Hayalet Oğuz


25 Eylül 2016 04:23

Zaten hayalet olan
Gölge yazar Oğuz’un ölümü de
Herhalde kendinden rivayet

Can Yücel

Şuara meclisi o gece de dağılıp Beyoğlu’nun arka sokaklarından evlerine doğru gitmek için yola koyuldu. Bir kışı daha paltosuz geçiren Hayalet Oğuz evsizdi her zamanki gibi. Emperyal Oteli’ne gidip, hatırlı müşteri; Attilâ İlhan’ın adını vererek bir oda tuttu. Meteliksizdi, zildi, züğürttü, tıngıl ve tırıldı. Odaya çıkıp uykuya çekildi Hayalet. Sabah kalktığında lobiye inip “bende beş kuruş bile yok...” dedi ve ekledi: “Bu ünlü yazar Graham Green’in bir romanının çevirisi. Rehin kalsın. Bu benim ekmek param. Borcumu ödemezsem aç kalırım. Bir iki saat izin verin.”
Otelin parası Baylan’da denkleştirildi, çeviri kurtarıldı rehinden...
Tezer Özlü’ye göre “kelebek gibi” yürüyüşü ve gece hayatını çok sevdiği için “Hayalet” adı verilmişti Oğuz’a. Çeviri yaparak yaşamını sürdürüyordu. Diyarbakırlı feodal bir aileden geldiğini iddia ediyordu arada arkadaşlarına. Yazar, şair, ressam, yönetmen, senarist ve gazetecilerden oluşuyordu arkadaşları. Bütün yaşamını geniş bir sanatçı çevresinin içinde sürdürdü. Aralarında para toplayıp Diyarbakır’a göndermeye çalıştı arkadaşları Hayalet’i. Kimine göre Haydarpaşa’dan, kimine göre Pendik’ten geri döndü. Aile bağlarını tamamen koparmıştı. 
Babasının vali olduğunu yazmış Ahmet Oktay, Gizli Çekmece’sinde: “Hayalet adını Selahattin Hilav takmıştı. Kızdığı zamanlarda ise ‘entelektüel solucan’ derdi Oğuz’a, Ataç’ın Orhan Veli’yle ilgili ‘şakuli solucan’ sözünü değiştirerek. Ekmek parası için ne bulursa çevirdi. Oğuz, Mayk Hammer’ın moda olduğu 57’li yıllarda, Spillane’den çevirmiş gibi yayımlanan 10’a yakın Mayk Hammer romanı da yazdı.”
Oğuz Haluk Alplaçin’in aile bağları hiç düzelmedi. Babası doktor Kâzım Alplaçin’di. Amcaları da doktordu Oğuz’un. Annesi TBMM’de yakın akrabaları olan bir aileden geliyordu. Oğuz’un doğumundan sonra bilinmeyen bir nedenle annesi Dr. Kazım Bey’i terk etti. Eve ikinci bir anne geldi kısa süre sonra; Oğuz da yeni annesinin akrabalarının yanına, Ankara’ya okumaya gitti. Gidiş o gidiş. O evde kaldığı sürece neredeyse hiç konuşmadı, ne bulduysa okudu sadece ve onca uğraşa rağmen bir yabancı gibi yaşadı. Sonra da ver elini İstanbul...
Koltuğunun altında bir İngilizce kitap olurdu genellikle. Ne evi oldu ne oturma takımı ne yatak odası. Otellerde, parklarda, kapı önlerinde, paspas üstünde ve arkadaşlarının evinde yatıp kalktı. Pasaportu olmadı, nüfus cüzdanını gören de çıkmaz. Bir ara “Cimcime” diye çağırılan kadına âşık oldu; kısa sürdü bu fırtına da. Evlenmedi ya da boşanmadı hiç. Devlet dairelerinde işi olmadı, yolu düşmedi devletin kapısına. 
Çeviri ve derlemelerle yüze yakın kitap kazandırdı Türkçeye. Ama hiçbir zaman çevirmen, yazar, şair gibi sıfatlar takmadı kendine Hayalet Oğuz. Bulduğu bir köşeye sığınıp çalıştı. İş bitmeden avans, avansın avansını alarak çeviriye borçlu kaldığı da oldu bir hayli. Yazdığı film senaryolarının adını bilmediği gibi, çekilmiş filmleri izlemişliği de yoktur.
Banka şubelerine de gitmez, eline geçen parayı arkadaşlarıyla harcar ya da onlara emanet ederdi. Hayalet’in parayla ilişkisini bakın nasıl anlatmış Fethi Naci: “Oğuz’un eline arada sırada çeviriden, senaryodan biraz fazlaca para geçerdi; bankaya yatırmak, sonra bankadan çekmek gibi işlerle uğraşamayacağı için fazla parayı bana verir, gereksinimi olunca benden alırdı. Ama eşe dosta ‘Bugünlerde Naci’ye epey destek oluyorum!’ demeyi ihmal etmezdi. Severdi böyle sözler söylemeyi...”
Cahit Irgat ile Metin Eloğlu da arkadaşıydı Oğuz’un. Orhan Veli çizgisine yakın Garip şiirleri yazdığı dönemlerdi Oğuz’un. Metin Eloğlu’nun evine, bir akşam Üsküdar’a gittiler. Metin Eloğlu’nun annesi çok sevdi Hayalet Oğuz’u. Bazı akşamlar ikisi birlikte gözler oldular Metin’in yolunu. Sonra Metin askere gitti, bitirip geldiğinde Oğuz hâlâ evdeydi...

Hiçbir gün yeni değildir bir öncekinden biliyoruz
Eksik şafaklara karşı sarhoş
Yaşanmadan eskimiş günlere çıkıyoruz.
(Hayalet Oğuz’un “Gece Kulübü” şiirinden, Seçilmiş Hikâyeler Dergisi, Nisan 1957)

Tezer Özlü, “Yolları araç ve garip bir insan kalabalığının karşı devrim gibi sardığı İstanbul’u Katmandu’ya benzetiyor, son aylarında: ‘Artık gerçekten yaşamak istemiyorum, hiç tadı yok’ diyordu. Ama bunu söylerken soyut bir bunalımı dile getirmiyordu (...) akıl ve mantığı bu tür gereksizlikleri çoktan aşmıştı.” diyor onun için.
Ahmet Oktay, Heybeliada Sanatoryum Müdürü Zülfü Sami Özgen’i telefonla aramış, hasta Oğuz’u sanatoryuma yatırmalarını sağlamıştı. Birkaç gün sonra Edip Cansever ile Ahmet Oktay buluşup Hayalet’i görmek üzere yola çıktıklarında ölüm haberini aldılar.
Ramazan günüydü, avluda herkes sigara içiyordu. Şişli Camii’nde toplanan cemaate hoca “Ramazan günü sigara mı içilir?” diye atarlandı. Demirtaş Ceyhun ile Fethi Naci üstlendi cenaze işlemlerini. Arkadaşlar aralarında para topladılar. Artan parayı, sonradan, tedavi gören bir şaire vereceklerdi.
Zincirlikuyu mezarlığında merhumun annesinin adını sorduğunda hoca, yanıtsızdı herkes. Dürnev Tunaseli ses verdi uzaktan, “Havva” diye bağırdı.

www.evrensel.net