Dolar hız kesmiyor


18 Kasım 2016 05:00

Son günlerde doların yükseliş hızı baş döndürüyor.  Nedenler muhtelif. Dışarıdan başlayalım. Trump’ın seçim zaferi burada ön plana çıkan etkenlerin başında geliyor. Trump kampanyaya başladığı ilk dönemde düşük faiz oranlarını destekler açıklamalar yapmakla birlikte son dönemde düşük faizlerin balonu beslediğini sıkça dile getirmekteydi. Amerika Merkez Bankası (Fed) siyasi otoriteden bağımsız elbette (En azından bizdeki ile karşılaştırılmayacak düzeyde) ama yeni başkanın bu duruşu şahinlerin elini güçlendirecektir. Daha da önemlisi Trump’ın mali harcamalarda artış ve vergi indirimi gibi vaatlerinin büyümeyi ve enflasyonu hızlandıracağı yönündeki beklentiler faiz beklentilerini de yukarı taşıyor. 10 yıllık tahvillerin faizi Trump etkisiyle yüzde 1.8’den 2.2’lere tırmandı.

Bu tabloya ABD ekonomisinden gelen son veriler de eklenince faiz artırımı beklentisi güçleniyor. Üçüncü çeyrekte ekonomi yüzde 2.9 oranında büyüdü, işsizlik ise yüzde 5’in altına gerilemiş durumda. Çarşamba günü açıklanan imalat sektörü verileri ise ikinci aya uzanan bir büyüme gösteriyor. Seçim öncesi yapılan Blue Chip ekonomik göstergeler anketi önümüzdeki dönemde tüketici fiyatlarının yüzde 2.6 dolayında büyüyeceğini öngörüyordu. Bu oran halihazırdaki enflasyonun neredeyse iki katı ve henüz Trump etkisinin de hesaba katılmadığı bir senaryoya ait.

Goldman Sachs tarafından yayımlanan rapor Fed’in aralık ayında faiz artırımına gitme olasılığının yüzde 60’dan yüzde 85’e çıktığını belirtiyor. Fed içerisinden gelen açıklamalar da aralık ayında yeni bir 25 baz puanlık faiz artırımı beklentisini destekler nitelikte. Goldman Sachs raporu önümüzdeki yıl içerisinde de politika faizinde 75 baz puanlık bir yükseliş öngörüyor.

ABD’deki bu gelişmeler doların TL gibi diğer para birimleri karşısında da değer kazanmasına neden oluyor. Bir de işin günden güne zayıflayan TL boyutu var. Burada öncelikli etken siyasi belirsizlik. Bakmayın siyasi belirsizliğin piyasalar tarafından fiyatlandığını söyleyenlere. Bu boyutta siyasi belirsizliği fiyatlayacak modeli kimse geliştirmedi, geliştiremez de. Long Term Capital Management tecrübesi finans dünyasına hiç değilse bunu öğretmiş olmalı. Önümüzdeki yıl kaç seçim/referandum geçireceğinizi, ülkenin hangi sistemle idare edileceğini, muhalefet partilerinin bir sonraki seçimi görüp göremeyeceğini dahi bilemiyorsunuz. Bugün seçtiğiniz belediye bir bakmışsınız yarın yok. Yargıda ve kamu kurumlarında dev bir partizan yapılanma. Basın susturulmuş. Olan bitene dair ne istenirse onu duyuyorsunuz. Açıklanan ekonomik verilere de güvenmek zor. Gıda fiyatları çok mu arttı, hop enflasyon sepeti değiştiriliyor. Bölgede yaşanan gelişmeler ve fena halde yalpalayan dış politika da cabası. Bütün bunlara, tüm ekonomik gerçekliklerden uzak, merkez bankasını baskılayarak kredi faizlerini gerileteceğini ve ekonomiye canlılık kazandıracağını düşünen bir ekonomi yönetimini de ekleyince dolar bastı gaza gidiyor. Bu kez doların ateşi 15 Temmuz sonrasında olduğu gibi iktidarın direktifiyle şirketlerin dolar mevduatlarını çözdürmesiyle de dinecek gibi değil. Dahası açık pozisyonların kapanması kaygısı ile döviz piyasasında panik alımları hız kazanıyor. Kolay değil, ekim ayında T.C. Merkez Bankası tarafından yapılan beklenti anketinde yıl sonu dolar kuru beklentisi 3.12 TL, 12 ay sonrası için beklenti ise 3.26 düzeyindeydi. Mevcut haliyle dolar bir yıl sonraki düzeyin dahi üzerine tırmandı.

Bu ortamda Merkez Bankasının müdahaleleri ile kredi faiz oranlarının geriletilmesi ve yatırımların hareketlendirilmesi imkansız. Kur riskinin bu denli yüksek olduğu bir ortamda kredi faizleri gerilemez. Bunun bilinmemesi mümkün değil. Ya ekonomi danışmanları bu gerçeği Cumhurbaşkanına söylemeye çekiniyorlar ya da Erdoğan meydanlara oynuyor. Gösterge faiz oranı mart ayından bu yana ilk kez tekrar çift hanelere ulaştı. Erdoğan konut kredilerinde yıllık faiz yüzde 9’lara inmeli demişti. Halen ortalama faiz oranı yüzde 12’lerde seyrediyor. TL cinsinden açılan ticari kredilerde ise son haftalarda yaşanan yükselişle tekrar yüzde 14.7 seviyesine ulaştı. TBB tarafından yayımlanan rapor üçüncü çeyrek itibariyle kredi genişlemesinin reel olarak durma noktasına geldiğini gösteriyor.

Bir de işin talep boyutu var elbette. Banka yöneticilerini istediğiniz kadar toplayın, konuşun, faizleri indirtip, kredi arzını genişletecek tedbirler alın ekonomiye dönük beklentiler olumsuz olduğu sürece yatırım amaçlı kredi talebi sınırlı kalacaktır. Başbakan 2016 yılına ilişkin büyüme beklentisinin yüzde 4.5’dan yüzde 3.2’ye çekildiğini açıkladı. 2017 yılına dair OVP’de belirtilen yüzde 4.4’lük tahminin yanından dahi geçemeyeceğimiz ortada. Piyasa gerçeklerini görmezden gelerek yapılan öngörüler ve açıklamalar bu aşamadan sonra piyasaya güven aşılamak bir yana sadece paniği arttıracaktır.

www.evrensel.net