Yeryüzü’nden Evrensel Kültür’e


06 Kasım 2016 05:00

Gözlerin var ya çekik kara kara
Önce gözlerindi en güzel ışık

Oktay Rifat/ “Telefon” şiirinden

Maraş Kışlası’nda askerliğini yapıyordu Şükran Kurdakul, 1948-50. Ahır Dağları’ndan esen çöl fırtınasına benzer rüzgâr, kirpiksiz bırakmıştı onu neredeyse. Alay revirinin verdiği ilaçlar çaresiz kaldı, askeri hastaneye sevkettiler sonunda. Bir gece yarısı Eloğlu İstasyonu’ndan bindiği trenle Adana’ya, tedavi olmaya gitti.
Başka bir kentin sabahına inen asker Şükran Kurdakul kelle paça içti, acılı köfte yedi mutlulukla. Yaprak ve Varlık dergilerini aramaya koyuldu hemen. Araya araya buldu Hüseyin Polisçi’nin kitapçı dükkânını. Dergileri sordu, kitapçı arka taraftaki yarı karanlıkta bir adamla sohbet ediyordu.
- Dur bakalım asker ağa. Kimsin sen yahu? Böyle sabah sabah Yaprak dergisi falan?
Yakın geçmişte, İzmir’de çıkardıkları “Genç Nesil” dergisi için mektup yazıp öykü istediği Orhan Kemal’den başkası değildi seslenen. Sarılmalar, kucaklaşmalar, kahveye gidip uzun uzun sohbet etmeler. Mektupla tanışan iki yarenin ilk defa yan yana gelmesinin seyrinde her şey ve mutlak güzel.
Yeryüzü dergisinin yayınlandığı 1951-52 yıllarında ise İstanbul’daydı Orhan Kemal. Bitimsiz geçim sıkıntısına rağmen onca kitabı yazmanın telaşında. Bereketli Topraklar’dan Murtaza’ya uzanan bir serüven. 1966’da “hücre çalışması yaptığı” gerekçesiyle tutuklandığında Türk Edebiyatçılar Birliği’nin Genel Sekreterliği’ni yapıyordu, birliğin Genel Başkanı Melih Cevdet Anday’dı.
Dayanışmanın ve birlikte olmanın bütün olanaklarını seve isteye hayata geçirmek için çırpınıyordu bütün yazar ve şairler. Hemen bir araya gelip “Orhan Kemal Gecesi” düzenlediler. İstiklal Caddesi’ni kesen sokaklardan birindeki tiyatronun salonunda, tutuklu Orhan Kemal ile dayanışmak için düzenlenen gece olabildiği kadar kalabalık ve içtendi.
O gece tarihi bir konuşma yaptı Melih Cevdet Anday. Son cümlesi şöyleydi: “Orhan Kemal gibi edebiyat adamlarını yaratan bir ülkenin geleceğinden umut kesilmez.”

YERYÜZÜ’NDEN BERABER’E

Polis soruşturmalarının bitmek bilmediği yıllar birbirini kovalarken Yeryüzü dergisi TKP’nin yayın organı olarak adlandırılmak istense de bir türlü kanıt bulunamıyordu. Şükran Kurdakul da Zeki Baştımar da TKP üyesi oldukları gerekçesiyle tutuklandıklarında Yeryüzü’nün bir parti yayın organı olduğunu kabul etmemişlerdi. Suat Taşer, Sabih Şendil, Şükran Kurdakul ve yazı işleri sorumlusu Abidin Özkan kısa sürede aklandılar. Gazetelerin 30-40 bin tirajlı olduğu bir ülkede, mahkemece aklanmalarına rağmen,1000-1500 satan Yeryüzü’nü yayınlayacak matbaa bulamadılar.
Olduğu yerde kalmayacaktı elbet. Dergi çıkarma dirençleri kırılmadı hiçbir zaman. Fethi Naci, Metin Özek (Prof.) ve Şükran Kurdakul vardı yeni projenin kaptan köşkünde. İkircikli gözlerden uzaklaştılar. Yeni dergi projesine burun kıvıranlardan, Yeryüzü’nün başına gelenlerden korkup içine çekilenlerden arındılar bir güzel. Orhan Kemal, Rıfat Ilgaz, A. Kadir, Cahit Irgat, İhsan İncesu büyük bir coşkuyla destekliyordu ekibi. “Beraber” dergisi böyle doğdu. Ahmed Arif, Can Yücel, Fahir Onger, Samim Kocagöz, Fakir Baykurt, Talip Apaydın da kolları sıvayıp yazmaya koyuldular Beraber’de. İlk öyküsü “Tuman” Yeryüzü’nde yayınlanan Tahsin Yücel de katıldı aralarına, Beraber’de imzası sık görülen yazarlar arasında yerini aldı.
“Cezaevinden Babıali’ye, Babıali’den TİP’e” adlı kitabında durumu şöyle özetliyor Şükran Kurdakul: “Yeryüzü ve Beraber’de yazanlar dünyaya, ülkemize ve insanlarımıza, iktidarların dümen suyuna rahatça giriveren kapıkulu tabiatlı ‘yenilikçi’lerden başka gözle bakıyorduk. Bu nedenle farklı görüşler oluşmuştu edebiyatımızda.
Gazeteler, partiler ya da bankalardan yardım gören edebiyat dergileri ya yok sayıyorlardı bizi, ya da saldırıyorlardı.”
Meşhur 142. maddeden dava açmaya tenezzül etmedi Beraber dergisi için iktidar. Tıp fakültesinin son sınıf sınavlarına hazırlanan Metin Özek, Ord. Prof Ali Fuat Başgil’in raporuyla, “dine hakaret”ten altı ay hapis cezası aldı. TKP davasından tekrar içeri girdi Şükran Kurdakul. Cumhuriyet ve Vatan’ın yanına Yeditepe’yi de yazdı bir sabah. İnanılmaz bir şey oldu ve Yeditepe aydınlattı hücresini; çünkü Oktay Rifat’ın Telefon şiiri vardı sayfalarında.

EVRENSEL KÜLTÜR’E ÇIKAN YOL

Evrensel Kültür işte bu birikimle yayın hayatına başladı ve neyin mirasına sahip çıkacağının farkındaydı elbette. 25 yıllık tertemiz külliyatını bir gecede karartacaklarını düşünenlerin tarihe dair en ufak bir fikirleri olmasa gerek. Şükran Kurdakul’la Orhan Kemal’in arkadaşlığını hangi KHK engelleyebilir? Ne hakla? Dergicilik tarihimiz irili ufaklı açılma, kapatma hikâyeleriyle dolu. Evrensel Kültür, Orhan Kemal’in paltosunu giydi 25 yıl boyunca. Nâzım’ın ziyaretine gitti hapishanede. Shakespeare ile akrabadır, Tesla ile yakın komşu. Karacaoğlan da yazdı Evrensel Kültür’de Börklüce de. Nice genç insan heyecan ve coşkuyla sarıldı kalemlerine yıllar boyu sayfalarında. Toplumcu edebiyatın ve sanatın gür sesi olmaktan 25 yıl boyunca geri durmadı. Kanun Hükmünde Kararname ile diz kırıp köşesine çekileceğini düşünenler elbette yanılıyor.
Melih Cevdet’ten ödünç alıp 50 yıl sonra başa saracak olursak cümleyi, şunu söyleyebiliriz artık: “Evrensel Kültür gibi edebiyat ve sanat dergisini yaratan bir ülkenin geleceğinden umut kesilmez.”

www.evrensel.net