18 Ekim 2016 04:50

Gelinen yer: Tek bir dostu olmayan ülke!

Paylaş

Cumartesi günü IŞİD mevzilerinin ABD ve Fransa’nın savaş uçakları ve Başika’daki Amerikan topçusu tarafından başlatılan bombardımanın arkasından, Musul’a yönelik asıl “askeri harekatın” da başladığı duyuruldu. Duyuru önceden ABD yetkililerince de açıklandığı gibi, Irak Başbakanı Haydar El İbadi tarafından yapıldı.
Böylece Türkiye’nin altmış küsur ülkenin katıldığı “koalisyon” içinde yer almadığı görüldü. Dolayısıyla Türkiye’nin “Musul’un kurtarılması”na, çok istediği halde askeri olarak katılmasının istenmediği de açığa çıkmış oldu.
Bu arada ABD’ye gitmiş, orada koalisyon güçlerinin Genelkurmay Başkanlarıyla Musul’la ilgili yapılacak toplantıya katılacağı söylenen Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın kimlerle, ne görüştüğü, ne yanıt aldığına dair bir açıklama yapılmış değil. Ancak Musul’da başlayan askeri harekat açıkça gösterdi ki, Genelkurmay Başkanı Akar’ın ABD ziyaretinden bir sonuç alınamamıştır.
Ve Musul harekatı, son askeri operasyonun başlamasıyla, gerek politikanın gerekse medyanın baş gündemi oldu. Ama, bu gündem Türkiye’nin koalisyona alınmaması; ABD, Irak, İran başta olmak üzere öteki ülkelerin ne kadar Türkiye düşmanı oldukları, Türkiye’nin harekata katılmamasının bölgedeki mezhep savaşını körükleyeceği, Musul’un IŞİD’den kurtulup bir başka terör örgütü “Şii milislerin” yönetimine geçeceği... gibi harekatın aleyhine “nedenler” etrafında biçimleniyor.
Peki bu iddialarda, en azından bir gerçeklik payı yok mu? 
Örneğin;
- ABD’nin, Türkiye’nin Musul harekatını katılmasını istememesinin arkasında Türkiye’nin onun ayağına dolanan politikaların rolü yok mu?
- Rusya’nın, Putin üstünden Erdoğan’la “dostluk pozları” verirken, Türkiye’nin çok önem verdiği Musul harekatına katılması için parmağını oynatmadığı, tersine bu durumu keyifle izlediği yalan mı?
- Irak Hükümeti ve İran’ın Türkiye’yi Musul harekatına katmak istememesinin arkasında mezhepçi bir yaklaşımın olduğu gerçeği yok mu?
- Türkiye’nin, son yıllardaki “kadim dostları” Suudi Arabistan ve Katar’ın Musul konusunda Türkiye dışlanırken “derin sessizliğe” gömülmesinde Sünni İslam’ın liderliği, Arap milliyetçiliği bağlantılı Türkiye’yi Arap topraklarından uzak tutma güdüsü yok mu?
Bu sorular daha da çoğaltılabilir ve bir paylaşım mücadelesinde yer almak için birbirinin üstüne basan ülkelerin kirli politikaları için çok şey de söylenebilir. Ama, buradaki “acı gerçek”, şudur ki, Türkiye’nin Musul harekatına askeri olarak katılmasına destek veren bir tek ülke yoktur! En azından sözü edilecek bir tek bir ülke yoktur!
Dolayısıyla yukarıdaki sorularda gerçek payı olması, Türkiye’nin siyaset erbabının ve medyasının hezeyanını haklı göstermediği gibi onların bu soruların içeriğindeki “kısmi gerçeğe” dayanarak kendilerini haklı göstermelerine yetmez. Tabi burada amaç Türkiye’nin halklarının kafasını karıştırma, onların “Neden Türkiye’nin bir tek dostu yok?” sorusu etrafında sağlıklı bir tartışma yapmasını önlemek değilse! 
Çünkü ,Türkiye’nin bu ölçüde dışlanmış olması için başka ülkelerin politikaları suçlanabilir. Ama sonuçta ABD ve Rusya emperyalistliklerini, İran ve Irak mezhepçiliğini, öteki ülkeler ABD’nin kuyrukçuluğunun gereği olarak kendilerine düşeni yapıyorlar, yapacaklardır da. Bunda şaşırtıcı bir şey yoktur. Ve bu ülkeleri bu suçlamalarla eleştirebilir, yerden yere vurabiliriz. Bugün de siyaset erbabı ve Hükümetin ağzından çıkanı gerçek diye propaganda eden medya bunu yapıyor.
Ama buradan gidilerek sorun çözmekte bir parmak ilerleme sağlanmıyor. Bunu Suriye sorununda da diğer konularda da yıllardır görüyoruz.
Tersine eğer hala, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur”, “Türkiye büyük bir güç olduğu için bizi kıskanıyorlar”, “Bizden korktukları için bizi dışlıyorlar”... gibi arkaik bir milliyetçilik çizgisinde değilseniz, gerçeği bulmak için doğru soru: “Bu noktaya, Türkiye’nin Musul harekatından dışlanması karşısında tek bir destekleyicisini olmaması noktasına Türkiye hangi politikaları izlediği için gelmiştir?”
Bu soru aslında, “Yeni Osmanlıcı dış politikaya yönelinmesi ve bu politikanın sonuçlarının ortaya çıkmaya başlamasından beri sorulmaktadır. Ve sorunun yanıtı da son 5-6 yıl içinde olup biten tarafından verilmiştir.
Bu dönemde Türkiye, yeni Osmanlıcı dış politika üstünden bölge ülkelerinin iç işlerine karışma ve “Lozan tartışması” gibi tartışmalarla komşu ülkelerin topraklarında gözü olduğu düşüncesi uyandıracak, komşuları tarafından kuşkuyla bakılan bir ülke konumuna gelmiştir. Bunlara elbette Sünni mezhepçi bir çizgiden hareketle Suriye ve Irak’ta cihadist radikal Sünni güçler desteklemeye varan girişimler de eklenmelidir.
Bu nedenlerledir ki, altmış küsur ülkeye topraklarını açan Irak, Türkiye’yi “işgalci güç” olarak görüp Musul operasyonuna katmamıştır.
Bu yüzden de Türkiye’yi böyle bir noktaya getiren politikalar tartışılmadan bir yere gidilmez. Bu güne kadar da etrafa sövülüp sayılarak, ama aynı politikalarda direnildiği için varılan yer, dünkünden daha kötü bir “yalnızlık” olmuştur.
Musul’un IŞİD’den kurtarılması amaçlı askeri harekata Türkiye’nin alınmaması bu gerçeği herkesin yüzüne vuran yeni bir ayna olmuştur sadece.
Gelinen yer, hiçbir aklı başında kişinin ya da sorumluluk taşıyan bir hükümetin övünebileceği bir yer değildir. 
Temeldeki yeni Osmanlıcı, bölge ülkelerine “rejim dayatan”, ülkelere iç ve dış politika dayatmayı kendisine tarihsel hak gören dış politika değişmedikçe de Türkiye’nin düşmanları azalmayacak artacaktır! 
 

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...