Suç ve cezada şahsilik


07 Eylül 2016 05:00

Modern hukukun ilkelerinden biri de suç ve cezanın şahsiliğidir. Yani, bir kişi cinayet işlediğinde; katilin eşini, çocuklarını, ana ve babasını cezalandıramazsınız.
AKP iktidarında, hukuk alanında, suç ve cezanın şahsiliği ilkesi açısından da İlk Çağlara döndük. Tutuklananların eşlerini işten atmak, Can Dündar’ın eşinin pasaportunu geçersiz kılmak vd. son örnekler.
Darbeye teşebbüs suçundan tutuklu bir subayın eşi noterde gayrimenkul satışı için vekalet vermek istiyor, noter bu işlemi yapmıyor. Üstelik, bir noter çalışanı kadına bıçakla saldırıyor. Gazeteler de bu olayı bir kahramanlık hikayesi gibi anlatıyor. Hukukun hüküm sürdüğü bir yerde böyle bir olay olduğunda o noterin ruhsatı iptal edilir, bıçakla saldıran ise öldürmeye teşebbüsten yargılanır. Eğer, gayrimenkul devri için vekalet veren kişinin yaptığı iş suç ise mahkemeye başvurulur ve satış ya da devir işlemi iptal edilir. Zaten, hukukun yürürlükte olduğu yerlerde insanlar darbeye teşebbüs etti diye gayrimenkullerine el konmaz. Daha dün darbe yaptılar diye güya yargıladığınız Kenan Evren ve arkadaşlarının mallarına el koydunuz mu?
AKP, 15 Temmuz’dan bu yana hukuku askıya almıştır. O tarihten bu yana yapılanların da darbeden bir farkı yoktur. Eğer, darbe başarılı olsaydı, darbeciler de aynen AKP’nin yaptıklarını yapacaklardı. Yani, kitleler halinde insanları tutuklayacak, tutuklananların eşlerine, çocuk ve babalarına hukuk dışı yaptırımlar getireceklerdi. Kitleler halinde işten çıkarmalar söz konusu olacaktı. AKP’lileri tutukluyoruz, işten çıkarıyoruz derlerken demokrat, solcu akademisyenleri, gazetecileri, sanatçıları da tutuklayacaklar ya da işlerinden atacaklardı.
Bizler, ilerici-demokrat-devrimci vb. aslında darbeden kurtulmadık. Fethullahçıların darbesi yerine AKP darbesine maruz kaldık.
Ve, tabii (Aslında tabii değil, ülkemizde maalesef böyle) ki, bütün darbelerde olduğu gibi, darbecilerin en büyük yardımcısı hakimler ve savcılar. Hukuku hakimler ve savcılar savunamıyor. İşi Anayasa ve yasaları uygulamak olan bir kişinin, her gün işini yapmaması, bilerek yasaları uygulamaması maalesef kınanmıyor bile. Örneğin, yasalara göre tutuklanması mümkün olmayan birini tutuklamazsanız ne olur? İstanbul’dan alıp Yozgat’a mı sürerler? Bunu göze alamayan biri neden hakim ya da savcı olur ki? Belki de, beni de Fethullahçı diye meslekten atar ya da tutuklarlar diye korkuyorlar. Olabilir. Böyle bir ihtimal önemsenmeyecek bir ihtimal değil. Ama, yine de, birkaç cesur hakim ve savcı çıkmalı değil mi?
Burada işte yine gündeme örgütlülük geliyor. Hakim ve savcıların da kitleler halinde örgütlenmesinin zorunluluğu kendini dayatıyor. Hakim ve savcıların güçlü sendikaları olsa böyle siyasi iktidarların baskı ve tehditlerine bu kadar kolay boyun eğerler miydi? Zaten bu nedenle değil mi gerici iktidarların örgütlenme hakkına bu kadar düşman olması? Basın emekçilerinin çoğunluğu örgütlü olsa, bu kadar kolay olur muydu gazetelerin iktidarın yalan makinesine dönüşmesi?
Ne demiş şair? “Dünyayı güzellik kurtaracak!”
Darbelerden, hukuksuzluktan, baskılardan, sömürüden bizleri örgütlü mücadelemiz kurtaracak.

www.evrensel.net

Hukuk guguk

26 Nisan 2017 05:00

Kedi nerede?

19 Nisan 2017 04:10

Seçim barajı meselesi

12 Nisan 2017 04:54

Savaşta önce gerçekler ölür

09 Nisan 2017 05:50

Hakim bağımsızlığı

05 Nisan 2017 05:00

Meclisin feshedilmesi

29 Mart 2017 04:32

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.