnsan, bastığımız yerde yaşadığımız bunca şeyden sonra ‘Ağaçtaki Kız’ gibi yüksek bir ağacın tepesine çıkmak acaba bir çare olabilir mi diye düşünmeden edemiyor.

Ve tabii ki 2016 Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen ve aslında kendisi Nobel’den büyük olan (Tanım Mithat Fabian Sözmen’e aittir) Bob Dylan’ı anmadan bu yıla veda etmek olmaz. Dylan’ın ‘The Times They Are A-Changin’ şarkısında dediği gibi bir değişime o kadar çok ihtiyacımız var ki. 

Ama elbette bu değişimin kendiliğinden olmayacağını da bilerek.

www.evrensel.net