31 Ağustos 2016 04:56

Che’yi severiz bay başkan, Çehov’u da

Paylaş

Biz Che’yi severiz bay başkan!

Son gülenin iyi güleceği bir dünyanın varolabileceğine inanmakla kalmayıp onu gerçekleştirmek için mücadele ettiği için severiz. Bir doktor olarak insanın beden ve ruh sağlığının indirgenemez koşulunun ezilen yoksullara hayatın bütün imkanlarını açmak olduğunu bir kez daha gösterdiği için severiz. Che kalpsiz bir dünyanın kalbidir; onun hayalinde kendi hayalimizi severiz.  

Che sizin yalıtılmışlıktan başka bir anlamı olmayan “yerli ve milli” ölçülerinize uymaz. Gerçekleşmesi için canını dişine taktığı Küba devriminden sonra, bir devrimin sağlayabileceği ikbal her neyse, onu elinin tersiyle iterek Bolivya emekçilerinin yardımına koştuğu andan itibaren dünyanın neresinde olursa olsun herkesin özbeöz milli, yerli değeridir. Anlamazsınız! 

Biz Che’yi İspanya iç savaşında faşizme karşı çarpışan uluslararası tugayların enternasyonalizminin mirasını yaşattığı için severiz. 

Siz ise içinde fetih geçen bir başlık altında düzenlenen etkinlikte Che için atıp tutarsınız. Ona eşkıya, katil dersiniz. Onunla kökünüz bir değil, tarihiniz hiç değil. Biliyoruz, anladık! Ama biz tarihin sizin sandığınızdan ibaret olmadığını hatırlattığı, Latin Amerikalı emekçiler tarih yazarken yanlarında olduğu için severiz Che’yi. Bir de dönüp sizin tarihinize bakarak sağlamasını yaparız bildiğimizin: Orada yüz akını değil karasını gördüğümüzde bir kez daha anlarız kökünüzün bir olamayacağını. 

Biz onda onurlu bir geçmişi, temiz bir tarihi, berrak bir geleceği gördüğümüz için severiz.

Başkalarının topraklarına fethedilecek bir arazi muamelesi çekmek ne kelime, emperyalizmin halkların zenginliklerini sömürmesine karşı çıktığı için unutmayız onu, not düşünüz bay başkan!

Che’yi öldürmek halkın mücadelesini bitirmek anlamına nasıl gelmediyse  lafla bitirmek de hiç mümkün değildir artık. Biz onun imgesini dize gelmez, boyun eğdirilemez bir haklılık mücadelesinin bayrağına nakşettik.  Sizin eşkıya gördüğünüzde bay başkan, dünya bir halk kahramanını görür. Çocuklarımız onun resmini taşır, yıldızlı beresinin nakşedildiği tişörtler giyer; türkülerimizde, eylemlerimizde yaşar. 

Anladınız mı bay başkan, Che’yi severiz biz. 

Boş konuşmayın, bırakın...

***
Darbe öyle bir gece ya da sabaha karşı yönetime el koymak anlamına gelmez sadece. Ne de askeri bir iştir. Bizde siyaseti veya toplumu kendince terbiye etmeye kalkan her iktidarın genlerine darbecilik epeyce işlemiştir. Öyle ki bunlar “ol” deyince akan suların duracağını zannederler. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Nejat Birecik de yeni sezon repertuvarını açıklarken akan suları durdurmaya yeltenmiş görünüyor. “Milli, manevi duyguları pekiştirmek için hümanist vatan milliyetçisi sanatçılar olarak vatan bütünlüğüne, birliğine katkıda bulunmak amacıyla sadece yerli oyunlarla sahnelerimizi açıyoruz” demiş genel müdür.

Bundan üç yıl önce bir muhafazakar kültür hamlesi başlatılmış, aynı zamanda şehir tiyatroları tasfiyesinin çanı çalınmıştı. Yani yeni bir şey değil bu, şatafatlı laflar eşliğinde bir kültür kırımı. Şimdi de darbe girişimi vesile edilerek, makbul bulunmayan tiyatro sanatçıları rahatlıkla uzaklaştırılmakta.

Yerli-milli, izole ve evrensel kazanımlardan boşaltılmış bir sanatın imkansızlığı ayrı bir konu. Ne var ki bu iddia bir ajitasyon değeri taşıyor ve sahneye yapılan operasyonlara gerekçe üretmek için kullanılıyor. İki yıl önce Vasıf Öngören’in Zengin Mutfağı’nın, Mehmet Baydur’un Kamyon’unun ve başkalarının başına gelenlere bakılırsa bu milli ve yerli kriterinin muhalif sanatçıların eserlerini tırpanlamak için minareye kılıf uydurmaktan başka bir anlama gelmediği görülür.

Brecht, Çehov, Sophokles, Shakespeare (Pardon o Şeyh Pir yapıldı!) aslında artık hiçbir ulusa ait değildir. Olsa ne yazar. 

Biri Che’ye sataşır, öbürü Shakespear’i yerlileştirip Şeyh Pir masalı anlatır, diğeri Çehov’u sahneden kovar.

Ama her kurum, her “bay başkan” tarihin ve suların akışına kafasına göre müdahale edebileceğini düşündüğü sürece darbeci zihniyet siyasetin genlerine işlemeye devam edecek demektir. 

“Milli ve yerli” ile başlayan, kökümüz diye devam eden cümleler baydı artık.

Durun bir, yeni icat çıkarmayın!

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...