‘Kötü insanlar değillerdi aslında’


30 Ekim 2016 05:00

Piyasaya bir soralım, belki ağzı yanmış derviş öğütlerinden derledikleri yeni çıkmazlar vardır. Yeni korkular edinmişlerin saklısında birikiyordur belki tövbe.
Gittikçe geri çekilen sözcüklerin nasıl şımartıldığını soralım. Uzlaşmanın anahtarını neresinde saklar şair? Kolladığı zamanın neresinde soluklanır onun yazdığı dizeler? Ateşe atılmış bir Germinal’den geriye kalan külle kim “Suçluyorum!” diye ayağa kalkıyor.
Değil mi ki kozmik hevesler ve sırt sıvazlamaların çoğaldığına tanıktır herkes. İçten içe çürümenin kokuları yayıldıkça, beyazların da sarhoş olduğuna hayret etmenin kaçınılmazlığı çıkıyor karşımıza. Oysa kederin sokaklarında kostak dolaşanlarla, el ovuşturup onay alanların sesi aynı meydanda çınlamaz. Bunu biliyor papyon takanlar da.
.  .  .
O bazen korkudur, ölümü çağrıştırır. Olmayacak ne varsa getirip diker karşısına insanın. Telaşa verir ortalığı. Piyasaya sormakta fayda var, hangi çıkmazın caddelerinden geçtiniz de fiyakalı acıları temsilen bulunuyorsunuz hayatta? Eşelenip durduğunuz ve kabul görmekte bir an olsun tereddüt etmediğiniz için sancıdı mı içinizde biriken su?
Ki siz çiçeğe su vermek için eğildiğinizde bir şairin göğünden ödünç alırsınız yağmur bulutlarını. Orada doğrulur ve bir kıssanın kapısını aralar şair, bilmediğinizden haber eder size:
geçti haylaz tayların ovayı yorduğu mutlu bahar günleri
geçti ceylanların eğilip usulca toprağı içtiği devran
kuşların ölerek boşlukta bıraktığı çukura sığınıyor sabah
öyle tekinsiz zamanlardayız
Yola buradan başlamış şair, kıssasının giriş dizelerinde “tekinsiz zamanlarda” olduğumuzu demiş yüzümüze.
Şımarık simgelerin fütursuz çoğaldığı doğrudur. Belki buna bir yanıt olur M. Bülent Kılıç’ın “Sımoğlu Süleyman Kıssası”.
Belki bir eşkıya gezinir dağların yamaçlarında. Kekik kokusu yayılır dizelerden. Bir keklik kalkar çalı dibinden, tedirgin eder zamanı. Kanatlarında yorulur sorular. Nereye gitsen kendinden götürdüğün o parça yanıtsızdır. Sezdirmeden sızlayan kuşku anımsatır içten içe kendini ve aniden bir kurşun sesi yayılır ovaya.
Kimin öcünü alacaksan oraya doğru sıkılmış bir kurşun çıkar namludan. İntikam ötekinin hayatına mal olur bazen. Öfkeyle fırlar yuvasından söz. Gidip kavuşacağı, gidip yurt edineceği beden onun sonsuzluğudur. Çözüm müdür, ayrı mesele. Çözüm olması gerekir mi? Soru budur belki de ve aman vermez çelişkileri körükler. Sararmış otlar boy vermez orada artık. Güz bütün hükmüyle sarışın bir şaşkınlıktır ve doruktan yamaca sızan kan besler uçurumları.
Aşk hangi yaraya merhem olur, hangi yarayı kanatır bilinmez. Kanatmayacaksa zaten aşktan bahsetmenin anlamı var mı bu da ayrı bir çıkmaz. Burdan yola çıkıp çıkmazı köpürtmek de şairin işi. Yorgun dizelerden yola çıkıp kendinde olanı yazmanın telaşı kışkırtır insanı. Yazmak ve hesaplaşmak olan bitenle. Yazmak ve üstündeki yükten kurtulma güdüsü boy verir orada. Yazdıkça arındığını hisseder insan. Oysa eksilmenin adımlarıdır sözcükler bazen. Yazdıkça eksilir insan. Bir ormanın kapkara uykusu gelip yurt edinir göz kapaklarını. Gidecek yeri olmayanların sabaha sığınması gibi, gidecek yeri olmayanların yurdudur yazmak.
kötü insanlar değildirler aslında
nicedir dürülmüş yufkaları çağrıştırıyor
açlıktan ölen akrabalarının
alelade çaputlara kefenlenmiş cesetleri
Oturup ağlamanın ve ağıt yakmanın bir yararı yok, acıyı hafifletmiyor zaman. Üstüne gitmeli ve birikenle yüzleşmeli, başka yolu yok.
“Benim için şiir büyük harfle yazılan Tarih’e mütevazı bir isyan, bir meydan okumadır. Şairin ödevi tarih kitaplarının hiçbir zaman yazmadığı, yazmayacağı şeyleri yazmaktır. Sarı iskarpinleri olsun isteyen delikanlıyı, Sivaslı karıncayı, Fahriye ablayı…”
Böyle demiş kitabın arka kapağında M. Bülent Kılıç. Tek bir şiiri zamanın ve öfkenin imbiğinden özenle süzmüş şair.
Öte yandan İranlı ressam Nazar Mousavinia’nın resimleri var kitapta. Ayrıca dehşete düşürüyor insanı. Şiirle resmin buluşabildiği o ender ortaklık sırıtmıyor hatta daha bir güçlendiriyor birbirini iki disiplin.
Ve Yayınevi bizi iyi şiirle buluşturma ısrarını sürdürüyor.
Yaşadığımız günlere itirazı büyütmek için şiir ne iyi bir gerekçe! Yola çıkmak, yola devam etmek, yolda kalana el atmak için şiir nedenler sunar insana. El ele vermek için şiirin caddelerinde daha çok dolaşmalıyız.

www.evrensel.net