Terk etmiyoruz


04 Kasım 2016 05:00

Son günlerde sıkça aynı soruyla karşılaşıyorum : “Nasıl hâlâ umudun var?” Belki yersiz, biliyorum ama alternatifi nedir, işte onu bilmiyorum. Zaten umut etmek de nihayetinde bir olasılığın peşinde koşmak değil midir?  Farklı bir Türkiye’nin mümkün olduğuna inanmak dışında ne çıkar yolumuz var?  Hani Bulutsuzluk Özlemi şarkısında der ya “Bir umuttur yaşatan insanı.” Gerçekten öyle. Yoksa tek kişilik hücrede yıllarını geçiren bir mahkum nasıl tutunur hayata, ya da çocuklarını kaybeden bir ana. Dahası her birimizin aktörü olduğumuz bir oyundan bahsediyoruz. Koltuk başında oturup da Galatasaray’ın Real Madrid’i yenmesini umut etmek gibi değil yani. Yaptıklarımız, yapmadıklarımız, korkup da yapamadıklarımız hepsi denklemde ufak da olsa rol oynuyor.
En iyisi buralardan çekip gitmek diyor bazıları. Geçtiğimiz günlerde konuştuğum Bodrumlu bir emlakçı “Buralarda satışlar patladı abi” diyordu, “15 Temmuz’dan bu yana sizin oralardan kaçıyor insanlar.” Hadi diyelim maddi imkanın var, emekliliğini aldın, düşünülebilir. İyi de kaç kaç nereye kadar? İzmir, Burhaniye, Bodrum, Marmaris? Sonuçta Japonya’da değil ki buralar. Elbet memleketi hızla saran karanlık bir gün oralara da sirayet edecek.
Ha bir de yurt dışı alternatifi var. İmkanı olan, olmayan, dil bilen, bilmeyen, iktidarı seven, sevmeyen herkesin gözü dışarıda. Yakın zamanda gördüğüm bir istatistik arama sitelerindeki “göçmenlik” aramalarının 15 Temmuz sonrası zirve yaptığını gösteriyordu. Yine “beyin göçü”nün benzeri görülmemiş bir boyuta ulaştığını haberlerden ve yakın çevremizden takip ediyoruz.
Doğruya doğru, geçmişte bozulurdum burada yaşanmaz deyip de çekip gidenlere. Artık her giden arkadaşın haberini aldığımda birini daha güvenceye aldık diye seviniyorum. Kim bilir belki ardından endişeleneceğim insan sayısının azalması içimi rahatlatıyor, biraz bencilce de olsa. Ama ya giden için? Ardında bıraktığın onca yaşanmışlık, dostun, ailen. Yenilmişlik hissiyle kaçıp gittiğin bir memleket. O da kolay değil. Kaldı ki, biz şerefli mağlubiyetlerle büyümüş bir nesiliz. Varsın yenilmiş desinler ama cesurca oynadı, son topa kadar mücadele etti diye de eklesinler. Bugün yeniliriz belki ama yarın ardımızdan gelenlere üstüne basıp yükselebilecekleri onurlu bir miras bırakırız en azından. Bizden öncekiler gibi.
Hepsinden önemlisi henüz denemediklerimiz var. Ya da beceremediklerimiz. Bu darboğazdan çıkmak için aşmak zorunda olduğumuz kalın çizgilerimiz. Şu bir gerçek ki, üniversitelerde, iş yerlerinde, mahallelerde ve diğer yaşam alanlarında gösterdiğimiz birlikteliği, dayanışmayı üst siyasette gösteremedik. O yüzden yerelde kazandıklarımızı dahi bir bir yitirdik. Mevcut iktidara geçmişten bu yana ideolojik olarak bağlananlar bir yana, rant uğruna bir araya gelmiş, artık ne akarsa diyerek musluk başında bekleyenler, bu beklentiyle siyasi otoriteye koşulsuz biat edenler kadar bir arada duramadık. İktidar istediği yerden böldü, ayırdı. Ne istiyorsa, onu tartıştırdı. Kılıçdaroğlu’nun “siyasi beceriksizliği”, HDP’lilere göre “ulusalcılığı” ulusalcılara göre “Kürtçülüğü”, Demirtaş’ın terör eylemlerini “Yeterince güçlü kınayamaması.” Sosyalistlere göre her ikisinin de “sermaye sınıfının temsilcileri” olması. Ayrı durmak için elbette daha tonla sebep bulunabilir. Ne var ki, demokratik ve laik bir cumhuriyet için asgari müştereklerde buluşmaktan başka yolumuz yok. Bu sürüklendiğimiz karanlıktan çıkış için bir umut varsa, o da burada.
***
KHK’ler en sonunda İstanbul Üniversitesini de vurdu. Uzun yıllar bağımsız demokratik üniversite mücadelesini omuz omuza verdiğimiz çalışma arkadaşlarımız, dostlarımız atıldı. Görünen o ki, liste büyük oranda 50d’ye karşı verilen mücadelede ön plana çıkan o dönemin asistan temsilcileri etrafında şekillenmiş. Araya üniversite yönetiminin muhalif görüşleri nedeniyle tehdit olarak algıladığı isimler sıkıştırılmış. Bugünün pek çok hocası okuldaki mevcudiyetlerini zamanında önlerine sürülen kadro teklifini “ya hep beraber, ya hiçbirimiz” diyerek geri çeviren bu arkadaşlara borçlular. Fırsattan istifade yıllar öncesine dayanan bir hesabı görmek amacıyla işten çıkarılmaları eminim en başta onları rahatsız etmiştir. Umarım aynı duyarlılıkla arkadaşlarımıza sahip çıkar, en kısa zamanda aramıza geri dönmelerini sağlayabiliriz. Bir kez daha başımızı öne eğip geçtiğimiz takdirde her geçen gün daha karanlık bir üniversiteye, daha karanlık bir Türkiye’ye uyanacağız.

www.evrensel.net