Melih Cevdet’li bir anı


09 Ekim 2016 04:58

Melih Cevdet, Ankara’da bir devlet dairesinde memurdu. Hepi topu üç kişiydiler dairede zaten. Şef, Melih Cevdet ve daktilo hanım. İşine gider gelir, şair olduğunun bilinmesini istemezdi. Garip akımı o yıllarda fena gırgıra alındığından değil, iş yerinde şair olarak bilinmenin tantanasına katlanmak istemediğinden, Melih Cevdet saklardı şairliğini.

Orhan Veli ne mi yapıyordu o sıralar? Ankara’da posta telgrafta memurdu. Arada bir gidip gelirdi Melih Cevdet’in yanına. Bu çok saygılı, efendi, sessiz arkadaş pek sevilirdi dairede, nezaketiyle tanınırdı. “Posta memurluğundan arkadaşım,” diye tanıştırmıştı iş arkadaşlarına Orhan Veli’yi.  “Ama Orhan’a bunlar yetmez, ille söyleyecek şair olduğumuzu. Bunu benimle eğlenmek için de istiyordu. Çünkü şairliğimi oda arkadaşlarımdan sakladığımı kendisine söylemiş, bunu ağzından kaçırmamasını da sıkı sıkı tembih etmiştim.” diyor Melih Cevdet.

O sıralar Varlık dergisinde Garipçilerin şiirleri yayımlanıyor tabii. Hemen her sayısında yer veriyor sayfalarında Garipçilere, Varlık. Alaya alanlar alıyor yine. 

1915 doğumlu Melih Cevdet. Çocukluğunda fes giymiş icabında. İlkokulda Kur’an dersi görmüş, okuma yazmayı Arap abecesiyle öğrenmiş. Şapka, gramofon radyo derken vezinsiz, kafiyesiz, teşbihsiz şiir neden yazılmasın diye takmış arkadaşlarıyla kafaya. Şiirde yenilik kolay mı? Bütün gazetelerde Garipçileri yeren yazılar…

Bir misafirliğe gitsem
Bana temiz bir yatak yapsalar
Her şeyi, adımı bile unutup
Uyusam!

Bu dizeler yayımlanır da mizah dergileri işe el atmaz mı? Akbaba, duruma el koyar ve sayfalarına şöyle taşır Melih Cevdet’in bu dizelerini:

Bir misafirliğe gitsem
Bana bir temiz dayak atsalar

Orhan Veli’nin Kitabe-i Sengi Mezar adlı şiirinin yayımlanmasıyla gürültünün büyüğü koptu tabii. Ortalık birbirine girdi.

Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırlarından çektiği kadar
.  .  .

O sabah Orhan Veli ziyarete gitti Melih Cevdet’i. Elindeki Varlık’ın açık olan sayfalarında yayımlanmış şiirleri görünüyordu. 

Belli belirsiz bir gülümsemeyle şefe doğru seğirtti Orhan Veli, Varlık’ı açık sayfalarıyla şefe uzatıp “Efendim bakın Melih Bey’in şiirleri,” diye takdim etti.

İlk anda biraz bocaladı şef. Bir zamandır birlikte çalıştığı mesai arkadaşının şair olduğuna şaşırdı. Açık sayfaya bakıp Melih Cevdet’in adını aradı, bulduğunda da yüzüne baktı şairin. Sanki ilk defa karşılaşıyorlardı. Elindeki dergiye dalıp şiirleri okumaya başladı şef.

Orhan Veli “Bana müsaade” diyerek çoktan uzaklaşmıştı olay yerinden, Melih Cevdet’i kaderiyle bir başına bırakmanın saadetini yaşıyordu.
.  .  .
“Bana sorarsanız, bir yazarın, bir ozanın, ünlendiğini fark etmesi neredeyse olanaksız ya da en azından çok güçtür. Üne tanınmamışlıktan gelinir çünkü ve bu iki alanın sınırı keskince belirlenemez, birinden ötekine nasıl, ne zaman geçildiği anlaşılmaz.” Cumhuriyet’te 5 Nisan 1982 tarihinde “Ün Üstüne” adıyla yayımlanan yazısından yaptık alıntıyı Melih Cevdet’in.  “Akan Zaman Duran Zaman” kitabında “General Figaro” başlığıyla verilmiş…
.  .  .
Orhan Veli’nin kaçıp gitmesiyle sessizliğe büründü oda. Daktilo hanım gözlerini kaçırdı diğer ikisinden. Şef şiiri okumaya koyuldu. Uzun sürdü okuması. Anlaşılmayı beklemiyordu, Melih Cevdet. Ama şiiri okuyan şef gülmemek için dudağını ısırdı sanki bir ara.
Okumayı nihayete erdirdi şef. Dergiyi kapatıp Melih Cevdet’e uzattı.
“Tebrik ederim” dedi. “Tabii başlangıçta biraz acemilik olur. Zamanla ilerletirsiniz. Vezni, kafiyeyi öğrenirsiniz…”

www.evrensel.net